Yusuf Atılgan

Modern Kargaşanın Kıyısında Dingin Bir Romancı: Yusuf Atılgan

Yusuf Atılgan. Yazdığı az sayıda romanıyla verdiği yalın mesajlarıyla salt roman yazmanın ötesinde, karakterleri bir yaşayış biçimi olarak vücut bulmuş romancı.
Onun romanlarında kahramanlar dünyayı kurtarmıyor. Adlarını baş kahramanlarından alan, karakterlerin okuyucuya süslü kıyafetlerle sunulduğu romanlara inat onun kahramanları sıradan hatta hastalıklı kişiler. Öyle ki birçok ödüle layık görülmüş Aylak Adam romanında başkahramanın bir adı dahi yok. Yalnızca “C.”.
Romana dair eski alışkanlıkları yıkan, modernitenin dayattığı kuralları çiğneyen, bu özellikleriyle de tam bir postmodernist Yusuf Atılgan.

Yusuf Atılgan’ın Ülkü Tamer tarafından çekilmiş fotoğrafı

27 Haziran 1921’de Manisa’da doğan Yusuf Atılgan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunuydu. Fakültedeki hocaları ise Halide Edip Adıvar, Fahir İz, Reşit Rahmeti Arat ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dı. Edebiyatın bu büyük isimlerinin öğrencisi olduğu göz önünde bulundurulursa kaleminin kuvvetine şaşırmamak gerek.
Hayatının hiçbir safhasında kalabalıkların, büyük adımların, ütopyaların insanı olmadı Yusuf Atılgan. Tek istediği iki kişilik sevgi üzerine kurulu bir dünyaydı. Bu yüzdendir ki romanının başkahramanı Aylak Adam’ın da tek işi bu dünyayı aramaktı.

“Temmuz 23’ün yanına yalnız iki kelime yazılmıştı: “Onu Seviyorum.”
Yalan! Beni sevseydin o günün 23 Temmuz olduğunu bilmezdin.”(Aylak Adam s.128)

Akşehir’de bir lisede öğretmenlik yaptığı sırada İleri Gençlik Birliği örgütüyle ilişkisi olduğu gerekçesiyle Sıkıyönetim Mahkemesi’ne çıkarıldı ve tutuklandı. 10 ay boyunca hapis yattı. Serbest kaldığında ise köyüne döndü ve çiftçilikle uğraşmaya başladı çünkü çok sevdiği mesleği elinden alınmıştı, artık öğretmenlik yapamayacaktı. Köyde annesinin istediği biriyle evlendi fakat bu evlilik çok uzun sürmedi. Boşandıktan sonra ise kendini tamamen kapattı ve edebiyata verdi. Bu süreçte Aylak Adam romanını yazdı. Kişi odaklı, psikolojik analizlerin çokca yapıldığı bu romanı dönemine ayna tutan bir eserdi. Çağdaş bireyi aşk ve yalnızlık çerçevesinde yalın ama çarpıcı bir şekilde anlattı. Aylak Adam romanı onu hayalini kurduğu yaşama yaklaştıracaktı. Kendini romanın kahramanlarından “B”ye benzeten Serpil Gence, bir şekilde Atılgan’ın adresini buldu ve ona mektup yazdı, böylece mektuplaşma süreci başladı, sonra buluşma ve 14 senelik görüşme neticesinde de evlilik… Serpil Gence ile evlendikten sonra İstanbul’a taşındı. Birkaç sene sonra oğulları Mehmet dünyaya geldi kendisi de çalışma hayatına yeniden başladı. Çeşitli yayınevlerinde çevirmenlik ve danışmanlık yaptıktan sonra Can Yayınları’ında redaktörlük yaptı. Romanlarının yanı sıra öyküler de kaleme aldı. Bir çoğunu başka adlarla ve kardeşinin ısrarıyla yayınladı veya yarışmalara gönderdi. Öyküleri ödül aldı fakat o hiçbir ödülü kabul etmedi, onun için yazıyor olmak yeterliydi.

Yusuf Atılgan
Yusuf Atılgan ve eşi Serpil Hanım

Hayatında bir şeylerin iyiye gittiği düşünülse de roman karakterlerinin hayatı aynı ivmeyi seyretmedi. Aylak Adam’daki içe dönük C. karakteri, Anayurt Oteli’nin kahramanında bir adım daha ileriye taşınarak şizoid kişilik problemleri olan “Zebercet” karakterini oluşturdu. Zebercet’in sonu ise intihardı. Bu sıkışmış ve karamsar insan profili 3. romanı Canistan’ın kahramanı Selim’in de intiharıyla devam etti.

Gide, Montherlant, Camus, Sartre, Simenon, Joyce, Gren gibi yazarları kıskanarak okuduğunu söylerdi. Kendisi de bu yazarların izinden giderken modern edebiyatın yapı taşı oldu. Anayurt Oteli’ni yazdığı dönemde çokça Kafka ve Proust okudu. Bu yazarların işlediği yabancılaşma onun romanının da değişmez unsuru oldu. Üç roman kahramanının da (C., Zebercet, Selim) yaşadığı yabancılaşma, cinsel sapkınlık, intihar, şizoid kişilik problemlerinin temelinde sevgisizlik yatıyordu. Kahramanların kimisi sevgisizliğin getirdiği bu sıkışmışlığın çözümünü intiharda bulurken; kimisi aylaklığı seçti.
Hayalini kurduğu dünyaya kavuştu mu bilinmez ama zamanın ötesine taşıdığı romanlarıyla modernizmi en kaliteli biçimiyle anlattı. Başkasından duymaktan hoşlanılmayacak kelimelere yeni anlamlar giydirdi. Okuyucusunu büyük laflar, süslü sözlerle oyalamadı. Sloganlar atmayan bir anlatıcıydı. Sıradan insanı tüm çıplaklığıyla okura sundu. Yaşadığı dönemde toplumsalcı olmamakla suçlandı ama modernizmin yegane unsuru “insan”ı tüm yalınlığı ve biricikliğiyle anlatarak anlatıcılığının hünerini ortaya koydu.

“Gelmez artık, ama benim beklemem gerek.”(Anayurt Oteli s.38)

Yaşadığı onca sağlık sorunu karşısında bedeni zayıf düştü ve 9 Ekim 1989’da geçirdiği kalp krizi nedeniyle Moda’daki evinde hayata veda etti.
Adının kendisiyle özdeşleştiği romanı Aylak Adam’da C., modern dünyanın kıskacından kurtulmayı (belki de tam tersi tutunmayı) aylaklıkta bulmuştu. Bu yazıyı okuyan okur! Senin modern dünya tutamacın ne?

“Acelem yok benim, biliyorsun. Bir gün sana dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.”(Aylak Adam s.76)

Yazan: Zeynep TEMEL

Kaynakça
1- Berna MORAN, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İletişimYayınları,İstanbul 2002.
2- Ali İhsan KOLCU, Yusuf Atılgan’ın Roman Dünyası, Toroslu Kitaplığı, İstanbul 2003.
3- Özgür CANGÜLEÇ, Franz Kafka’nın Die Verwandlung ve Yusuf Atılgan’nın Anayurt Oteli Adlı Yapıtlarında Yabancılaşma ve Yalnızlık, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Alman Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van 2006.
4- Yusuf ATILGAN, Aylak Adam, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2004.
5- Yusuf ATILGAN, Anayurt Oteli, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008.
6- Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, Cilt:1 s.146-148, İstanbul 2001.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir