Antropolojiye Giriş

Antropoloji insanlık/insan bilimi olarak bilinir. Antropolojinin kelime kökeni anthropos insan ve –logos akla dayanan bilgi-bilim gibi anlamlara gelen iki kelimenin birleşmesinden gelir. Homo sapiens’in biyoloji ve evrimsel gelişim aşamalarından, onu diğer hayvanlardan kesin olarak ayıran topluluk ve kültür özelliklerine kadar farklı yönlerden insanları inceler ve araştırır. Özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren antropoloji içerdiği çeşitli konular sebebiyle daha özelleşmiş alanların bir araya gelmesiyle oluşmuştur.
Fiziksel antropoloji; biyoloji ve insanların evrimi üzerine yoğunlaşmış bir daldır (daha detaylı olarak human evolution makalesinde tartışılmıştır). İnsan gruplarının sosyal ve kültürel yapısını inceleyen antropoloji dalları kültürel antropoloji (etnoloji), sosyal antropoloji, dilbilimsel antropoloji ve psikolojik antropoloji olarak bilinir. 19. yüzyılın ikinci yarısında kendi başına ayrı bir disiplin olduğundan beri arkeoloji tarih öncesi kültürlerin araştırılmasında bir yöntem olarak antropolojinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Genel Bir Bakış

Antropoloji bir akademik disiplin olarak varlığı boyunca, beşerî bilimler ile doğa bilimlerinin kesişiminde yer almıştır. Homo sapiens’in biyolojik evrimi ve kültür kapasitesinin evrimi, insanları tüm diğer birbirinden ayırt edilemez türlerden farklı kılmaktadır.
İnsan türlerinin evrimi, diğer türlerin gelişim sürecine benzer olarak biyolojik bir gelişme olmasına karşın, kültür kapasitesinin tarihsel görünümü diğer adaptasyon biçimlerinden niteliksel olarak ayrılır; hayatta kalma ve ekolojik adaptasyonla doğrudan bağlantılı olmayan alışılmadık şekilde değişken bir yaratıcılığa dayalı ortaya çıkar. Büyüme ve değişim için ortam olan kültür ile birlikte tarihsel örüntüler ve süreçler, tarih boyunca kültürlerin çeşitliliği ve yakınlıkları konuları antropolojik araştırmaların en büyük odağı olmuştur.
20. yüzyılın ortalarında, antropologların uzmanlıklarına göre ayırılan belli araştırma alanları oluştu:
1) Fiziksel antropoloji.
2) Sıklıkla toprağa gömülü olarak bulunan, eş zamanlı yaşamış geçmiş kültürler ve geçmiş kültürlerin fiziksel kalıntılarına dayalı olan arkeoloji.
3) Dilbilimsel antropoloji, insana özgü düşüncelerini ifade eden konuşmalarla kendini gösteren konuşma kapasitesinin ve insan türünün çeşitli dilleriyle iletişim kurabilmesi üzerinde durur.
4) Sosyal ve Kültürel antropoloji, insan topluluklarını birbirinden farklı kılan ve bu sistemlerle birlikte olan sosyal örgütlenme örnekleri üzerinde çalışır.

20. yüzyılın ortalarına gelinmesi ile birlikte, birçok Amerikan üniversitesi bu alanlara ek olarak kültürler arası iletişim, sosyal yapı ve birey olarak insan konularını vurgulayan psikolojik antropolojiyi de ekledi.
20. yüzyılın ikinci yarısına kadar, kültür kavramı bir insan topluluğu için anlamlar sistemi veya hayatının tüm yönleri olduğu görüşü antropologlar tarafından ağırlıklı olarak paylaşılan özel bir fikirdi. Ama 21. yüzyılın başlarında, bu kavram sıradan bir hale geldi. Antropoloji çalışmaları akademik bir konu olarak bu 50 yıl boyunca gittikçe genişledi ve profesyonel antropolog sayısı da bununla beraber artış gösterdi.
Antropolojik çalışmaların çeşitliliği ve özgüllüğü, antropologların akademik hayatın dışında da çalışmalara katılımı da arttı bu da disiplin içinde birçok uzmanlık alanının var olmasına öncülük etti. Başından beri teoriksel çeşitlilik antropolojinin özelliği olmuştur ve buna rağmen disiplinin ‘’insanlık bilimi’’ anlayışı sürdürülmektedir; bazı antropologlar şimdilerde doğa bilimleri ile beşeri bilimler arasındaki boşluğa köprü kurmanın antropoloji ile mümkün olup olmadığını sorguluyor. Diğer bazı antropologlar ise insanların karmaşık yapıları için yeni bütünleştirici yaklaşımlar öne sürüyor; sağlık ve hastalık , ekoloji ve çevre konuları ile uğraşan, insan hayatının kolaylıkla açığa vurulmayan ‘’doğa ve kültür’’ veya ‘’ beden ve akıl’’ ayrımlarına odaklanan diğer konuları için yeni alt alanlar ortaya çıkmakta.

1950 yılında, antropoloji tarihsel ve ekonomik sebeplerden dolayı ilk olarak Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da bilim dalı olarak kuruldu. Saha araştırması antropolojinin tüm alanları için önemli bir nitelik haline getirildi. Bazı antropologlar Avrupa’da ve Amerika’da ‘’halk’’ gelenekleri üzerine çalışmasına karşın, çoğu, endüstri dışı ortamlarda yaşayan bu insanların nasıl yaşadığını belgelemekle ilgilendi. Bu son derece ince detaylandırılmış çok farklı sosyal, kültürel, tarihsel ve maddi ortamlarda hayatına devam eden insanların günlük yaşamlarına ilişkin çalışmalar 20. yüzyılın ikinci yarısında, antropologların en büyük kazanımları arasındadır.
1930’ların başlarında ve özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde, antropoloji kürsüsü Batı Avrupa ve Kuzey Amerika dışında çok sayıda ülkede kurulmaya başladı. Japonya, Hindistan, Çin, Meksika, Brezilya, Peru, Güney Afrika, Nijerya ve birkaç diğer Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkesinde de çok sayıda etkili antropoloji çalışması başlatıldı. Antropoloji biliminin dünyadaki kapsamı, sosyal ve kültürel olguların milli ve kültürel sınırları aşarak dramatik bir biçimde genişlemesiyle beraber, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’daki antropolojik çalışmaların yön değiştirmesine yol açtı. Batılı antropologlar tarafından yapılan araştırmalar artarak kendi toplulukları ile ilgili alanlara yoğunlaştırıldı. Batılı olmayan antropologlar tarafından yapılmış Batılı toplumlar üzerine çalışmalar da vardır.
20. yüzyılın sonuna gelinmesiyle beraber, antropoloji ‘’Batı’dan’’ -‘’sömürgecilikten’’ de denir- farklılaşmaya başlıyordu ve Batılı bakış açılarının Batılı olmayanlar tarafından düzenli olarak sorgulandığı bilimsel girişimler ortaya çıkmaya başlamıştı.

Çeviren: Buse Sarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir