Aristoteles’in Ahlak Felsefesi: 2. İnsanî İyilik ve İşlev Tartışması

Aristoteles’in üzerinde durduğu başlıca konu, insanın iyiliği için en iyi olanla ilgili fikir ayrılıklarının bulunduğu ve bu etik sorgulamadan bir fayda elde edebilmek için de bu fikir ayrılıklarının çözülmesinin gerektiğidir. Etiğin, kuramsal bir disiplin olmadığı konusunda ısrar eder; ona göre, insan için en iyi olanın ne olduğunu sorgulamamızın amacı bilgi edinmek değil, ilerlemenin ya da büyümenin ne olduğuyla ilgili bir anlayışa sahip olabilmektir. Aristoteles, “İyi nedir?” sorusunu sorarken, iyi olan şeylerin bir listesini yapma amacında değildir. Böyle bir listeyi yapmanın, mevcut amaca nispeten daha kolay bir iş olacağı kanaatindedir; örnek olarak, çoğu kişi, arkadaşlara sahip olmanın, hazzı tecrübe etmenin, sağlıklı olmanın, onurlu olmanın ve cesaret gibi bazı erdemlere sahip olmanın, “iyi” olarak nitelendirilebileceği konusunda, en azından belirli bir seviyede, hemfikir olacaktır. Esas zor ve tartışmalı olan kısma, bu iyiliklerin içlerinden bazılarının, diğerlerinden daha arzu edilir olup olmadığı sorusuyla birlikte geliriz. Aristoteles’in iyilik arayışı, “en iyi” olanın arayışıdır. Ona göre, “en iyi” olan, üç ana niteliğe sahiptir: arzu edilirliği kendinden kaynaklıdır, onun arzu edilirliği diğer herhangi bir iyiliğin hatırından kaynaklanmaz ve bütün diğer iyilikler, bu “en iyi” olanın hatırına arzu edilir durumdadır.

Aristoteles, “eudaimonia” (“mutluluk”) ve “eu zên” (“iyi yaşam”) kavramlarının işte böyle bir sonucu tayin ettiği konusunda herkesin hemfikir olacağını düşünmektedir. Yunanca bir terim olan “eudaimon”, iki kısımdan oluşur: “eu”, iyi, “daimon” ise “tanrısallık” ya da “ruh” anlamına gelir. Dolayısıyla, eudaimon olmak, bir tanrı tarafından uygun görülen bir şekilde yaşamaktır. Fakat, Aristoteles, ahlak hakkındaki yazılarında, bu etimolojik yaklaşıma hiçbir zaman dikkat çekmez ve görünüşe göre, bu yaklaşımın, Aristoteles’in düşünüşü üzerinde pek bir etkisi yoktur. Aristoteles, “eudaimon”u, eu zên‘in (“iyi yaşam”) ancak bir ikamesi olarak görür. Bu terimler değerlendirici role sahiptir ve bir kişinin zihinsel durumu hakkında birer tanımlama değildir.

Kimse, daha ulu bir amaç uğruna iyi yaşamaya çalışmaz; aksine, nihai amaç eudaimon’dur ve diğer tüm ikincil amaçlar -sağlık, refah vb.-, iyilik bunlara bağlı olduğu için değil, bunlar iyiliği desteklediği için rağbet görürler. Fakat mutluluğun hangi iyiliğe ya da iyiliklere dayandığına karar veremediğimiz sürece, en iyi olan hakkında bir bilgiye sahip olmamızın pek yararı yoktur. Bu sorunu çözmek adına, Aristoteles, “İnsanın ‘ergon’u (işlev, görev, iş) nedir?” sorusunu sorar ve sonrasında da bunun, ruhun rasyonel tarafının erdemle olan uyumuna dayandığını öne sürer. Bu savın önemli unsurlarından biri, psikoloji ve biyoloji alanında çalışmalarında yaptığı ayrımda yansıtılmıştır. Ruh, birbirine bağlı farklı yeterliliklerin ışığında incelenir: besleyici ruh, büyümeden ve reprodüksiyondan, lokomotif ruh hareketten, algılayıcı ruh algıdan sorumludur. Aristoteles, insanın, bu ikincil yeterlikler dışında rasyonel bir ruha sahip olan tek canlı olduğunu ifade eden biyolojik gerçeklikten faydalanır. Bir insanın iyiliği, onun insan olmasıyla ilintili olmalıdır; ve insanı diğer türlerden ayıran ve ona daha iyi bir hayat yaşama olanağını veren şey, mantığı kullanarak kendi kendine rehberlik edebilme yetisidir. Mantığı doğru şekilde kullanırsak, birer insan olarak iyi yaşarız; ya da, daha kesin bir ifadeyle, mutluluk, mantığımızı hayatın akışı üzerinde doğru kullanmamıza bağlıdır. Bir şeyi iyi ya da doğru yapmak, erdem ve fazilet gerektirir. Dolayısıyla, iyi yaşam, rasyonel ruhun erdem ya da faziletle uyumluluğundan ortaya çıkan eylemde kaynağını bulur.

Aristoteles’in, mutluluğun doğasıyla ilgili olarak vardığı sonuç oldukça kendine özgüdür. Onun iyi yaşam hakkında söylediklerini, hiçbir yazar ya da düşünür tam anlamıyla söylememiştir. Fakat, Aristoteles’in görüşü, aynı zamanda, genel kanıdan çok da uzakta değildir. Kendisinin de belirttiği gibi, mutluluğun geleneksel kavramlaştırmalarından biri, onu erdemle özdeşleştirir. Aristoteles’in kuramı, bu bakış açısının yalın bir hâli olarak çözümlenmelidir. Ona göre, mutluluk bir erdem değildir, fakat erdemli bir eylemdir. Mutluluk, rasyonel ruhun erdemlerini gerçekleştiren ve hayat boyu süregelen eylemlerimize dayanır.

Aynı zamanda, Aristoteles, mutlu olmak için, arkadaşlar, refah ve güç gibi diğer başka iyiliklere de sahip olmamız gerektiğini vurgular. Bunlardan bazılarının eksikliği durumunda -örneğin kişi son derece çirkinse ya da çocuklarını, iyi arkadaşlarını kaybetmişse- insanın mutluluğu tehlike altında olacaktır. Peki neden? Kişinin nihai maksadı yalnızca erdemli eylemse, kişide bu diğer iyiliklerden bazılarının eksik olması neyi değiştirir? Aristoteles, bu soruya, bu diğer iyiliklerden mahrum kalmış kimsenin ortaya koyduğu erdemli eylemin kusurlu ve eksik olacağını söyleyerek yanıt verir. Arkadaşı olmayan, güçsüz, zayıf ve çirkin bir kimse, erdemli eylemde bulunmak için yeterli olanağı sıklıkla bulamayacak, bulduğunda ise ortaya koyduğu eylemin değeri pek de dişe dokunur olmayacaktır. Demek ki, iyi yaşam belirli bir derecede de olsa talihe ihtiyaç duyar; beklenmedik olaylar, mutluluk içinde yaşayan insanları bile soyup soğana çevirebilir. Yine de, Aristoteles, en iyi olanın, yani erdemli eylemin, şans eseri gelen bir şey olmadığı konusunda ısrar eder. Erdemli olmamıza yardımcı olacak ebeveynlere ve hemşehrilere sahip olmak için şansa ihtiyacımız olsa da, bu erdemlere nail olmak ve onları uygulamak bizim sorumluluğumuzdadır.

 

Sonraki bölüm: Metodoloji 
https://plato.stanford.edu/entries/aristotle-ethics kaynağından çevrilmiştir.
Çeviren: Efe Bıkmaz

Bir cevap yazın