Site Loader

Pablo Picasso’nun tutkulu, çapkın, karmaşık ilişkileri onun sanatını besleyen ve ilham veren önemli etkenlerdi. Kadınlarla arası her zaman iyi olsa da “Benim için yalnız iki tür kadın vardır: Tanrıçalar ve paspaslar.” demekten geri kalmadı. Fakat onun gözünde ister Tanrıça olsunlar ister paspas, sanatının en önemli esin kaynakları kadınlardı. Beraber olacağı kadını seçerken iki kural koyuyordu, bunlardan ilki kadınların kendisine itaat etmesi ki oldukça tepki çekiyordu; ikincisi de boylarının ondan kısa olması.

Kadınlardan ilham alsa da, gerçekten ilgi duysa da hiçbir zaman sadakatini koruyamadı. Ona göre “Kadınlar acı çekme makineleri” idi. Kadınları bu derece kategorize eden bir adamın düzenli bir aşk hayatı olamazdı ve hayatına giren kadınlar ona aşık olmanın bedelini ödedi.

İLK SEVGİLİ: FERNANDE OLIVIER

İspanyol sanatçının ilk büyük aşkı, ressamlara modellik yapan Fernande Olivier. Oliver, son derece özgür ruhlu, ilişkilerinde sınır tanımayan, eğlenceli bir kadındı. Birbirlerine aşık oldular ve Picasso’nun ilham perisi oldu. Picasso onun sayesinde yeni çalışma biçimleri geliştirdi.




Olivier, Picasso’nun en devrimci döneminde onunla birlikte oldu ama ilişkileri inişli çıkışlı ve  kıskançlık doluydu. Picasso, Montmartre’daki stüdyosunun sıcağında çalışırken, sürekli onu yalnız bırakan Olivier’i kıskançlıkla ve kızgınlıkla yiyip bitiriyor, Olivier de ressamın bu duygularını körüklemekten geri kalmıyordu. Birbirlerinin arkadaşlarıyla flört eden çift, bir süre sonra birbirinden uzaklaştı.

“TATLIM BENİM”: EVA GOUEL

Hakkında en az bilgiye sahip olunan Eva Gouel, Fernande Olivier’in en yakın arkadaşıydı. Picasso’nun ilgi alanına girmişti ve çok değerliydi. Picasso, kübist döneminde birlikte olduğu Gouel’in resmini hiç yapmadı ama kadınlarının hiçbirine göstermediği tutkulu aşkı tablolarına yansıttı ve sürekli Eva’yı kastederek ‘tatlım benim’ cümlesini kolajlarına ekledi. İlişkileri Eva Gouel, 1915’te 30 yaşında tüberkülozdan ölene kadar devam etti.

Picasso 1917’de, yazar arkadaşı Jean Cocteau’nun ısrarlarına dayanamayıp, Ballets Russes tarafından sahneye konan Parade balesinin dekorlarını yapmak üzere İtalya’ya gitti. Bu seyahatin iki çok önemli sonucu oldu: 1918 yılının temmuz ayında Paris’te evleneceği balerin Olga Khokhlova ile tanıştı ve Roma’da klasik sanatın derin ve çarpıcı yönünü keşfetti.

En az Picasso kadar zor bir insan olan Olga, ondan bir çocuk doğurdu. Evlerinde her daim kavga ve yüksek sosyetenin eğlenceleri hüküm sürdü. Olga’nın sosyete merakı, bohem Picasso’yu bir süre sonra boğmaya başladı. Olga’yı birçok kez aldatmasına rağmen asla terk etmedi.

EROTİK MASUMİYETİN SİMGESİ: MARIE-THÉRÈSE WALTER

Marie-Thérèse Walter ve Picasso, Marie henüz 17 yaşındayken tanıştılar. Picasso, Olga ile evliyken yaşadığı bu ilişkiyi rahatça sürdürebilmek için, genç sevgilisine evinin karşısında bir daire tuttu ve ilişkileri 8 yıl sürdü. Picasso, Marie-Thérèse Walter’i resimlerinde gözlenen güçlü erotizmini yansıttığı pek çok eserinde yansıttı. Picasso’nun ünlü Vollard Suite çizimlerinin çoğunun ilham kaynağı Marie-Thérèse idi.

Marie-Thérèse ressama deli gibi aşıktı ve bir gün onunla evleneceği umuduyla yaşasa da bu hiç gerçekleşmedi. 1935’te Marie Thérèse’den Maya adında bir kızı oldu, tam da o sırada Olga Khokhlova onun varlığını öğrendi. Picasso’dan boşanmak istedi ama ressam bunu kabul etmedi. Nedeni ise Olga’dan vazgeçememesi değil, Fransız yasaları gereği yapmak zorunda olduğu mal paylaşımına yanaşmamasıydı.

Çift pratikte ayrılsa da, resmen hiç boşanmadı. Olga, Picasso’yu ayrılığa razı etmek için her yolu denedi, yıllarca ressamı nefret mektupları bombardımanına tuttu, gördüğü her yerde hakaret yağdırdı, sevgililerine sataştı.

Picasso, Marie-Thérèse’yi de Dora Maar için terketti. Marie-Thérèse, Picasso’nun 1973 yılında, ölümünden dört yıl sonra kendini asarak intihar etti.

TRAJİK SEVGİLİ: DORA MAAR

Marie-Thérèse, Picasso’ya entelektüel düzeyde ne kadar az şey verdiyse, Dora Maar da o kadar çok şey verdi. Picasso’nun dehası ve birikimiyle boy ölçüşmeye en çok yaklaşan kadın oydu. Asıl adı Henriette Theodora Markovitch olan 29 yaşındaki Dora Maar, sürrealist sanat çevreleriyle içli dışlı bir fotoğrafçı ve ressamdı. Sanatçı Man Ray’in “Sürrealist ikon” diye tanımladığı Dora, Picasso için de “Esin perisi” idi. Maar, Picasso’nun siyasal sorumlulukla eser verdiği dönemde onun partneri oldu.

Picasso, Dora’yı genellikle hep çok güzel ama çok da hüzünlü resmetti. Bunu şöyle anlatıyordu: “Benim için o, ağlayan kadın. Yıllarca onu hep işkence görmüş şekilde çizdim. Ne sadistliğim yüzündendi bu  ne de bundan memnun oldum; yalnızca beni zorlayan bir imaja boyun eğdim. Gerçek buydu.

PICASSO İLE BAŞ EDEN KADIN: FRANÇOISE GILOT

Françoise Gilot, Picasso’nun aşkları içerisinde en güçlü karakterdi. Tanıştıklarında henüz 21 yaşındaydı ama 63 yaşındaki Picasso’nun huysuz ve zor yanları ile çok uzun sürmese de baş edebildi. 9 yıl boyunca aile hayatı yaşadılar ve 2 çocuk sahibi oldular. 1953 yılında ise Gilot, ressamı terk etti. 11 yıl sonra yazdığı ‘’Picasso ile Yaşam’’ kitabı ise aralarındaki tüm bağı kopardı. Picasso, Gilot’a öyle kızmıştı ki, kitabın yayımlanmasının ardından çocukları Claude ve Paloma’yı görmeyi reddetti. Gilot, 1970’de çocuk felci aşısını bulan Amerikalı bilim adamı, doktor Jonas Salk ile evlendi.

YASAK AŞKI: GENEVİÈVE LAPORTE

Genevieve Laporte, Picasso’nun alenen aldatıp onurunu ayaklar altına almadığı ender kadınlardan biriydi fakat yalnızca alenen aldatmamıştı. Zira 1951 yılının mayıs ayında Picasso, 24 yaşındaki Geneviève ile aşk yaşamaya başladı.

Tanışıklıkları 1944’e dayanıyordu. O yıl, 17 yaşındaki Geneviève Laporte, okul gazetesi için Picasso ile röportaj yapmıştı. Yıllar sonra sanatçıyı stüdyosunda ziyaret etmesi kıvılcımın her ikisi tarafından da tutuşmasına yol açtı. 1951 yazında, 70 yaşındaki Picasso, Gilot yerine Laporte’u St. Tropez’ye götürdü. İlişkileri son derece gizli sürdü. Laporte, Picasso’nun yanına taşınma teklifini reddetti ve tam da Françoise’nın ressamı terk ettiği sırada Picasso’yu bıraktı. Jean Cocteau’nun deyişiyle “paçasını ucuz kurtardı.” 1972’de bu ilişkiyi kamuoyuna duyuran Laporte, 2005’te gizli ilişkileri sırasında Picasso’nun çizdiği 20 tabloyu açık artırmaya çıkardı. Picasso’nun Laporte ile geçirdiği dönem, ressamın ‘hassas dönemi’ olarak biliniyor.

SON SEVGİLİ: JACQUELİNE ROQUE

Picasso’nun büyük aşklarından sonuncusu ise, ikinci evliliğini yaptığı, ağırbaşlı Jacqueline Roque idi. Vallauris’de, Picasso’nun seramiklerini yarattığı Madoura Pottery Studio’da 1954’te tanıştılar. 27 yaşındaki Jacqueline, ressamın son esin perisiydi. Picasso, 1961 yılında evlendiği (Olga Khokhlova, 1954’te hayatını kaybetmişti.) Jacqueline Roque’nin 400’den fazla portresini yaptı. Bu resimlerin en önemli yanı, 70 yıl sonra Picasso’yu yeniden en başa, neredeyse Mavi Dönemi’ndeki çizimlerine geri döndüren klasik hareketsizliği; Roque’nin özelliklerini dikkatle yansıtmalarıydı. Jacqueline ile yaşadığı yıllar, Picasso’nun en verimli dönemlerinden biriydi. Diğer aşklarının hepsinden çok Jacqueline’i çizdi. Öyle ki, bir yılda neredeyse 70’den fazla portresini yaptı. Picasso, 8 Nisan 1973’te öldüğünde, 20 yıldır onunla beraberdi. Ama Jacqueline’in hikâyesi de trajediyle bitti. Jacqueline, Picasso’nun çocukları Claude ve Paloma’nın cenazeye katılmasına engel oldu, mülklerinin paylaşımı konusunda bütün çocuklarıyla mücadele etti. Ama ilginçtir, Picasso Müzesi’nin yaratılmasında tam tersi bir tutum alıp, hepsiyle işbirliği yaptı. Ta ki 1986’da kendini vurup intihar edene kadar. Hiçbir kadının hikâyesi mutlu bitmedi. 

Belki de Dora Maar haklıydı, “Picasso’dan sonra yalnız Tanrı var”dı.

Kaynakça

http://www.tempomag.com.tr/detail/pablonun-paspaslari-picassonun-tanricalari

https://www.alamy.com/pablo-picasso-and-olga-khokhlova-museum-private-collection-image212359958.html

http://www.tempomag.com.tr/detail/pablonun-paspaslari-picassonun-tanricalari

Gülendam

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla