1920-1950 DÖNEMLERİ ARASI TÜRK ROMANI ÜZERİNE

Roman, toplumu etkilemesi bakımından anlatma esasına bağlı türler arasında en başta gelenidir. Toplumdaki değişmelerden beslenen ve malzemesi insan olan roman, bağlı bulunduğu toplumun zaman içerisinde değişen sosyal yapısını, zevklerini, dünya görüşlerini ve eğilimlerini vermesi yanında hayatı düzenleyen, yönlendiren bir özelliğe de sahiptir. Tanzimat ile birlikte tanıdığımız bu yazınsal türün sözünü ettiğimiz olanaklarından, bu dönemde roman yazarlarımızın geniş ölçüde yararlandığını söyleyebiliriz. Özellikle ulus olma sürecinin yaşandığı Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında roman, her alanda köklü değişimler getiren bir iletişim aracı olarak kullanılmıştır.
Bir önceki kuşağın romancıları, batılılaşma, kaybolan değerlerle ilgili izlekler çevresinde çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı ise, genellikle Cumhuriyet ideolojisi çevresinde şekillenirken, çocukluk ve gençlik dönemleri, savaş buhranı, ittihatçıların parti kavgaları, Birinci Dünya Savaşı ve Mütakere döneminin karışık sahneleri gibi konular içinde geçmiştir. Bu sahnelerle paralel olarak savaş sonrası psikolojik ve fiziksel olarak yorulmuş, tahrip olmuş şehir ve şehir halkı tasvir edilmiştir. Ve Daha sonra İstiklal Savaşı’na ve Cumhuriyet kuruluşuna tanık olmuş genç kuşak romancılar, dönemin koşulları gereğince kurulan yeni devletin şartlarını destekleyen romantik eserler yazarlar. Bu eserler dönem içerisinde Anadolu’ya ve Anadolu insanına açılma, onları eğitme eğilimi gösterirlerken yer yer savaş sonrası buhran da tekrar gözler önüne serilir. Cumhuriyet’in yükselen değeri olan milliyetçilik, uygarlaşma, hurafelere çağdaş değerlerle karşı çıkma, ulus olma bilincinin yaygınlaştırılması gibi temel kavramlar da romanda işlenmeye çalışılır. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen sanayileşmeye paralel olarak köyden kente göçün artması, özellikle köy kökenli romancıların ideolojik bir tek yanlılıkla da olsa köy sorunlarına yönelmeleri, romanımızda yeni ufuklar açar.
Aynı dönem başlangıçlarında birkaç büyük sanatçı roman ve hikayemizde varlıklarını ispat edip Cumhuriyet yıllarının önde gelen şahsiyetlerinden olabilme şansını yakalamışlardır bu isimler;
Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Aka Gündüz ve Peyami Safa’dır.
Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu Milli Mücadele’yi adım adım takip etmiş ve o macerayı sanat sahasına nakletmişlerdir. Onların yazdıkları her satır heyecanla beklenmiş ve okunmuştur. Halide Edip romancı olarak şöhretini çoktan yapmış olduğu halde Yakup Kadri asıl Cumhuriyet’ten sonra romancı şöhretini kazanmıştır. Yakup Kadri Fecr-i Ati’nin ısrarla savunduğu “sanat sanat içindir “ anlayışını terkederek, dönemdeki birçok arkadaşı gibi memleket edebiyatına katılır. Sanatkarane üslubunun gücü ile gerçeğin trajedisini birleştirir. O Milli Mücadele’nin bir destan olduğuna inananlardandı ve destani bir üslupla anlatılmasını istiyordu. O dönemlerde yazılmış olan makalelerini ve hikayelerini Ergenekon adı altında toplaması da bu arzusunun ifadesidir. Ziya Gökalp’in manzum olarak işlediği Ergenekon destanı dirilişin sembolüdür. Karaosmanoğlu’nun hikayelerinin konuları gerçek hayattan alındığı gibi usta yazarın kalemiyle değişik boyutta okuyucuya aktarılır. Romanlarına gelince Yakup Kadri bir çöküş dönemi romancısıdır. Bu seçim onun dünya görüşüne uygun olmakla birlikte, o aynı zamanda dönem yazarları gibi yaşadığı dönemin tanıklığını üstlenir. Her romanı çöken Osmanlı Devleti’ni oluşturan bir kurumun yozlaşmasını ele alır, kurumları yozlaşan bir devletin çöküşü de kaçınılmazdır.
Reşat Nuri’ye gelecek olursak Çalıkuşu adlı romanıyla ünlenen yazar, başlangıçta oyunlar ve tiyatro üzerinde yazılar hikayeler de yazar. En hissi görünen romanlarında bile hayatın ve insanın bir kesitini ortaya çıkarır. Köylü, çiftçi, küçük memur ve aydın günlük geçim derdindeyken, bunların kaderiyle meşgul olan öğretmen, doktor, asker gibi meslek mensubu aydınlar hem onlar gibi geçim derdindedirler, hem de onların hayatında kurtarıcı rol oynarlar. Onların hikayeleri, yazar için dönemin imkansızlıkları ve idealizmini anlatma vasıtası olur. Reşat Nuri konuşulan Türkçeyi roman ve hikaye dili haline getirmiş ve bu özelliği ile bütün çağdaşlarının takdirini kazanmıştır. Temiz dili, mizah dergilerinde keskinleşen alaycı ifadesi, seçilen konular, canlandırdığı tipler ve ironik anlatım tekniğiyle her seviyeden okuyucunun kendisinde bir şeyler bulduğu ve vazgeçemediği yazar olarak döneminin örnek alınan sanatçılarından olmuştur.
Refik Halit Karay cephesinden bakacak olursak, gazetelerde çevirici olarak yazı hayatına başlayan Karay mizah dergilerinde yazmış ve bu yazılar yüzünden iki defa sürülmüştür. Milli Mücadele aleyhindeki yazıları dolayısıyla yurt dışına sürülmüştür. Derinden derine okuyucusuna işleyen ironik bir üslubu da Maupassant tekniği ile birlikte kullanır. Yeni Lisan hareketini benimsediği görülür. Temiz bir İstanbul şivesi ve anlatımını eserlerinde yaygınlaştırmış, mahalli sözler ve çirkin ifadelerden daima uzak kalmıştır. Yurda döndükten sonra, gazetelerde romana ağırlık vererek yazmaya devam etmiş, aşk ve macera türü romanları ile sevilmiştir.
Aynı dönem yazarlarından Peyami Safa, İlhami Safa ile çeşitli dergiler çıkartmıştır, kalemini iki ana vadide kullanmış olan yazar bir gazeteci olarak da kuvvetli polemiklere imzasını atmıştır. ilk romanından itibaren toplumun çeşitli yaralarını deşen, insan psikolojisinin derinlemesine tahliline girişen Safa, Dünya savaşlarının getirdiği yeni şartların toplumu nasıl alt üst ettiğini ele alırken, doğu batı çatışması temalarına da romanında yer verir.
Abdülhak Şinasi Hisar bu dönemde üç romanı ve hatıralarıyla ön plana çıkar. Romanındaki kişiler kendi yakın çevresindeki insanlardır. Kurmaca dünya içerisine hatıralarını yerleştirir. Yazar aynı zamanda hikayelerde anlattığı kişiler hakkındaki duygularını açıklayan bir kişi olarak da romana katılır. Özellikle İstanbul’un kültürümüzde de önemli yerleri bulunan üç mekanını, Çamlıca, Boğaziçi ve Büyükada’yı anlatarak döneme iz bırakır.
Tüm bu önemli yazarların yanı sıra, sonrasında adlarından söz ettiren popüler romancılarımız ise başta Aka Gündüz, Mahmut Yesari, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ercüment Ekrem Talu, Sermet Muhtar Alus, Osman Cemal Kaygılı gibi isimlerdir. Bir sonraki dönem başlığımız ise Köy edebiyatı olacaktır. Edebiyatımızda köy, daha önceleri birkaç örnek var ise de asıl Nabizade Nazım’ın Karabibik adlı eseriyle başlamıştır. Bu bağlamda Sadri Ertem, Reşat Enis Aygen, Sabahattin Ali, Faik Baysal gibi yazarlar bu dönemde eserler vermişlerdir. Başarı baremleri ise tartışmalıdır.
Cumhuriyet sonrasının hayatımızdaki en önemli konularından biri köy ise diğeri de kadın konusudur. Edebiyatımızda kadın konusunun işlenmesinin yanında kadın yazarların bu konuya el atması da önemli bir safha oluşturur. Cumhuriyet sonrası yapılan inkılapların yaygınlaşmasında kadın eğitiminin ve kadın haklarının kazanılması çok önemlidir. Bu da romanlarımıza iyi kötü, doğru yanlış da olsa yine de yansımıştır. Bu bağlamda döneminde eser veren yazarlar; Müfide Ferit Tek, Şukufe Nihal Başar, Halide Nusret Zorlutuna, Suat Derviş, Mükerrem Kamil Su, Kerime Nadir, Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Nezihe Araz, Peride Celal gibi yazarlardır.

Kısaca bahsettiğimiz Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı, kendisini ve önemini Ahmet Hamdi Tanpınar’a kadar gerçek ve tatmin edici bir solukla bulamasa da, bu bağlamda sürece etkide bulunmuştur. Bizde gerçek Roman Tanpınar ile başlamıştır diyebiliriz.

Yazar:

Servet Sena Çelik

Kaynakça

Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı, Ramazan KORKMAZ, Grafiker Yayınları
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, İnci ENGİNÜN, Dergah Yayınları

Bir cevap yazın