SUÇLU BEYİN: KRİMİNAL NÖROFİZYOLOJİ

*Ergen bir anneden doğan ve onunla beraber istismarcı, alkolik bir üvey baba ile birlikte yetişen Steve hiperaktif, huzursuz, itaatsiz bir çocuktur. 14 yaşında okulu bıraktıktan sonra Steve ergenlik yıllarını kavga ederek, çalarak, ilaç kullanarak ve kız arkadaşlarını döverek geçirdi. Okuldaki danışmanlık, gözetim memuru, çocuk koruma servisi ile yapılan çalışmalar felaketi önleme konusunda başarısız oldu. 19 yaşında araştırmacılarla en son görüşmesinden birkaç hafta sonra kendisini yeni bırakmış olan kız arkadaşını başka bir adamla buldu ve onu vurarak öldürdü. Aynı gün kendisini öldürmeye çalıştı. Şimdi şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezası çekiyor.

*Joshua 2 yaşındayken bir gün aniden evden trafiğin içine atladı. Akrabalarını ve arkadaşlarını tekmeledi, kafalarına vurdu. Ailenin hamsterini kalemle dürttü ve onu boğmaya çalıştı. Düzenli öfke nöbetleri yaşamaya başladı. Bir noktada kendine eziyet etmeye, kafasını duvara vurmaya, kendisini buzdolabına sıkıştırmaya başladı. Joshua’ya sevgi göstermek, davranışlarında çok az fark yarattı. 3 yaşına geldiğinde davranışları sebebiyle anaokulundan uzaklaştırıldı. [1]

​İnsanlık tarihi kadar eskidir suçun ve suçlunun doğasını merak etmek. Normalin dışına çıkan her davranışın kişide fiziksel bir belirti göstermesi gerektiğine inanmak ise bu davranışların hedefinde olup, bunu anlama konusundaki çaresizliğin nesnel dünyada karşılık bulmasıydı belki de. Kökeni bilinmeyecek kadar eski olan el ve yüz çizgilerinden karakter tahlili Ortaçağ’da giderek daha fazla gelişim göstermiş ve gerek Hristiyanlık gerekse İslam dünyasında, fizyognomi olarak tabir edebileceğimiz, kişinin yüz şeklinden kişilik analizi yapılmaya başlanmıştı. Ancak 1876’da L’Homme Criminel ile İtalyan Pozitivist Kriminoloji Okulu’nun öncülerinden olan Cesare Lombrosso yıllarca yaptığı otopsilerde gördüklerini psikiyatri, sosyal darwinizm, fizyognomi gibi disiplinlerle birleştirerek, daha sonra Eduardo Galeano tarafından ırkçılığı bilimsellik kisvesi altında ete kemiğe büründürmekle suçlanacak ölçüde, suçlu insanın fizyolojisini bilimsel olarak açıklamaya çalıştı ve böylece yıllar sürecek bir tartışma başlamış oldu: Suçlu mu doğulur, suçlu mu olunur?

​​Lombrosso bu kitabıyla suçluları aslında 5 gruba ayırmıştı;

​1) Doğuştan suçlular,

2) Sar’alı suçlular,

3) Mukavemet olunamaz ihtiraslara sahip suçlular,

4) Akıl hastalığına veya akıl zaafına tutulmuş suçlular,

5) Tesadüfî Suçlular

Daha sonra Lombroso tesadüfi suçluları da üç ayrı alt gruba ayırmıştır: Yarı suçlular (pseudo-criminali),kriminaloidler ve anormal olmayan inatçı suçlular.[2] Kendisinin öğrencisi olan ve Lombrosso’dan ve onun suçlu tipolojisinden oldukça etkilenen Enrico Ferri ise daha sonra Lombrosso’nun bu teorisini genişletti ve yüzün kızarması gibi vazomotor belirtilerin dahi suçluluğa bir kanıt olduğunu söyleyerek bunların yargılama sırasında dikkate alınması gerektiğini belirtti. Lombrosso ve Ferri’nin bu çalışmaları 19.yüzyılda daha fazla tartışılır duruma geldi ve bir şekilde ırkçılığa da hizmet etti. Elbette ki bilimde ortaya atılan her fikir yanlışlanabilirliği yönünden dikkate alındığı için Lombrosso’nun bu pozitivist yaklaşımı da bol bol eleştirildi. Eleştirenlerden birisi cezaevi doktoru Charles Goring’di ve 1913 yılında yayınlanan İngiliz Mahkum isimli kitabında Lombrosso’nun “… Saçlarda azalma, kuvvet ve kilo kaybı, kafatası hacminin küçüklüğü, basık ve dar alın, kafatası kemiklerinin kalınlığı, çene ve elmacık kemiklerinin olağanüstü gelişmiş olması, deri renginin koyuluğu, çok ve kıvırcık saç, büyük ve yelken kulaklar, iki cinste birbirine benzeme (kadınlarda erkekleşme, erkeklerde kadınlaşma), genetik faaliyetlerde azalma, daha az acı duyma, manevi açıdan duygusuzluk, pişmanlık duygusunun olmaması, kendini çok beğenme, cesaret gerektiren yerlerde cüretkarlık ve bunu izleyen korkak davranışlar, batıl inançlara sahip olma, kendine özgü ahlak anlayışı”[3] olarak tanımladığı ve Stigmat adını verdiği suçlu tipi iddiasını, kontrol grubu olarak üniversite öğrencilerini ve akademisyenleri kullandığı bir araştırma sonuçları ile çürüttü. Ancak Goring’in bu araştırması da karşı eleştiri buldu ve Neo-Lombrosian ve Genetik Teoriciler bu tartışma ortamına girdi. 1930’lu yıllarda ise davranışçılık ekolünün öncülerinden olan psikolog James Watson “Bana eğitmek ve büyütmek için sağlıklı, iyi yapılanmış bir düzine çocuk verin. Atalarının mesleği ve ırkı ne olursa olsun ben onların yeteneklerine, eğilimlerine, meziyetlerine, yatkınlıklarına aldırmaksızın onlardan size kendi seçimime göre doktor, avukat, hatta dilenci ve hırsız yapayım” diyordu. Karşılıklı araştırmalar devam ederken nörobiyoloji gelişiyordu ve 1800’lü yılların ortasında demiryolunda işçi olarak çalışırken geçirdiği kazada bir demir çubuğun çenesinin altından girerek başının üstünden dışarı çıkan ve kaza sonrasında hayatta kalan ancak kişiliği tamamen değişen; kazadan önce ciddi, sorumluluk sahibi, enerjik ve çalışkanken kazadan sonra sorumsuz, öfke patlamaları yaşayan ve neredeyse ahlaksız denilebilecek bir insana dönüşen Phineas Gage’in değişimi hala açıklanamıyordu. Bilinen tek şey, Phineas Gage’in orbitfrontal korteksinin çok ciddi bir şekilde yaralandığıydı. Bu esrarengiz değişimin nedenlerini araştıran sinir bilimci Hanna Damasio ve nörolog Paul Eslinger ventromedial prefrontal lezyonları bulunan hastalarla yaptıkları çalışmalarda, bu hastalarda analitik ve dil-ifade becerisinde herhangi bir kayıp bulunmamasına karşın lezyon sonrasında sosyal ilişkilerde zayılama, isabetli karar alma mekanizmasında bozulma, duygusal tepki ve örüntülerin yok oluşu, ahlaki ve dengeli davranışlarda negatif yönlü değişim olduğu sonuçlarına ulaştılar. [4] 1985 yılında ventromedial prefrontal korteksi iki taraflı zarar görmüş olan bir hastaya sundukları hipotetik senaryolarda hastanın duyarlı ve makul cevaplar verdiğini ancak kendi hayatında bu cevapların aksi yönünde kararlar aldığı ve davranış sergilediğini gözlemlemişlerdi. Onların üzerine eğildikleri bu konu bilim dünyasında oldukça heyecan uyandırmıştı ve nörobilimciler artık beyinde suçlu bölgeyi arıyorlardı. Suçlu doğulur mu olunur mu sorusu artık yerini suç sağlıklı bir beynin mi yoksa hasta bir beynin mi ürünüdür sorusuna bırakıyordu.

​ Dürtüsel saldırganlıkla ilgili olarak genellikle beynin amigdala, ventromedial prefrontal korteks (medial orbitofrontal korteks ve subgenual anterior singulat korteksi içerir) dorsomedial talamus, temporal korteks, ventral tegmental alanları incelendi. Dürtüsel eylemlerin kontrolü ve tepki düzenlenlenmesinde orbitomedial prefrontal korteks ve ventromedial prefrontal korteks, singulat korteks, hippokampal formasyon, lateral hipotalamus ve frontal korteks rol alır ve sosyal durumların analiz edilmesinde deneyimleri, hatıraları, çıkarımları ve yargılamaları kullanır. Bu durum bize bu alanlardan sadece birisinin işlevsel bozukluğunda karar verme mekanizmasının büyük ölçüde bozulacağı ile birlikte tepkilerde istenmedik yönde değişim olabileceğini göstermektedir. Beyin yapısal görüntülenmesi için genellikle Tomografi, MR, SPECT ve PET kullanılmaktadır ve suça yönelik olarak yapılan ilk beyin araştırmalarından birisi Daniel J.Flannery ve ekibi tarafından CT kullanılarak yapılmıştır. Bu çalışmada cinayet işlemekle suçlanıp tutuklu ya da tutuksuz yargılanan 31 kişinin beyin tomografileri incelendiğinde % 64.5 oranında frontal bölgede, % 29 oranında ise temporal bölgede lezyonlar tespit edilmiştir.[5] Benzer bir grupla yapılan bir diğer çalışmada ise deneklerin leteral ve medial prefrontal bölgelerinde kontrol grubuna göre daha az glukoz tüketildiği bulunmuştur. Glukoz tüketimindeki azalmanın nedenin araştırıldığı ileri çalışmalar bu duruma azalmış serotonerjik etkinliğin yol açabileceğini göstermiştir. Bu bulgulardan hareketle agresif davranışları olan borderline kişilik bozuklukluğu tanılı olgulara 6 hafta fluoksetin verildikten sonra yapılan PET incelemelerinde azalmış orbitofrontal kan akımının yükseldiği tespit edilmiştir. [6] 1998 yılında Raine ve arkadaşları tarafından suçluluğu kesinleşmiş bir grup cinayet suçlusu ile yapılan çalışmada ise, suçluların prefrontal aktivitelerinde düşme ve subkortikal aktivitede artma tespit edilmiştir. Yine Raine ve arkadaşları tarafından 2002 yılında yapılan bir çalışmada ise, antisosyal kişilik bozuluğu olan insanların, prefrontal kortekslerindeki gri madde hacminin %11 oranında azaldığını tespit edilmiştir. [7] Yine New ve ekibi 2004 yılında yaptıkları bir çalışmada ise dürtüsel saldırganlık geçmişi olan bir grup insanın 12 haftalık SSRI tedavisi sonrasında prefrontal aktivitenin arttığını ve saldırganlığın azaldığını tespit ettiler.[8]

​Lombrosso ile başlayan ve günümüzde nörobiyolojik temelleri araştırılan suç ve suçlu kavramları, ileride nasıl değişecek bunu bilmiyoruz. Bu kişilerin tedavi edilme ve edilmeme durumlarında suçun önlenmesi veya suçlunun ıslahı yönünde nasıl protokoller geliştirilecek bunu da bilmiyoruz. Ancak kesin olan bir şey var ki, suçun nörobiyolojisi daha iyi anlaşıldığında, hukukçularımız nörobilimcilerimizden daha fazla uykusuz kalacak.

​Bu arada, Joshua’ya ne oldu dediğinizi duyar gibiyim. Joshua psikiyatrik tedaviye alınarak kendisine monoaminerjik agonist verilmeye başlanmış,davranışçı terapiye alınmış ve davranışlarında büyük ölçüde normalleşme görülmüştür. Sanırım Joshua vakası ile Lombrosso bir kez daha haksız çıkmıştı.

​KAYNAKÇA

​1.Holden,C.,The Violence of The Lambs.Science,2000,289,p.580-581

​2.Dönmezer, S. Kriminoloji, Beta, İstanbul, 1994, 8.Baskı, s.386 vd.

​3.Sapsford, İndividual Deviance: The Search for the Criminal Personality, Crime and Society, (ed. Fitzgerald-McLernan-Parson), London, 1986, p.311

​4.Damasio, H.,Eslinger P., Adams, H.P., Aphasia Following Basal Ganglia Lesions; New Evidence.Seminars in Neurology,1984,4,p.151-161

​5.Flannery J, Vazsonyı AT, Waldman ID (2007) Handbook of Violent Behavior and Aggression. The Camridge University Pres, p.77-242

​6.Bilici,M. Şiddetin Nörobiyolojisi, BAŞKA / Psikiyatri ve Düşünce Dergisi,İstanbul, 2009,Sayı: 3, S. 127-139

​7.Raine,A.,Meloy,J.R., Bihrle,S., et al.Reduced Prefrontal, and Increased Subcortical Brain Functioning Assesed Using Positron Emission Tomography in Predatory and Affective Murderers, Behavioral Science and the Law,1998,16,p.319-332

​8.New,A.S.,Buchsbaum,M.S.,Hazlett,E.A.,et al.Fluoxetine Increases Relative Metabolic Rate in Prefrontal Cortex in Impulsive Agression. Psychopharmacology, 2004,176, p.451-458

Bir cevap yazın