Aydınlanma Çağı Filozoflarından Immanuel Kant

1.Çocukluk Dönemi: ‘’Üzerimdeki Yıldızlı Gökyüzü ve İçimdeki Ahlâk Yasası’’

Immanuel Kant, 22 Nisan 1724’te Königsberg, Doğu Prusya’da (şimdiki Kaliningrad, Rusya) Anna Regina Kant’ın (1697-1737, kızlık soyadı Reuter) ve Johann Georg Kant’ın (1683-1746) en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Reuter ailesi gibi Kant ailesi de koşumcuydu (Riemer, ayakkabı, eyer vb.). Reuter ailesi Bayern bölgesindeki Nürnberg’den, Kant ailesi ise Tilsit’ten (şimdiki Sovetsk, Kaliningrad; Rusya) gelmişti. Kant ve Reuter ailelerinin birliği ilk yıllarında Kant’a ekonomik, duygusal ve dini güvence sağlamıştır. Kant’ın büyükbabası ve babası, başlangıçta toplumun gelişen ve saygı duyulan tabakalarında itibarlı zanaatkârlardı. Anna Kant, Königsberg kültüründeki Luteryen düşüncenin takipçisiydi.

Immanuel’in erken çocukluk dönemi kır hayatında geçmiştir. Ailesi oldukça iyi durumdaydı. Ebeveynleri birbirleriyle iyi geçinmiş ve oğullarını sevmişlerdi. Johann Kant’ın kibar ve çalışkan bir adam olduğu anlaşılmaktadır. Ailenin yazı işleriyle ilgilenen Anna Kant iyi bir eğitime sahipti. Küçük Immanuel, annesinin daimi refakatçisiydi ve annesinin, Kant’ın üzerindeki etkisi oldukça önemliydi.

‘’Manelchen’’ (Emanuelcik) yürümeye başladıktan sonra Anna Kant, onu çayır ve tarlalarda gezdirmek için dışarı çıkarıyor ve ona neler yapabileceğini, mevsimleri, bitkileri, hayvanları ve gökyüzünün doğası hakkında bildiklerini anlatıyordu. Küçük oğlu hevesle sorulara cevap veriyor ve annesi oğlunun doğaya olan merakını övgü, sabır ve daha fazla bilgi ile teşvik ediyordu. (Wasianski 1804:247)

Doğadaki bu ayrıntılar Kant’ın doğa felsefesine olan ilgisini şekillendiren bir arka plan sağlamış ve Kant ilk keşiflerini teşvik edici bir ortamda büyümüştür. Königsberg serin ve yumuşak bir iklime sahiptir. Yüksek enlemlerin karakteristik düz baltık arazilerinde biyolojik çeşitlilik yoktur ve buralarda biyomlar (çayırlar, kırlar, yaprak döken ve kozalaklı orman bitki örtüsü) insan yaşamı için elverişlidir. Kant’ın zamanında, diğer yerel faunalarla birlikte ayılar ve kurtlar da yaygındı, fakat bunlar Kant’ın doğa ile ilk karşılaşmaları için ciddi bir tehdit oluşturmuyordu. Kasabanın kenarında keyif alarak yürümek zevkli ve son derece güvenliydi. O zamanlar Prusyalılar için, doğaya yapılan geziler manevi bir anlama sahipti. Tıpkı Japon Şinto inancı gibi Alman gelenekleri de kutsal yerlere önem veriyordu. 14. yüzyıldan sonra Baltık ülkelerinin Hıristiyanlığa geç ve yüzeysel geçişinin, putperest inançlara zulmü tamamen ortadan kaldırmak yerine geçici olarak yeraltına sürdüğü bir gerçektir. Bu durum eski doğa ibadetinin, doğa yürüyüşleri görünümüne gizlenerek ruhban sınıfını rahatsız etmeyecek şekilde devam etmesini sağlamıştır. Böylece insanlar pazar günü yürüyüşlerine gitmeden önce ibadetlerine devam etmişlerdir.

Kant’ın ilk yıllarında Pietizmin yerel etkisi artmıştı. Jakob Spener (1635-1705) tarafından kurulan ve August Hermann Francke (1663-1727) tarafından desteklenen bu Hıristiyan hareketi kuzeyde; Dresden, Leibzig ve Halle’de yayılmıştı. Yüzyıl sonunda okulların ve yetimhanelerin kuruluşuyla birlikte bu akım Königsberg’e ulaştı. Luther’in Reformu, Roma Katolikliğini daha saf bir inanca geri döndürme çabası olmuşken, Pietizm ise, Luteranizmi saflaştırmaya ve onu dogma ve detaylardan arındırmaya çalışmıştır. Protestan Kilisesi; Luteryen ana akımı, Ortodokslar ve Pietistlerin arasındaki çatışmanın bedeli olarak Prusya’daki bölünmeden kaçınıyordu. Pietizm, İncil’i harfi harfine yorumlamayı, sessiz tevazuyu ve hayırsever eylemleri vurguluyordu. İnananların, mistik bir yoğunluğun maneviyatını uygulamalarına izin verdi, ancak Halle Üniversitesi’nin (1723) boşaltılmasından anlaşılacağı üzere Pietizm, totaliter bir çizgiye de sahipti.

Yerel makamlar, bu Hıristiyan hareketini hoş görmeseler de Pietistler, Kral I. Friedrich Wilhelm’in (hükümdarlığı 1713-40) korunmasını sağladılar ve böylece hareket devam etti. 1731’de bölgenin vaizi olan Franz Albert Schulz şehre geldi ve pietist hareketin yerel lideri olmak için yükseldi. Schulz, Pietist Lisesi’nin (Collegium Fridericianum) müdürü oldu ve daha sonra ilahiyat profesörlüğüne atandı. Kant’ın annesi büyük çocuklarını sık sık İncil derslerine götürüyordu ve bu yüzden Kant, özellikle de annesi sayesinde Königsberg’deki pietist hareketin bir parçası olmuştu.

Schulz’un Pietizm çizgisi Spener ve Francke’den farklıydı ve ‘’hakiki imanın temel ilkelerine zıt görülen unsurlar barındırıyordu.’’ Schulz’un Pietizm Wolffçu rasyonalist çizgi ile Halle’de öğretilen pietizm arasındaydı. Bu görüş, hayırsever eylemlerle pratik iman ve İncil’i yorumlama konusunda eşitliği desteklerken, aynı zamanda I. Friedrich’in politik emellerini onaylamaktaydı. Ortodoks birliğinin aksine, Schulz’un pietizmi dinin kişisel doğasını vurgulayan bir taban hareketiydi. Politik olarak, soylulardan ziyade sıradan insanlarla ittifak kuruldu. Königsberg’de yerel otoritelerle sürekli mücadele halinde olan bölücü bir etki vardı. Kant’ın gelişim yıllarında Königsberg, dini ayaklanmaların olduğu bir yerdi. Pietistler, Ortodoks Lutheranizme karşıydı ve bu belirgin çatışma, dini hoşgörünün ve din ile felsefe arasındaki ayrılığın durumu hakkında bilgi veriyordu.

Kant’ın daha sonra belirttiğine göre annesi; sevgi, hoşgörü ve maneviyat ile ‘’bağnazlıktan uzak’’ (Schwärmerei: aşırı tutuculuk), ‘’sahici’’ bir pietizm inancı içinde yaşadı (Wasianski 1804: 246; tr. Kuehn 2001a: 31). Anna’nın dindarlığı hiçbir zaman Kant’ın kişiliğinin oluşumuna zarar vermedi. Annesi, pek çok pietistin ‘’bağnaz’’ tavrını takınmak yerine doğaya ve maneviyata saygı duymayı aşıladı. Sağduyusunu kullanarak doğruyu yanlıştan ayırt etmeyi öğretti ve her zaman oğluna saygı duydu. Hayatının son döneminde Kant, ailesinden aldığı eğitimin ‘’ahlaki açıdan daha iyi olamayacağını’’ belirtir ve tüm hayatı boyunca da ideal ilk ahlaki eğitim konusunda sözler eder.
Söylendiğine göre Kant şöyle demişti,

‘’Annemi hiç unutmayacağım, çünkü içime iyiliğin ilk tohumlarını o ekti ve büyüttü; yüreğimi doğanın etkilerine açtı; kavrayışımı ayaklandırdı ve genişletti, inandığı öğretilerin hayatımda sürekli ve faydalı bir etkisi oldu.’’ (Jachmann 1804: 169; tr. Kuehn 2001a: 31)

Daha sonra, bilimsel keşifleri öngören bir metafizik anlayışı ve koşulsuz buyruk (kategorik imperatif) ile sonuçlanan ahlak felsefesini geliştirecekti. Arkadaşları, Kant’ın mezar taşı için ‘’Pratik Aklın Eleştirisi’’ (1788) kitabından şöyle bir söz seçmişlerdi:

‘’İnsan iki şey üzerinde ne kadar sık ve sabit bir şekilde düşünürse, zihin de o kadar yeni ve gittikçe artan bir hayranlık ve hürmetle dolar: Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlâk yasası.’’ (5:161.33–6; tr. Guyer 1992: 1)

Eğer anlayışlı ve zeki annesi olmasaydı, belki de Kant’ın hayatı tamamen farklı bir yol almış olacaktı.

kaynakça: https://plato.stanford.edu/entries/kant-development/

Çeviren: Seden Pozan

Bir cevap yazın