Charles Darwin’in Evrimi

Galàpagos Adalarını ziyaret ettiğinde yaratılışçı olan Darwin, orada rastladığı yaban hayatının önemini Londra’ya döndükten hemen sonra kavramıştır.

Charles Darwin’in ayak izlerini takip etmek için Galápagos Adalarına yaptığım 5000 millik seyahatten sonra kazandığım en kalıcı izlenim hayatın kırılganlığıdır. İnsanların Galápagos Doğal Parkı Servisi’nin açtığı turist patikalarının dışına adım atıp adaların yabani iç dünyasına girdiğinde ekvatoral güneş altında ölme riski vardır. Charles Darwin Araştırma İstasyonu’nun bulunduğu Santa Cruz Adası’nda 1990’dan beri 17 kişi kaybolmuştur. Birçoğu, yoğun çalılık arasında ve sarp volkanik arazide çaresizce kaybolduktan sonra hayatta bulunurken, bazıları ise helak olmuştur. Bunlardan biri 1991’de Santa Cruz Kaplumbağa Rezervinde yolunu kaybeden İsrailli genç bir turistti. İki aylık kapsamlı arama bile onu bulmada başarılı olmamıştır. Aslına bakılırsa, bazı aramacılar bu esnada kendileri kaybolmuş ve kurtarılmak zorunda kalmışlardır. Nihayetinde genç adamın cansız bedeni balıkçılar tarafından bulunmuştur. Fiziksel durumu yerinde olan İsrailli bir tank komutanı bile yakıcı sıcağa ve temiz su yokluğuna pes etmeden önce sadece altı mil gitmeyi ancak başarabilmiştir. Kaplumbağa Rezervindeki tabela açıkça “Dur. Bu noktanın ötesine gitme. Ölebilirsin.” diyor.

Bu, Charles Darwin’in HMS Beagle mürettebat üyeleriyle Galápagos Adalarına Eylül 1835 tarihinde adım attığında karşılaştığı güneşten sertleşen lavanın, dikenli kaktüslerin ve sıkı çalılığın aldatıcı ve güvenilmez dünyasıydı. Beagle’ın kaptanı Robert Fitzboy bu çorak volkanik manzarayı “Kıyametin kıyısı” olarak tasvir etmiştir. Darwin, Ekvator ülkesinin 600 mil batısında bulunan bu takım adalara Beagle’ın Güney Amerika kıyısını tetkik etme ve dünya etrafında bir dizi boylamsal ölçümler yapma görevinin bir parçası olarak yirmi altı yaşındayken gelmişti. Darwin’in bu olağanüstü adalara beş haftalık ziyareti şu an kendi adını taşıyan bilimsel devrimi hızlanmıştır.
Darwin’in devrimsel teorisi, yeni türlerin Tanrı tarafından ebediyen değişmez olarak yaratılmadığı, ancak evrim süreciyle doğal olarak ortaya çıktığı idi. Darwin zamanının köklü yaratılışçı teorisine göre, çift kabukluların hareketli mafsalları ve hava tarafından yayılan tohumların tüyleri gibi birçok türün hassas adaptasyonu; her türün doğada tasarlanmış bir yer için bir “tasarımcı” tarafından yaratıldığı fikrinin ikna edici bir kanıtıydı. Galápagos adalarındaki deneyimleri onun biyolojik dünyaya dair bakış açısını sarsmaya başlayana kadar Darwin, Yaratılış’taki (Genesis) açıklamalar tarafından desteklenen bu teoriyi yürekten kabul etti.

Galápagos Adaları, volkanik patlamalar tarafından yakın jeolojik tarihte oluşmuştur (adaların en yaşlısı denizden sadece üç milyon yıl önce ortaya çıkmıştır) ve Darwin bu ücra mekanın yeni bir başlangıca hayat vermesi gerektiğinin farkına varmıştır. Darwin kendine “Yaşam bu adalara ilk anda nasıl geldi?” diye sordu ve “Bu adaların doğal tarihi,” diye belirtti sonrasında “fazlasıyla garip ve ilgiyi oldukça hak ediyor. Organik üretimlerin çoğu başka hiçbir yerde bulunmayan yerli oluşumlar.”. Yine de bütün yaratıklar Amerika kıtasındakilerle dikkat çeken bir akrabalık gösteriyordu.

1859’da Doğal Seçilim Aracılığıyla Türlerin Kökeni Üzerine’yi nihayet yayımladığında, Darwin’in devrimsel teorileri yalnızca hayatın incelenişini yeniden biçimlendirmekle kalmadı, ayrıca Galápagos Adalarını kutsal bir bilimsel zemine dönüştürdü. Darwin San Cristóbal’i keşfettiğinde, kendisine yeni olan birçok kuş ve hayvanla karşılaştı. Kuşların dikkat çekici uysallığına hayran kalan Darwin, meraklı bir şahini silahının namlusuyla daldan iterken, küçük kuşları eliyle veya şapkasıyla yakalamaya çalıştı. Floreana’da, “Bütün hayvanları, bitkileri, böcekleri ve sürüngenleri bu adadan topladım” diye belirtti şahsi günlüğünde, “Bu adaların düzenli oluşumlarının hangi “merkeze” bağlandığını ileride bulmak çok ilginç olacak.” diye ekleyerek. Darwin, hala bir yaradılışçı gibi düşünerek, adaların tuhaf sakinlerini egemen biyolojik bakış açısı içinde anlamaya çalışıyordu.

17 Ekim’de, Darwin ve dört Santiago arkadaşı numuneler ile birlikte tekrar Beagle’a bindi. Darwin tam anlamıyla takdir etmese de, bilimdeki devrim artık başlamıştı. Efsaneye göre Darwin yaratılışçı teoriden evrim teorisine, eureka benzeri, adalara ziyareti sırasında dönmüştür. Nasıl dönmesin? Geçmişe bakıldığında, evrime dair kanıt oldukça ikna ediciydi. Darwin, ilk 1839’da yayımlanan Araştırmacıların Günlüğü’nde “gizemlerin gizemi” yeni türlerin kökeni ile büyülenmesinin ilk olarak adaların vali yardımcısı Nicholas Lawson ile Floerana’daki görüşmesi sırasında ortaya çıktığını söyler. Lawson, kaplumbağaların kabuklarının şekillerine bakarak “herhangi birinin hangi adadan getirildiğini anında söyleyebileceğini” iddia etmiştir. Darwin, ziyaret ettiği dört adada alaycı kuşların farklı çeşitlilikte ya da türde göründüğünü de fark etti. “Bu, tüm türlerin şu anki değişmez formalarında yaratıldığını içeren yaradılışçılığın temel ilkesi Türlerin değişmezliğini sarsar” diye bilimsel bir tahminde bulundu.

Yaradılışçı teoriye göre, türler biraz elastik bantlar gidiydiler. Çevre, varyasyona sebep olabilirdi, fakat Tanrı’nın aklında olduğu düşünülen değişmez “model”in kaçınılmaz çekimi türlerin orijinal formlarına yeniden dönmesine sebep olmalıydı. Yaradılışçıya göre, bu “model”den varyasyonlar türler arasındaki aşılamaz bir engel tarafından sınırlandırmıştı. Darwin’in evrime dair görüşü takdir edememesi büyük ölçüde kamplumbağalar hakkındaki yanlış olan bir varsayımdan kaynaklanmaktadır. Başta Darwin’in ünlü ispinozu da onu yanlış yönlendirmiştir. Galápagos’ta geçen birkaç milyon yılda tek bir atadan evrilen 14 ispinoz türü vardır. Bunlar farklı ekolojik durumlara adapte olan türlerin en ünlü örneklerinden biridir.

İngiltere’ye dönüşünden beş ay sonra, Mart 1837’de, Darwin kuşbilimci John Gould ile tanıştı. Darwin’in arşivlerindeki en beklenmedik keşiflerden biri kendisinin Gould ile yaptığı kritik görüşmesini kaydettiği bir kağıt parçasıydı. Bu el yazması metin, Gould’un Galápagos kuşlarına dair olan zekice içgörüsünün sonucunda Darwin’in düşünme biçiminin nasıl değişmeye başladığını açıkça gösteriyor. Gould’un sınıflandırmacı hükümleri, Darwin’in evrim teorisini benimsemesine sebep oldu. Evrimleşen alttürlerin yaradılışçılığa göre yeni türlerin oluşmasını önleyen sabit bariyerin yıkabileceğinin farkına varmasıyla afallayan Darwin, dikkatlice etikenlenen koleksiyonlara bakarak önceki gözden kaçırmalarını çabucak düzeltme arayışına girdi. Darwinci devrim, büyük ölçüde ortak bir girişimdi. Bu kuşbilimsel kanıtla sunulan evrim argümanı yine de on yıla yakın süre tartışmaya açık kaldı.

1845’te Darwin’in bitkibilimci arkadaşı Joseph Hooker, ona teorisini desteklemesi için ihtiyacı olan nihai kanıtı verdi. Hooker, Darwin’in Galápagos’tan getirdiği çok sayıda bitkiyi analiz etti. Kuşların aksine, bitkilerin tümü toplandıktan kısa bir süre sonra bitki preslerinde korunmak zorunda olduğu için kendilerine iliştirilmiş doğru mekanlara sahipti. Darwin’in evrim teorisini sekiz yıl önce Galápagos kaplumbağalarını, alaycı kuşlarını ve istokozlarını nasıl sınıflandıracağı hakkında hala şüphe beslerken kavraması, onun entellektüel cesaretinin kesin bir kanıtıydı. Darwin Türlerin Kökeni’nin Madeiras Adaları ve Yeni Zellanda’ya ayırdığından hemen hemen hiç fazla olmayan yalnızca yüzde birlik bölümünü Galápagos’a adar.

Darwin’in keşif yolculuğunu daha iyi anlamak için onun ayak izlerini takip ettiğim birçok seferden sonra, Galápagos’un Darwin’in teorilerinin kilit unsurlarından biri olmaya devam ettiği kanısına vardım. Darwin’in ortaya koyduğu üzere, uzun zaman periyotlarındaki doğal seçilim; en nihayetinde etrafımızdaki “en güzel ve en harikulade ebedi formlardan” sorumludur. Bu evrimsel süreci günlük bazda güçlendiren, Darwin’in “yaşam mücadelesi” olarak adlandırdığı şeydir. Bu evrimsel makine kaza, açlık ve ölüm gibi yavaş ama acımasız biyolojik etkiler yolluyla çalışır. Muhtemelen Darwin’in bilimsel devrimine ilham olan bu tuhaf adalardan başka hiçbir yerde bu acımasız biyolojik ilke daha görünür değildir.

Çeviren: Canberk İrimağzı
Çevirmen notu: Bu çevirinin orijinali, yazar Frank J. Sulloway’in tecrübeleri ve Darwin’in evrimine dair iki anlatı üzerinden gelişmekte. Çeviri yalnızca Darwin’in evrimi ile ilgili kısımlar esas alınarak yazının orijinali yarı yarıya kısaltılarak yapılmıştır.
Kaynakça: Sulloway, Frank J.. (2005, Aralık). The Evolution of Charles Darwin. Erişim tarihi: 5 Ocak 2019, https://www.smithsonianmag.com/science-nature/the-evolution-of-charles-darwin-110234034/

Bir cevap yazın