Çöl Kraliçesi

“Pencerene Kızıl Kurdele tak. Evin belli olsun.”

Bible, Joshua, 2:1-14

Casusluk ve istihbarat savaşı, şüphesiz ki çok eski zamana dayanmaktadır. Bilinen ilk casusluk hikâyesi, Talmud’da yazıldığına göre Rahab, dünyanın gördüğü en güzel üç kadından biridir (Megila 15a). Yine Yahudiler için kutsal önemi olan başka bir kitap Midrash’ta ise Rahab “Veli” düzeyinde “Ermiş bir Kadın” anlamındadır. Tanrı’nın istediğini sorgusuzca yerine getirdiği için “Kadın Peygamber” sayılmıştır, Talmud ve Midrash’a göre. “Sonra Nuh’un oğlu Joshua gizlice iki casus yolladı Shittim’e, gidin her tarafa bakın, özellikle de Jericho’ya” dedi. Böylece casuslar gittiler ve Rahab adlı fahişenin evine giderek orada gizlendiler.”(Joshua 2:1) Kutsal kitap İncil’in Yahudiler için olan bölümü Eski Ahit’te bahsedilen bu casusluk hikâyesi günümüzden yaklaşık 3200 yıl önce, bugün Filistin-İsrail diye bilinen topraklarda geçmiştir. Musa’dan sonraki Kral Joshua’nın casuslarına “Yardım ve Yataklık” eden kadın Rahab, casusluk faaliyetlerine bizzat katılmış adı sanı belli ilk kadın olarak tanınmıştır.[1]  Casuslarını gönderen Joshua’dan bahsetmek gerekirse, O Musa’nın yardımcısıdır. Musa öldüğünde yerine geçmiştir. Yahudileri, diğer toplulukların topraklarını ve servetlerini ele geçirmek için militarize etmiş kişidir. Kendi vatanını ve milletine ihanet ederek, Joshua’nın Jericho’ya saldırdığı vakit Rahab pazarlık yapmıştır. Rahab’a evini ve yakınlarını korumak için evinin penceresine “Kızıl Kurdele” asmasını, bunu gören Yahudilerin ona zarar vermeyeceğini söylemiştir. Joshua ve ordusu Jericho’ya saldırmış herkesi öldürmüş fakat Rahab’a dokunulmamıştır(Joshua 2:14). Kızıl kurdele, daha sonra casusluk literatüründe çok önemli bir rol oynamıştır. Bazı kaynaklara göre ise, Rahab zaten Joshua’nın karısıdır.

On dokuzuncu yüzyılda ise Ortadoğu’yu kasıp kavuran bir kadının hikâyesi vardır; Tarihçiler, O’ndan “Çölün Kraliçesi” olarak bahsetmektedirler. Birinci Dünya savaşı sırasında İngiliz gizli servisi adına Orta Doğu’da öğrencisi Arabistanlı Lawrens olarak tanınan ünlü arkeolog Thomas Edward Lawrence ile birlikte Haşimi Araplarını ayaklandırmış olduğundan dolayı, Eski Çağ tarihini aydınlatacak arkeolojik çalışmalarından ziyade siyasi karakteri ön plana çıkmıştır. Arap milliyetçiliğinin bölgede ön plana çıkmasını sağlayan önemli faaliyetleri olmuştur. Tam da bu sebeple, günümüzde Arabistan’daki okullarda “Uyanış” adıyla okutulan ders kitaplarında Arapları uyandıran kahraman olarak tanıtılmaktadır.[2]

Gertrude Margaret Lowthian Bell; bilim kadını, tarihçi, arkeolog, dağcı, şair, kâşif, fotoğrafçı, botanikçi, İngiltere’nin onurlu bir hizmetkârı. 14 Temmuz 1868 Durham’da doğdu. 12 Temmuz 1926’da Bağdat’ta öldü. 1870 senesi dedesi Lowthian Bell’in İngiltere’de kurmuş olduğu demir çelik işletmesi krallığın toplam üretiminin üçte birini sağlamaktaydı. Hayatındaki ilk acılardan biri şüphesiz ki, annesini küçük yaşta kaybetmesidir. 1877 yılında Gertrude 6 yaşındayken, babası Florence ile evlendi. Alman bir dadının sıkı disiplininden kurtulmak, yeni üvey annesinin şefkati ve sıcak kucağında sıkı bir dostluk kurma olgunluğundaydı. Florence’in, çocukluk ve gençlik dönemlerinde Gertrude’un üzerinde çok etkili olduğunu ve her nerede olursa olsun ailesine düzenli olarak yazmış olduğu mektuplar hayatını araştırmak için zengin bir kaynak sunmaktadır. Piyona çalmaktan nefret eden ve bütün vaktini kitap okumaya ayıran Bell, 16 yaşına geldiğinde ailesi baskılara dayanamayarak onu evden uzakta okutmaya razı oldular. Londra’daki Quenn’sCollege‘e gönderilmesi, o dönemin İngiltere’sinde kızların evlerinden uzakta okula gönderilmesi rastlanmayan bir durumdur. Oxford’a kaydolduğu 1886 yılında, kızların yüksek öğrenim görmeleri toplumda hala büyük bir tartışma konusudur. Örnek vermek gerekirse, kızların tarih bölümünde erkeklerle aynı sınava girmesi daha iyi yıl önce kabul edilmişti. Bazı hocalar kızlara ders vermeyi boş bir uğraş olarak görmekteydi. Burada önemli olan iki cinsin bir arada okumalarından doğabilecek ahlâkî ve sosyal sakıncası değildi elbette, doğanın erkekleri hem fiziksel hem de zihinsel açıdan daha güçlü yaratıldığına inanılmaktaydı.

Tarihe olan olağanüstü ilgisi hayatını etkileyen faktörlerden biri olmuştu. Dokuz dönemlik tarih bölümünü parlak bir dereceyle beş dönemde bitirdi. Bütün derslerini tamamlamasına rağmen diplomasını alamadı çünkü kızların Oxford tarih bölümü diplomalarını alabilme hakkı ancak 1920’de elde edilebildi. 1889’da Bükreş’teki 15 aylık ziyaretinde hayatı partilerle, dans, sohbet ve toplantılarla geçmiştir. Pek çok üst düzey diplomat ile arkadaşlık kurdu. Times gazetesinin dış haberler editörü olacak Valentine Chirol(ikisi hayatı boyunca çok yakın arkadaş olmuşlardır )

İran Maceraları

Temmuz 1891 senesi Bell, Lascelles ailesinin Tahran’a gidecekleri haberini alır. Amcası Frank Tahran büyükelçisi olmuştur. İran’a gitme fikri Gertrude’u çok heyecanlandırmıştır. “Vahşi bir yolculuğun eşiğinde olmanın getirdiği heyecanı insan hayatta çok nadir olarak hissedebilir” diye yazar günlüğüne. 23 yaşındaki Bell, Şark Ekspresiyle Paris’ten İstanbul’a, oradan gemiyle ve sonra karayoluyla İran’a gider. İran’ın doğal güzelliklerinden çok etkilenmiştir. Aylar önce İngiltere’de başladığı Farsça derslerini elçiliğe gelen sakallı bir molla ile devam etmiş, kısa sürede şaşırtacak derecede ilerletmiştir. Gertrude Bell, Farsça kitaplar okuyabilecek seviyeye geldikten sonra özellikle 14.yüzyıl sûfi şairi Hafız’dan çok etkilenir ve “Divan’ı” tercüme eder. Bu eseri Krallıkta “Poems from the Divan of Hafız” adıyla 1897 yılında basılmıştır. E. G Browne’ın İran Edebi Tarihi (Literary History of Persia) adlı eserinde “büyük ihtimalle bir İran şairinin eserlerinin İngilizceye en iyi çevirisi”[3]olarak nitelendirilmiştir. Elçilikte şiirle dolu günler basit bir sekreter olan Henry Cadogan ile aralarındaki arkadaşlığı kuvvetli bir aşka dönüştürmüştür. Bilmekteyiz ki, o dönemde babasına yazdığı mektuplar siyasal konularla doluyken, annesine yazdığı mektuplar güzellik, doğa ve aşk temaları üzerinedir. İran’da bir yıldan fazla kalmayı planlamayan Bell, ailesini ve evini çok özlediğini dile getiren mektuplar yollamıştır. İngiltereye karadan ve Büşir üzerinden dönmeleri, Giyaseddin Ebu’l Feth bin İbrahim El Hayyam’ın mezarını da görebilecekleri gibi istekler içeren birçok mektup yolladıktan sonra, çok ani bir şey olur: Henry Cadogan ile nişanlanırlar. Tam da bu sırada babasının gelip kendisini alacağını bildiren 24 Temmuz tarihli telgrafı almıştır. Bell, telaşla eve nişanlandığını bildiren bir telgraf çeker ne yazık ki bu olay ailesi için tam bir şoktur. Önemli bir mevkide olmayan birisiyle evlenmesine izin verilmemiştir. 24 yaşını almış bulunan Bell, bu müdahaleye karşı çıkmamıştır. Henry Cadogan için yakın gelecekte mesleğinde yükseleceğini ve iyi bir mevkiye geleceği umuduyla yaklaşık bir ay sonra İngiltere’ye dönmüştür.[4] Mektuplarında Cadogan’a duyduğu aşkın şiddetini, yaptığını her şeyde onu gördüğünü anlatmaktadır. Bir yıl kadar sonra, Cadogan artık hayatta değildir.

PERS_A_005

Portrait photography of Gertrude Bell, aged c 26 years, England,1895

Gertrude ile defalarca yüzmüş oldukları Lar Nehri’nin soğuk sularında yüzdükten sonra üşüten Cadogan, hastalanmış ve altı gün sonra ölmüştür. Ölümü Gertrude için çok büyükbir darbe olmuştur. Yaşadığı bu aşk, yıllar sonra bile Venedik’te günlüğüne; “Birden San Marco meydanı önümüzde belirdi, bando çalıyordu, her yer insanlarla doluydu, fakat benim için her yerde Henry Cadogan vardı” yazdıracak denli onu etkilemiştir.[5] Bell, Doğu kültürüyle ilk defa İran’da karşılaşmış, özellikle Farsçaya, doğal güzelliklere ve çölün çekiciliğine vurulmuştur. Paranın getireceği her şeye sahiptir ama işlek zekâsı, derin kültürü ve özellikle de içindeki öğrenme aşkını seyahat ederek tatmin edebilmiştir. Hemen hemen on yılı macera dolu geçmiştir. Gertrude 1890’lı yıllar boyunca ailesi ve arkadaşlarıyla Fransa, Almanya, İtalya ve İsviçre’ye yolculuk eder.  İki dünya turu yapar, Orta Doğu’yu yakından tanır. 1899-1904 yıllarının yazlarında Ulrich ve Heinrich Fuhrer kardeşlerin rehberliğinde Alpler’de bir dizi keşif gezisine çıkar. Bu gezilerde Bell’in fiziksel dayanıklılığı, cesareti, kararlılığı karakterinin belirgin özellikleri iyice belirginleşir. 1902’de Alpler’deki, Finsteraarhorn zirvesine tırmanırken, ekibiyle yakalandığı fırtınada bir ipin ucunda asılı olarak geçirdiği 53 saatin ardından gösterdiği cesaretle tüm ekibin kurtulmayı başardığı anlatılır. Günümüzde, Alpler’deki bir zirveye“Gertrude Zirvesi” adı verilir. Bir diğerine de rehberinin adı olan “Ulrich Tepesi” adı verilir. Çok kültürlü ve bilgiye aç ve aynı zamanda harcayamayacağı kadar çok parasının olması dünyayı tanıma ve öğrenme isteklerinin sonucu olmuştur. Gertrude, yüzyıl döndüğünde 32 yaşındaydı ve o dönemde insanların, belki de ömür boyunca görmeyi imkânsız saydığı birçok yeri görmüştür.  Anadili dışında Almancaya, Fransızcaya çok iyi derecede hâkimdir; Farsça ve Arapçayı rahatça konuşup yazabiliyor ve Osmanlı ülkesinde, Hindistan’ın birçok bölgesinde, Çin’de ve Japonya’da anlayıp konuşabiliyordur. Aldığı eğitim dolayısıyla tarihçi sayılmaktadır, fakat okumaya olan tutkusu sayesinde özellikle klâsik mimari ve arkeoloji alanında da uzmanlaşmıştır. Cesur bir dağcı ve iyi bir yazar olduğunu da şüphesiz ki kanıtlamıştır. Belki de Bell, Londra sosyetesinde herkesin kendisine hayran olacağı bir hayatı da sağlayabilirdi. Fakat yaşıtları, kardeşleri evlenip yuva kurarken, kendilerini çocuk yetiştirmeye adarken ve günlerini çay saatleri, balolar ve Hyde Park gibi yerlerde geçirirken, Gertrude Bell çölleri, macerayı, arkeolojik araştırmaları ve siyasal çekişmeleri tercih etmiştir.

Macera, Tutku ve Arkeoloji

Bir seyahat esnasında Halep’e gelen Bell, burada kendisine uzun süre eşlik edecek ve sağ kolu olacak olan rehberi Fettah ile tanışır. Fettah’ın Katolik bir Ermeni olduğu bilinmektedir. Bell, 23 Nisanda Adana’ya gelir, oradan Konya’ya geçerler. Mevlâna’nın mezarını ziyaret eder, “insanın içine işleyen ney sesi”nden mektuplarında bahsetmiştir. Kilikya ve Kapadokya’daki kalıntılardan, Bizans ve Selçuklu harabelerinden çok etkilenmiştir. Mektuplarında: “bütün hayatımı buraları gezerek geçirebilirim” diyerek bahsetmektedir. 1907 yılında, Anadolu’ya bir seyahat yapar. İzmir üzerinden Manisa ve Isparta’ya gelen Bell, burada yaptığı gezi ve gözlemlerin ardından Konya’ya gelir, Konya’ya gelmek için iyi bir zaman seçmiştir.

F_012.jpg

Fountain in street with Turkish man nearby, houses in background / Kemalpaşa Turkey, Nisan 1907, photo: Gertrude Bell[6]

Çünkü ünlü tarihçi, arkeolog ve eski yazı uzmanı Sir William Ramsay de Konya’nın 60 mil güneydoğusundaki Madenşehir Binbir Kilise kazılarına katılır. 1907’de Ramsay’a katılarak, Konya’daki Binbir Kilisesi’ni, Bizans ve Hitit kalıntılarını inceler. Bölgedeki Bizans kiliselerinin kronolojik olarak saptanmasına katkı sunar. Ramsay’a göre daha pratik olduğundan, Osmanlı kazı takımını Gertrude Bell yönetir. Ağustos 1907’de Ramsay’la birlikte Britanya’ya dönen Bell, bulgularını The Thousand and One Churches” adıyla yayınlanmıştır.[7]Gertrude Bell’in bir sonraki araştırma gezisi, 1909’da Fırat Nehri kıyılarındaki Roma ve Bizans hisarlarını incelemek üzere Mezopotamya’ya olur. Bell’in bu gezisi, daha öncesinde Batı dünyasının bir bilgisinin olmadığı bir bölgeye olduğundan büyük bir başarı ve saygı görür. Yolculuğuna Halep’ten başlar, Mart 1909’da Ukhaidir Sarayı’na ulaşır ve Bağdat- Musul yolu üzerinden Anadolu’ya varır. Bu yolculukta en önemli eserlerinden biri olacak olan, 1907 yılındaki Osmanlı topraklarındaki gezilerini anlattığı “Amurath to Amurath adlı bir kitap daha bitirmiş olur.

L_009.jpg

 The Nakib and Colonal Ramsay [Naqib – holy man and Colonel John Ramsay – from the British Consulate / Baghdad Iraq, Nisan 1909, photo: G. Bell[8]

K_017.jpg

Kebeisa – well, Women carrying water jars from well /Kebeisah Iraq, Mart 1909, photo: G.Bell[9]

Aşk, Tutku ve Savaş

Hayatında yaptığı her işi tutkuyla ve sonuna kadar yapmayı amaç edinen Bell, doğu seyahatlerinden birinde sevebileceği bir adamla karşı karşıya geldiği zaman da sevgiyi bir tutku derecesinde yaşamıştır. Öyle görünüyor ki, 1907’de Anadolu’daki kiliselerle ilgili bir araştırma yaptığı sırada, hayatının en büyük aşkı olarak tanımladığı, İngiltere’nin Konya Askeri Konsülü Binbaşı Dick Doughty-Wylie ile tanışır. Bell onu anlatırken “Gözlerindeki gölgelerde mistik bir şeyler vardı diye yazar. Ancak binbaşı evlidir. Daha sonraki senelerde aşkları gizlice devam eder fakat Binbaşının eşinin intihar edebileceği tehditi karşısında, uzun bir süre görüşmedikleri gibi bir gerçeğe rağmen Gertrude günlüklerinde kalbinin hala onun için çarptığını yazar. 1909’da Doughty-Wylie’nin Adana’da gösterdiği başarının gazete küpürlerini sakladığı bilinmektedir. Öte yandan, Doughty-Wylie’nin karısının eline geçmesinden korktuğu mektupları imha etmesi sebebiyle Bell ile arasındaki ilişki ancak tek taraflı olarak Bell’e yazdığı mektuplardan öğrenilmektedir. Mektuplarda Bell olan tutkulu aşkından bahsetse de, karısından ayrılmaya niyetli olmadığını söylemektedir. Dahası, bu durumun öyle bir yüzyılda sosyal açıdan mümkün olmayacağı bilinmektedir. Doughty-Wylie’nin Bell’e yazdığı mektuplar ailesi tarafından karısının ölümüne kadar açıklanmamış, ancak ondan sonra yayınlanmıştır.[10]

dick.jpg

The Doughty-Wylies in Consulate gardens with Mrs.Doughty-Wylies / Konia Turkey, Mayıs 1907, photo: G. Bell[11]

Olayları unutmasını sağlayacak ve yarasına merhem olacak yeni bir macera ve tutku gerekmektedir. 1913’te ise Beyrut’a gelir ve Hail’e giderekAmir İbn Rashi’i ziyaret eder. Bir mektubunda yolda olmaktan, güneşin doğuşundan, rüzğardan ve yağmurdan, kamp ateşinden ve yıldızlardan bahsederek; “bütün bunlar beni iyileştiremez ise işe yarayacak başka bir şey daha bilmiyorum” demektedir. [12]

Kadınların Oy Hakkı ve Bell’in liderliği

1914 öncesi, Bell göze çarpan sosyo-politik çalışmalara da imza atar, İngiltere’de kadınlara oy hakkı tanınmaması için birçok kampanya düzenlemiştir. Temmuz 1908’de kurulan Kadınların Ulusal Anti-Oy Hakkı Birliği (Women’s National Anti-Suffrage League) isimli birliğin kurucu üyesi ve daha sonra kuzey bölgesi başkanı olur: Birlik, 1910’da Lord Cromer başkanlığındaki Kadınlara Oy Hakkına Karşı Ulusal Birlik’in (National League for Opposing Woman Suffrage) çatısı altına girmiştir.[13]Eylül 1914’te Savaş Bakanlığı, Gertrude Bell’e başvurarak, Suriye görüşlerini içeren bir rapor hazırlamasını ister. Bu durum, resmi makamların Bell’e bilinen ilk başvurusudur. Tam da bu sebeple Kabileler hakkındaki bilgileri, Birinci Dünya Savaşı’nda onu, İngiltere’nin birinci istihbarat kaynağı haline getirir.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına aylar kala Osmanlı İmparatorluğu dağılma sinyalleri verirken, İngiliz Hükümeti, Orta Doğu hakkında sayısız konferanslar veren, kitaplar yazan Bell’in yardımını ister. Şunu vurgulamak önemlidir ki bölgeyi çok iyi tanıyor olması, yerel yöneticilerle ve halkla çok iyi anlaşması onun için büyük avantaja dönüşmüştür. Böylece 1915’in Kasım ayında Gertrude Bell, İngiliz İstihbaratı’na katılır. Bell, Londra’dan kalkan gemiyle Kahire’ye gelir. Teşkilatta artık “Queen of Desert (Çöl Kraliçesi)”olarak tanınır. Orada, 1911 yılında birkaç gün bir araya geldiği genç bir arkeologla tanışır. T. E Lawrence adındaki genç arkeolog, daha sonraları Arabistanlı Lawrence olarak anılacaktır. Odaklanmamız gerek bir diğer nokta ise raporlarında olayları akıcı bir üslûp ile anlatmasıdır. Bir kısa örnek bu durumu daha net anlamamıza yardım edebilir, o dönemde anıldığı gibi “Mezopotamya” demek yerine “Irak”tan bahsetmektedir.

Bell, kısa bir süre sonra Boulogne’da Birinci Dünya Savaşı’nın ilk ayları boyunca Kızıl Haç’ta kayıp ve yaralı askerlerin araştırılması için görevlendirilmiştir ve Fransa’ya gitmiştir. Burada gönüllü olarak çalışması ve tutkusu Bell’in yine kendi farklılığını oraya taşımasını engellemez. Boulogne görevinin ardından Şubat 1915’te ana karargâhı yeniden organize etmek üzere Londra’ya çağırılır. Osmanlı cephesinin planlanmasında çalışan ve Doughty-Wylie’den uzak ve ona olan aşkından adeta bir kaçıştır. Doughty-Wylie ise iyi derece Türkçe bildiğinden Hamilton komutasında, Çanakkale’ye çıkarma yapacak birliklerin ön safına atılmıştır. Yola çıkmadan önce iki sevgili Londra’da 4 gün geçirirler. Doughty-Wylie yola çıktıktan sonra da Bell ona kendisini almasını, artık onsuz yaşayamayacağını ve cephede ölürse kendisinin de intihar edeceğini belirten bir mektup yazar. 25 Nisan 1915’te Doughty-Wylie’nin gemisi River Clyde, Gelibolu’da karaya yanaşır ve Doughty-Wylie, Seddülbahir köyüne yapılan saldırıyı komuta eder. İki tarafında ağır kayıplar verdiği savaşta Doughty-Wylie ölür ve düştüğü yere gömülür. Gelibolu’daki cesareti için Victoria nişanına lâyık görülmüştür.[14] Gertude Bell, Doughty-Wylie’nin ölümünü haber alınca girdiği şoktan aylarca çıkamaz, ölmesi yıkıcı bir darbe olur, ondan sonra Bell kendini tamamen Orta Doğu politikasına yoğunlaştırır.

1915 sonbaharında Kahire’deki ordu istihbarat biriminin, İngiliz unsurlarına destek verecek savaş öncesi Arabistan’ı bilen bir uzman arayışı, Bell’in karşısına bölgeye dönüşünü sağlayacak fırsat olarak çıkar. Bell, Mezopotamya Keşif Gücü askeri istihbarat birimindeki görevine ek olarak Arabistan ve Sina Yarımadası’ndaki Bedevi aşiretlerine ait bilgi toplamakla görevlidir. Haziran 1916’da Basra’da Keşif Gücü’nün üst düzey bürokratı olan Sir Percy Cox’un(priental secretary) yardımcısı olarak atanır. Bell, ekipteki resmi unvanlı tek kadındır. Kabilelerle ve bölgenin ileri gelenleriyle ilişkileri kendisi yürütmekteydi, onun Araplara karşı beslediği kişisel sevginin yansımalarının açıkça görüldüğünden bahsetmektedir, Janet Wallach.

1917 yazında artık Bağdat’ta kendi evi vardı ve hayatının sonuna kadar burada yaşayacaktı. Üst üste geçirdiği ateşli humma nöbetlerine yakalandı ve her seferinde hastaneye yatarak tedavi gördü. Günlüklerinde çalışmalarını yavaşlatan ve her akşam eve iş getirmesine sebep olan bir beyin yorgunluğundan bahsetmekteydi. Bağdat’taydı evinde, ordu mensubu ve sivil bürokrasi mensubu dostları ile. Bu arada yaptığı bir sürü iş ile beraber Arap bağımsızlığı altında çıkan ilk gazete olduğunu iftiharla belirtiği El Arap gazetesinin editörlüğünü yapmıştır. Babasına yazdığı bir mektupta: “günler güneşin altında eriyen kar gibi hızla geçiyor. Böyle olması daha iyi, çünkü aksi halde yalnızlığımı daha çok hissederdim” demiştir.[15]Bana öyle görünüyor ki, geçmişte yaşadığı acılardan, hatıralardan dolayı adeta kendini işine tutkuyla bağlıyordu. O an ki yalnızlığından, kendisini bekleyen günlerden korunmaya çalışan ve 48 yaşını almış bir kadından bahsetmekteyiz. Bir başka mektubunda Bağdat için“benim için ikinci bir yuva gibi, varlığımı devam ettirebilmem için yeni bir olanak” demiştir.

1917’de İngiliz Şövalyelik Nişanı alır. Onun Orta Doğu’sunun biçimlenmesinde büyük rol oynaması, o dönemde İngiltere’nin en güçlü kadını durumuna gelen Gertrude Bell, başta Irak olmak üzere Arap yarımadasındaki ülkelerin sınırlarının çizilmesinde belirleyici rol oynar. Irak’ı yönetecek kişinin kim olacağı da onun işiydi.  1919’daki Paris Barış Konferansı’na katıldıktan sonra İngiliz danışmanlarının rehberliği yerine Arap yönetim fikrine ısınır.  “Mezopotamya’da Kendi Kaderini Tayin Hakkı” (Self-determination in Mesopotamia, 1919) ve “Suriye Ekim 1919”’da (Syria in October 1919) kaleme aldığı başlıklı yazılarında da, Arap öz yönetiminin uygulanabilir bir seçenek olduğunu savunur. 1919’da Paris Konferansı’nda tanıştığı Emir Faysal olduğu kararına varırlar. 1921’deki Kahire Konferansı’nda Churchill’i de ikna ederler. Faysal, 23 Ağustos 1921’de İngiltere’nin himayesinde Irak Kralı olarak taç giyer. Sıcak bir ağustos ayında yapılan törende baş konuk, Paris’teki lüks bir butikten aldığı beyaz giysisiyle El Hatun, yani Gertrude Bell’dir. Bell, Faysal’ın yakın danışmanı olur.

800px-Cairo_Conference_1921.jpg

Gertrude Bell (second row, second from left) at the 1921 Cairo Conference. (Photo:Author Unkown, Public Domain via Wikimedia_Commons)

imgID137745867.jpg

Tahsin Beg- Picnic Party at Ctesiphon – seated party includes Gertrude Bell and King Faisal second from right Ctesiphon Iraq, 2 Agustos 1921[16]

PERS_B_029.jpg

Lady Bell, Mount Grace Priory, Northumberland [Duplicate portrait photograph of King Faisal of Iraq, seated used in Vol II of Florence Bell’s Letters of Gertrude Bell, 1921[17]

1925’in senesinde bir üşütmenin zatürreye çevirmesi sonucunda bir süre hastanede yatmıştır. Doktorlar, Bağdat’ta bir yaz daha geçirmemesi gerektiğini, eve İngiltere’ye dönmesini tavsiye etmişlerdir. Tüm baskılara rağmen kurmakta olduğu arkeoloji müzesini mutlaka tamamlaması gerektiğini bahane ederek baskılara karşı koymuştur. Bell’in sayesinde topraktan çıkarılmış olan çok değerli yüzlerce tarihi eser müzeye taşınarak yine onun sayesinde tam 4 yıl uğraşarak 1926 yılında açılan Bağdat Arkeoloji Müzesi, dahası burası 2003’teki ABD işgali sırasında yağmalanan Irak Ulusal Müzesi’ binasıdır. Bell, Birinci Dünya Savaşı’nda, Siyasi Subay rütbesi alan, savaştan sonra da Doğu Sekreterliği makamına getirilen tek kadın. Kraliyet Coğrafya Kurumu’nun altın madalyası, Britanya İmparatorluğu’nun şeref nişanı sahibi, Bağdat Müzesi Eski Eserler Bölümü’nün Onursal Müdürü’dür. Tutkulu bir seyyah olarak dolaşır; seyahatlerinde gezip gördüğü yerlerin tarihini, kültürlerini, doğal güzelliklerini, toplumsal yaşamlarını, gelenek ve göreneklerini tanır. Bölgeyi karış karış gezerek haritalar çıkarır, kazılara katılır. Bell, aynı zamanda iyi bir fotoğrafçıdır, konularına daha çok bir tarihçi, arkeolog ve antropolog gibi yaklaşır. Bell, insanların yaşamını çektiği fotoğraflarla ölümsüzleştirir, günlüklerine yazdığı notlar ve mektuplar aracılığıyla, o dönem hakkında bilgi verir.

Hayatı boyunca her nerede olursa olsun kalemi ve kağıtları ile hiç aksatmadan ailesine yazmış olduğu uzun mektuplar da artık birkaç satırı geçmemeye başlamış ve babasına yazdığı son mektupta: “Sevgili baba, artık durmalıyım. Daha fazla yürüyemeyeceğimi hissediyorum” diyerek belki de intiharının ilk ipucunu vermiştir. 12 Temmuz 1926 günü kullanmış olduğu uyku ilâcından yüksek doz alması sebebiyle Bağdat’ta evinde ölmüştür. Şüphesiz ki Bağdat sonsuza kadar onun evi olmaya devam edecektir.

PERS_B_001.jpg

Portrait photography in original folder of Gertrude Bell, aged 54 years, England, 1921

 

YAZAN: Merve ALEMDAROĞLU

 

KAYNAKÇA

  1. Aytunç Altındal, (2018).  Türkiye’de ve Dünyada Casuslar.  Ankara: Destek Yayınları
  2. Edward G. Browne, (2009). A literary history of Persia. Cambridge [u.a.]: Cambridge University Press.
  3. Helen Mccarthy, Petticoat Diplomacy: The Admission of Women to the British Foreign Service, c.1919-1946 20.Century British History, Oxford: 2009. Vol. 20, Iss. 3;
  4. Janet Wallach, DESERT QUEEN : The Extraordinary Life of Gertrude Bell: Adventurer, Adviser to Kings, Ally of Lawrence of Arabia , 2005, London.
  5. Kemal Öke, (1995). Kutsal topraklarda casuslar savaşı. İstanbul: İrfan Yayımcılık
  6. http://gertrudebell.ncl.ac.uk/

 

 

[1]Aytunç  Altındal, (2018).  Türkiye’de ve Dünyada Casuslar. Ankara:Destek Yayınları. s. 15.

[2] Helen Mccarthy, Petticoat Diplomacy: The Admission of Women to the British Foreign Service, c.1919-1946 20.Century British History, Oxford: 2009. Vol. 20, Iss. 3; s. 285

[3]Edward G. Browne, (2009). A literary history of Persia. Cambridge [u.a.]: Cambridge University Press.

[4]M. Kemal Öke, (1995). Kutsal topraklarda casuslar savaşı. İstanbul: İrfan Yayımcılık. s.113.

[5] Ayrıca bknz: http://gertrudebell.ncl.ac.uk/diary_details.php?diary_id=1627

[6] Ayrıca bknz; http://gertrudebell.ncl.ac.uk/photo_details.php?photo_id=1552

[7]Janet Wallach, DESERT QUEEN : The Extraordinary Life of Gertrude Bell: Adventurer, Adviser to Kings, Ally of Lawrence of Arabia , 2005, London.

[8] http://gertrudebell.ncl.ac.uk/photo_details.php?photo_id=3089

[9] http://gertrudebell.ncl.ac.uk/photo_details.php?photo_id=2858

[10]M. Kemal Öke, (1995). Kutsal topraklarda casuslar savaşı. İstanbul: İrfan Yayımcılık. s.126.

[11] http://gertrudebell.ncl.ac.uk/photo_details.php?photo_id=2587

[12] Ayrıca bknz: http://gertrudebell.ncl.ac.uk/letter_details.php?letter_id=18

[13]Janet Wallach, DESERT QUEEN : The Extraordinary Life of Gertrude Bell: Adventurer, Adviser to Kings, Ally of Lawrence of Arabia , 2005, London.

[14]Janet Wallach, DESERT QUEEN : The Extraordinary Life of Gertrude Bell: Adventurer, Adviser to Kings, Ally ofLawrence of Arabia , 2005, London.

[15]M. Kemal Öke, (1995). Kutsal topraklarda casuslar savaşı. İstanbul: İrfan Yayımcılık. s.141.

[16] http://gertrudebell.ncl.ac.uk/personalia.php?photo_id=31

[17] http://gertrudebell.ncl.ac.uk/personalia.php?photo_id=43

Bir cevap yazın