Edebiyat Üzerine Söyleşi, Metinlerarasılık

İnsanların kişilikleri, fikirleri, tavırları hatta giyiniş tarzları bile orijinal olmalıdır ve bu herkes tarafından savunulur. Edebiyatta da, yüzeysel baktığımızda, bunu görebiliriz. Yazarlar, yazarların dilleri, sözceleri* kullanış biçimleri özgündür. Bir şiire baktığımızda şairi az çok tahmin edilebilir ya da bir romanın konusundan bahsedildiğinde akılda mutlaka bir isim belirir. Ancak bu doğru mudur? Bir sanatçı sadece kendine özgün yapıtlar ortaya koyabilir mi? Etkilendiği, esinlendiği; hatta bazen fazla esinlendiği olmuş mudur? Bunun için pek çok görüş ve kuram ortaya atılmıştır. Şimdi sizlerle birlikte bu etkilenmeler zincirine kuramsal bir yolculuk yapacağız.
Saussure’ün dilbilim kuramından etkilenen Rus Biçimciler ‘’Şiir Dilini Araştırma Derneği’’ adı altında toplanıp tarihsel olarak eşsüremli bakış açısıyla metinsel olarak yazarı ve toplumu yok sayıp dilbilimi incelemeye başlamışlardır. Ancak Rus Biçimcilerin arasında olan Michail Bakhtin tarihsel olgulara son derece önem vererek artsüremli araştırma yapmıştır. Bu nedenle Saussure’ün tarih karşıtı tutumundan ve Rus Biçimcilerden ortaya attığı ‘’Söyleşimcilik’’ kuramıyla tamamen ayrılır. Bakhtin şöyle açıklar:
‘’Söyleşimcilik çokseslilik demektir… Yalnızca Adem söyleşimcil yöntemden kurtulabilir…’’ Yani her söylem tarih içerisinden bir yerde mutlaka benzer bir söyleme rastlar, her söz daha önceden söylenmiştir. Bakhtin, söyleşimciliğe Dostoyevski’nin romanlarında rastlar ve onu çoksesliliğin kurucusu olarak kabul eder. Dostoyevski’nin karakterleri özgürlerdir. Bir karakter yazarın düşüncesini savunurken bir diğeri aksini iddia edebilir ve hatta çürütebilir. Yani sesler birbirleriyle söyleşir. Bakhtin, romanda görülen çoksesliliği ‘’başkasının söyleminin yine başkasının söyleminde bulunma’’ olarak açıklar. Bakhtin çoksesliliği önce Sokrates Söyleşileri’nde ve Menipos Taşlamaları’nda aramıştır. Onların ‘’Karnaval’’ geleneğinden geldiğini söyler. Bir ‘’karnavalda’’ hiçbir kural ve yasak olmadan herkes istediği kişi olur, istediği şekilde eleştiri yapabilir. Yani karnaval bir çoksesliliktir, tüm görüşleri barındırır.
Bakhtin’nin söyleşimcilik kuramını, Julia Kristeva Fransızcaya çevirip ‘’Metinlerarasılık’’ kavramıyla yeniden tanıtmıştır. Kristeva’ya göre’’Metinlerarasılık’’ sonsuz bir süreçtir ve her metin bir alıntılar mozaiği gibi oluşur.’’ Bir sözceyi alıp, içinde özümseyip onu başka bir biçemde tekrar sunar. Kristeva’nın hocası olan Roland Barthes da öğrencisinin ortaya attığı kavramları destekler. Önceleri yapısalcı olan Barthes, S/Z adlı yapıtında ‘’metinlerarasılık’’ ve ‘’açık metin’’ kavramlarından bahseder. Barthes için metin bir dokumadır, bitmeyen bir üretimdir ve okur okudukça üretimin devam ettiğini söyler. ‘’Metinlerarasılık yıkım ve inşadır’’ der. Yani bir metni almak parçalamak ve yeniden birleştirmek gerekir. İlk zamanlarda Barthes, yazarı tümüyle öldürerek metni özgürleştirmek gerektiğini savunur. Bir metin yazıldıktan sonra artık yazardan çıkmıştır ve ancak okunduğunda tekrar varlık kazanır.
Michael Riffaterre’ye göre ise ‘’metinlerarasılığı’’ bulacak olan okurdur. Bu yüzden okur odaklı araştırma yapılması gerektiğini savunur. Böylece Kristeva ve Bakhtin’den ayrılır. Çünkü onlar yazın üzerinde dururken Riffaterre algı ve anlam üzerinde durur. Yani okur okudukça değil okur algıladıkça metnin ve ‘’metinlerarasılık’’ kavramının varlığı sürer. Ancak bu ütopik bir bakış açısıdır çünkü okurun algısı saptanamaz. Riffaterre’ye göre bir metin iki şekilde okunur. Okur, çizgisel okuma yaparak metin ne veriyorsa sadece onu alır. Geri-etkili okumayla ise okur metindeki aykırılıkları saptayabilmek, anlamlandırabilmek ve ‘’hipogram’’ adını verdiği saklı kelimeleri, gölgede kalmış ikincil anlamları bulabilmek için araştırma yapar. Bu kavramların uygulanabilmesi için ‘’üstünokur’’ gerekir. ‘’Metindeki dil olguları sonsuz bir düzleme girer ve üstün okur sonsuz söylemi algılar’’.
Harold Bloom tek tek yazarları ve etkilendikleri eserleri, görüşleri, metinleri inceler. Bloom buna ‘’modern yazar huzursuzluğu, etkilenme endişesi’’ der. Her yazar özgün bir yapıt üretmek için çıktığı bu yolda bir endişeye kapılır. ‘’Büyük şiir başarılmış endişedir…Çünkü güzel metinler her zaman yeniden diriliş alametleridir.’’ diye ekler. Harold bu etkiyi zihnimizin aslında kendimiz üzerindeki etkisi olarak dile getirir. Zihnimizin ve algımızın izin verdiği kadar bir metinden etkileniriz. Harold’a göre bu etkilenme endişesi yazar kaynaklı değil yapıt kaynaklıdır, ‘’bir yapıtın başka bir yapıt tarafından yanlış okunmasıdır’’. Harold bu sözünde yazar örneği vermeden etkilenme düşüncesini yapıt odaklı açıklar. Örneğin bir şair bu endişeden, etkilenmenin gücünden kendini kurtarabilmek için bir ustanın yazmış olduğu şiiri alıp parçalayıp, değiştirip, yeniden yazar. Şair kendi gücüne yer açabilmek için büyük şiirlerin etkisini onları yeniden yazarak azaltmaya çalışır, şiiri yıpratır böylece biz bir şiirin anlamını başka bir şiirde bulabiliriz, dolayısıyla edebiyat ‘’metinlerarası’’ etkilenmeden bağımsız düşünülemez. Her yazar edebiyat dünyasında kendine bir yer arar. Ancak her zaman kendilerinden önce gelen güçlü yazar ve şairlerin gölgeleri altından yaşayacaklarını bilirler.
Umberto Eco ise Opera Aperta (Açık Yapıt) adlı kitabında bir sanat yapıtının kapalı olamayacağını ve okur tarafından yorumlandıkça işlevsellik kazanacağını savunur. Ancak ele aldığı konu okurun bunu nasıl yapacağıdır. Eco’ya göre metin doldurulmayı bekleyen bir bulmacadır. Bu konu hakkında söylediği en etkili cümle, ‘’Metin işlerlik kazanmak için birisinin ona yardımcı olmasını ister.’’dir. Eco metne hayat verir ve bu hayata oyun katar. Riffaterre’nin ‘‘üstokuru’’, Eco ve Barthes’ın ‘‘örnekokuru’’ bu yorumlamayı yapabilecek ve bu oyunu oynayabilecek düzeydedir. Yani ansiklopedik ve ‘’metinlerarasılık’’ edince** sahip olmaları gerekir. Eco okura metinle kendi ansiklopedisini ilişkilendirtirken metindışı sıçramalar yaptırır ve başka kaynaklara yönlendirir. Bu Eco’nun okuru oyalama tekniğidir ve adına ‘‘çıkarımsal gezintiler’’ der. Umberto Eco okuru ikiye ayırır: metni zevk alarak okuyan ‘’semantik’’ okur ve metinlerarası ilişkileri arayıp çift anlamları bulan ‘‘eleştirel okur’’.
Eco, çoksesli metne Casablanca filmini örnek vermiştir. Casablanca’yı parçalara ayırdığımızda birçok film elde ederiz: Aşk, cinayet, savaş, kumar… Öyleyse Eco için ‘’metinlerarasılık’’ kavramı türlerin birleşmesidir ve buna Queen’in Bohemian Rapsody şarkısını da örnek verebiliriz, içinde pek çok müzik türü ve farklı kültürlere ait ögeler bulundurur.
Eco da Harold Bloom’un etkilenme endişesini iki yazar ve evrensel kütüphaneyi de içine katarak 3 şekilde açıklar:
‘’Eğer iki yazar aynı dönemde eser çıkarttılarsa herhangi bir etkilenmeden söz edemeyiz. Ancak biri diğerinden daha önce yaşadıysa 3 farklı ihtimalden söz edebiliriz:
a) Bir yazar kendisinden önce yaşamış olan yazarın yapıtından etkilenir ancak etkilenmeler zinciri olan evrensel kütüphaneden habersizdir.
b) Bir yazar kendisinden önce yaşamış olan yazarın yapıtı aracılığı ile evrensel kütüphaneye ulaşır.
c) Bir yazar önce evrensel kütüphaneden yola çıkarak, önce yaşamış olan yazarın da bu kütüphaneden etkilendiğini görür.’’
Eco kendi yapıtlarındaki etkilenmeler konusunda da bazılarını bilerek yaptığını bazılarının ise bilinçdışı olduğunu söyler. Yani Eco için kelimeler, düşünceler ortak maldır. Yeni olan onları yeni anlamlar ve düzlemler içerisinde tekrar yaratmaktır.
Tüm bu farklı kavram ve kuramlarda ortak tek bir şey görüyoruz: Bir metin tarihinden önce yazılmış ya da çok daha sonra yazılacak olan bir metinle söyleşir. Yıllarca ortaya atılan kavramlar ve kuramlar bize bir eseri daha iyi anlamamıza, analiz edebilmemize katkı sağlamıştır. İnsanoğlu var olduğu sürece edebiyat da var olacaktır. Edebiyat var olduğu sürece ‘’metinlerarasılık’’ da var olacaktır. Yıllar öncesinde tartışılmaya başlanan bu kavramla birlikte ‘‘söylenmemiş olan’’ kaldıysa, ‘‘söylenmiş olanın’’ yeni bir biçemi dahi kaldıysa yüzyıllar sonrasına değin tartışılmaya devam edecektir.

AÇIKLAMALAR
• Bir konuşurun iki duraklama (ya da iki susku) arasında ürettiği, tek bir sözcükten ya da birkaç tümceden oluşan, dil yetisi değil kullanımı kapsamında olan söz.
• Konuşan ve dinleyenin dil bilgisi, bireyin tümce üretme ve anlama yeteneği, karşı edim.
KAYNAKÇA
GÖREN, Esin (2014) Yeniden Yazmak, Dönence Yay. (2007) Percorsi di Letture Intertestuali
AKTULUM, Kubilay (2000) “Metinlerarası İlişkiler”, Öteki Yay. İstanbul
BLOOM, Harold (2008) Etkilenme Endişesi, Metis eleştiri, İstanbul
RIFAT, Mehmet (2011) “Metnin Sesi” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul
http://www.dildernegi.org.tr/TR,274/turkce-sozluk-ara-bul.html

YASEMİN ÇETİNKAYA

Bir cevap yazın