Site Loader

T.S. ELIOT (1888-1965) Tam ismiyle Thomas Stearns Eliot; Anglo-Amerikan şair, oyun yazarı, eleştirmen ve Çorak Ülke (1922), Dört Kuartet (1943) çalışmalarıyla modernizmin şiir alanındaki öncülerindendir. Eliot, Anglo-Amerikan kültüründe 1920lerden yüzyılın sonlarına kadar güçlü bir etkiye sahip olmuştur. Söyleyiş, biçem ve nazımdaki deneyimleri İngiliz şiirini yeniden canlandırmış; bir dizi eleştirel makaleyle ise geleneksel tarzı yıkmış yerine yenilerini dikmiştir. Dört Kuartet’in yayınlanması yaşayan en büyük İngiliz şair ve edebiyat adamı olarak ünlenmesinin önüne açmıştır. 1948’de ise Devlet Üstün Hizmet Nişanı ( Order of Merit) ve Nobel Edebiyat Ödülü kendisine verilmiştir.

Hayatı
Eliot, St. Louis Missouri’ye taşınmış seçkin bir New England ailesinin soyundan gelmektedir. Babasının “gerçekçi” olması ve iş hayatına atılması yönünde baskıları olmaksızın zamanının en iyi eğitim olanaklarına sahipti. St. Louis’teki Smith Akademi’den Massachusett’teki Milton’a girdi; Milton’ un ardından ise 1906’da Harvard’a girdi. 1909’daysa 4 yıllık normal eğitim süresini 3 yılda tamamlayarak lisans derecesi ile mezun oldu. Harvard’ta iken etkilendiği isimler düşünür George Santayana ile şair ve eleştirmen Irving Babbitt idi. Babbitt’ten, hayatı boyunca sürdürdüğü romantizm karşıtı düşünceyi kazandı. Bu düşüncesini daha sonra İngiliz düşünürler F.H. Bradley ve T.E Hulme’den yaptığı okumalarla güçlendirdi. 1909-1910 akademik yıllarında Harvard’ta felsefe asistanıydı.
1910-1911 yılını Fransa, Sorbonne’da Henry Bergson’un felsefe derslerine katılarak ve Alain-Fournier ile birlikte şiir okumaları yaparak geçirdi. Dante’nin şiiri, İngiliz yazar John Webster, John Donne ve Fransız sembolist Jules Laforgue üzerine çalışmaları Eliot’a kendine özgü bir tarz yaratmasında yardımcı oldu. 1911-1914 yılları arasında Harvard’a dönerek Hint felsefesi ve Sanskritçe üzerine çalıştı. 1913’te Bradley’nin “Görünüm ve Gerçeklik “( Appearance and Reality) adlı eserini okudu. Ardından 1916’ya kadar “F.D. Bradley’ nin Felsefesinde Bilgi ve Deneyim” başlıklı tezi tamamladı. Ne var ki I. Dünya Savaşı patlak verince doktorasının sözlü mülakatına katılmak için Harvard’a asla dönemedi. 1914 yılında ise Amerikalı şair Ezra Pound ile tanışıp bu şairle yakınlık kurdu.
İlk Yayımları
Eliot, dört kariyer peşinde koşuyordu: editörlük, oyun yazarlığı, edebiyat eleştirmenliği ve felsefi şairlik. Belki de İngiliz dilinde kendi zamanının en yetkin şairiydi. Üniversite öğrencisiyken yazdığı şiirler “edebi” ve gelenekseldi. İlk önemli yayımı ve İngiliz modernizminin ilk başyapıtı kabul edilen şiiri “I. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı” (The Love song of Alfred Prufrock- 1915) idi:
“Gidelim öyleyse, sen ve ben
Akşam gökyüzüne baştan başa yayılınca
Bir masa üstünde eterlenmiş hasta gibi…”
Her ne kadar Pound 1908’de “A Lume Spento” isimli kitabını bastırmış olsa da “Prufrock” deneyimlemenin ötesine geçip mükemmele ulaşmayı amaçlayan devrimci edebiyatçıların ilk şiiriydi. Bu şiir aynı zamanda Samuel Taylor ve William Wordsworth’ün “Lirik Baladlar” (Lyrical Ballads- 1798)’ından radikal bir kopuşu temsil eder. 1917’de Eliot’un “ Prufrock ve Diğer Gözlemler” (Prufrock and Other Observations)’ inin ilk cildinin ortaya çıkışında 20. yüzyıl şiirsel devriminin olgunluğu rahatlıkla görülebilir. Bu devrimin önemi hala tartışmalıdır ancak Coleridge ve Wordsworth’un romantik devrimine olan benzerliği açıktır: Eliot ve Pound 18. yüzyıldaki benzerleri gibi, şiirsel söylemi yeniden şekillendirmeye koyulmuşlardır. Wordsworth ‘insanoğlunun asıl diline döndüğünü’ düşünürken Eliot çağdaş konuşma dilinin ritimlerine dayalı yeni şiir ritimleri yaratmaya çalışıyordu. Bir aydının konuşabileceği “ne ilginç ne de bayağı” olan bir dil arayışı içerisindeydi.
Highgate School’da bir yıl boyunca Fransızca ve Latince öğrettikten sonra 1917’de Lloyd Bank Ltd.‘de kısa bir bankacılık kariyerine adım attı. Aynı zamanda hem edebiyat eleştirisinde hem de teknik felsefe konusunda üretken bir eleştirmen ve denemeciydi. 1919’da ise kafiyesiz bir iç monolog olan “Gerontion”u da içinde barındıran “Poems”i yayımladı. Bu çalışma, o vakte kadar İngiliz dilinde yazılmış hiçbir metinle benzerlik göstermiyordu.
Çorak Ülke Üzerine (The Waste Land,1922)
1922’de Çorak Ülke’nin yayımlanmasıyla birlikte Eliot uluslararası bir tanınmışlık kazandı. Çorak Ülke; I. Dünya Savaşı’nın ardından gelen hayal kırıklığı, hayatın gerçekleriyle yüzleşme ve bıkkınlık duygularını ifade eder. Kutsal kase arayışı efsanesiyle uzaktan da olsa bağlantılı bir dizi kısa öykü aracılığıyla insanoğlunun kurtuluş vaatlerinin gerçekleşmesini beklediği, panik duygusu ve yavan arzulardan, kötülüklerden arınmış bir dünyayı tasvir eder. Şairin son derece karmaşık, imalı ve ustaca kullanılmış bir dili vardır. Eser, içerisindeki pek çok ima ve alıntıyı açıklayan dipnot ve referanslar barındırır. Bu bilimsel katkı edebi referanstan ziyade birçok okuyucu ve eleştirmenin dikkatini şiirin gerçek özgünlüğünü anlamak yerine insanın kurtuluşu arzulayan evrensel insani çıkmazını ortaya koymasına ve dilin manipülasyonuna yöneltir. Eliot önceki eserlerinde kendisinin şiirsel ifadenin ustası olduğunu göstermişti. “Çorak Ülke” onun, yüce bir söyleyişten günlük konuşma diline şaşırtıcı geçişler yapabilen bir ölçü ustası olduğunu ortaya koyar.

Çorak Ülke beş bölümden oluşur ve Batı’nın büyük, modern şehirlerinin parçalanmış duyarlılığını yansıtan “ retorik süreksizlik” ilkesine dayanır. Eliot, sekülerleşmiş kentte yaşam amacının umutsuzluğunu ve karmaşıklığını ebedi şehrin ( urbs aeterna) çürümesi olarak ifade eder. Bu; şiirin sabit, retorik değişimleri ve karşıtlık yaratmak amacıyla yan yana dizilmesiyle somutlaşan Çorak Ülke’nin esas temasıdır. Ancak Çorak Ülke epik geçmiş ve değeri düşürülmüş günümüzün basit bir zıtlığından ziyade ahlaki ihtilal ve ahlaki kötülüğün zamansız bir farkındalığıdır. Şairin orijinal müsveddesi Ezra Pound’ un önerisiyle 800 mısradan 433 mısraya düşürüldü. Çorak Ülke, Eliot’ un yalnızca en iyi eseri değildir; aynı zamanda en ünlü olanıdır da.
Eliot, şiir eleştirmeninin “programatik eleştiriler” yapması gerektiğini, yani tarih ilminin yaptığından farklı olarak şairin kendi çıkarını yine bir şair olarak ifade eden eleştiriler olması gerektiğini söyledi.

Bilerek veya bilmeyerek Eliot’un eleştirisi, bir önceki çağın standartlarının egemen olduğu bir edebi ortamda çıkması gereken bir eleştiriden ziyade kendi şiirinin daha iyi anlaşılabileceği ve takdir edilebileceği bir ortam yarattı. “ The Sacred Wood” (1920) isimli ilk eleştiri kitabının içerisinde yer alan “Gelenek ve Bireysel Yeti” (Tradition and Individual Talent) makalesinde şairin kullandığı gelenek, geçmişte yapılan işlerin bir tekrarı değildir (yenilik tekrardan daha iyidir) aksine Homeros’tan günümüze tüm Avrupa edebiyatını kapsar. Bu nedenle İngilizce şiir yazan bir şair geçmişteki herhangi bir geleneği ve herhangi bir dili kullanarak kendi tarzını yaratabilir. Bu yaklaşım, okuru Eliot’un “Çorak Ülke”sinin şiirde çığır açan çeşitli dillerden alıntılara ve başka şairlerinin üsluplarının parodilerine yer verme gibi yenilikleri kabul etmeye yöneltmesi sebebiyle “programatik”tir.
Yine “The Sacred Wood”ta yer alan “ Hamlet ve Sorunları” makalesi Eliot’un “nesnel bağlılaşım” ilkesini ortaya koyar:

“Sanat yoluyla duyguları ifade etmenin tek yolu ‘nesnel bağlılaşım’dır. Bir diğer deyişle bir duyguyu formüle edecek bir objeler grubu, bir durum, bir olaylar zinciri bulmaktır. Örneğin; duyusal deneyimlere son verecek bir dışsal etkiyle karşılaşınca duygu da harekete geçirilmiş olacaktır.”
Eliot nesnel bağlılaşım tabirini kendi, şahsi olmayan şiir kuramı bağlamında kullanmıştır.

Bu nedenle, Geç Victoria Dönemi’nin belirsizliğini, kelime ve nesnenin birbirine karşılık gelmesi konusunda ısrar ederek düzeltme yönünde büyük etkiye sahip olmuştur. “The Sacret Wood” tan bir süre sonra yayınlanan “Metafizik Şairler” ve “Andrew Marvell” (1917-1932) isimli iki deneme Eliot’un eleştiri ilkesini neredeyse tamamlamış oldu. Bu denemelerde John Donne ve 17. yüzyılın diğer metafizik şairlerini zirveye koyup 18. ve 19. yüzyıl şairlerini daha aşağı kademelere yerleştirerek İngiliz şiirinde yeni bir hiyerarşi ortaya koymuştur. İşte bu noktada John Donne ve Andrew Marvell’ın ardından ortaya çıkan değişime açıklık getirmek adına ikinci meşhur ilkesi olan ‘hassasiyetin çözümlemesi’ ortaya çıktı. Eliot’a göre bu değişimin nedeni duygu ve düşünce birliğinin kaybolmasıdır. Onun bu ilkesi tartışmaya yol açmış ancak bu değişime yol açan tarihi gerçekler de inkar edilemez. Eliot ve Pound’un şiirlerinin, 17. yüzyıl şairlerine olan ilginin artmasına yönelik etkisi büyüktür.

Eliot’un eleştirisinin ilk ya da programatik dönemi Harvard’ta verdiği Charles Eliot Norton konferanslarından oluşan “Şiirin Yararı ve Eleştirinin Yararı” (The Usage of Poetry and The Usage of Criticism-1933) ile son buldu. Eliot kitabın yayımlanmasından kısa bir süre önce teoloji ve sosyolojiye ilgi duymaya başlamıştı. Bunun sonucunda üç kısa kitap veya üç uzun makale yayımladı: “Lambeth Sonrası Düşünceler-1931”, “Hristiyan Toplumu Düşüncesi-1939”, “Kültürün Tanımı Üzerine Notlar-1948″. Bu yapıtlar bir başyapıt niteliğindeki “Dante-1929” ile birlikte edebiyatı ilahiyat ve felsefeye açtı. Bu denemelerde Eliot, bir yapıtın şiir olup olmadığına edebi ölçülerle karar verilmesi gerektiğini, büyük bir şiir olup olmadığına da edebi ölçütlerden daha üstün ölçütlerle karar verilmesi gerektiğini yazmıştır.

Eliot’ un şiir ve eleştiri anlayışı o kadar iç içe geçmiştir ki onları birbirinden ayırmak oldukça güçtür. Dante üzerine yazdığı önemli denemesi Eliot’ un kiliseye kabulünden iki yıl sonra yayımlanmıştır.(1927) 1927 yılı aynı zamanda Eliot’ un İngiliz uyruğuna geçtiği yıldır. Bu meselenin ardından yazdığı ilk uzun ve aynı zamanda dini tefekkür ile yazılan şiiri “Ash Wednesday-1930″ önceki şiirlerinden oldukça farklı bir anlayışa sahiptir. “Ash Wednesday” dini inanç ve dini disiplinin kabulünde çektiği sancı ve sıkıntıları ifade eder. Bu ve sonraki şiirler dramatik ögenin lirik ögeden daha güçlü olduğu önceki şiirlerine oranla daha rahat, daha müzikal ve düşünsel bir üslupla yazılmıştır. “Ash Wednesday” şiirin özerk ancak din dışı bir sanat kabul edildiği bir dönemde pek de olumlu tepkiler almadı. Edward Wilson gibi eleştirmenler, şiiri kişisel bir düş kırıklığının ifadesi olarak yorumlamışlardır.

Sonraki Eserleri ve Etkileri
Eliot’un “Dört Kuartet” isimli şaheseri bir kitap olarak ilk kez 1943 yılında yayımlanmıştır. Bu kuartetlerden ilki olan 1936 yılında “Derleme Şiirler” adı altında basılan “Burnt Norton” zamanın doğası ve sonsuzlukla ilişkisi üzerine yazılmış incelikli bir şiirdi. Eliot bu şiiri örnek alarak üç şiir daha yazdı: “East Coker-1940″, “The Dry Salvages-1941″ ve “Little Gidding-1942″. Bu eserlerinde olağanüstü güzelliğe sahip imgeler aracılığıyla kendi geçmişini, insanoğlunun geçmişini ve insanlık tarihini anlamlandırmaya çalışıyordu. Şiirlerinin hepsi kendi öz yapısına sahipti ancak birlikte yayımlandıklarında temaların ve görüntülerin tekrarlanıp son bir çözüme kavuşturulduğu tek bir esermiş gibi algılandı. Yapıt, okurlar üzerinde derin bir etki bıraktı. Öyle ki, şiirlerde işlenen Hristiyan inancını benimsemeyenler bile Eliot’un yüce temasını büyük bir bütünsellik içerisinde ele aldığını, yarattığı biçimin özgünlüğünü ve teknik ustalığını kabul ettiler. Bu eser aynı zamanda Eliot’a 1948 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ nü kazandırdı.

T.S. Eliot Nobel Edebiyat Ödülü alırken, Aralık 1948.

KAYNAKÇA
https://www.britannica.com/biography/T-S-Eliot

Çeviren: Sena Nur GEREN

MozartCultures

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla