BEAT KUŞAĞI’NIN KURUCUSU JACK KEROUAC

JACK KEROUAC

 

Jack Kerouac, 12 Mart 1922’de Amerika’da doğmuştur. Jack Kerouac’ın annesi dindar bir Katolik, babası ise alkolik ve kumarbazdı. Jack Kerouac annesine bağlı bir şekilde yetişmiştir. Ünlü bir yazar ve şair olduktan sonra annesi için “aşık olduğum tek kadın” demiştir.

Amerikan futbolu oynamaya başlayan ve bu konudaki başarısı sayesinde burs kazandığı Columbia Üniversitesi’nde eğitimine başlamış, yaşadığı sakatlığa kadar devam etmiştir. Sonrasında antrenörüyle yaşadığı sürtüşmeler yüzünden de bursu yenilenmemiş ve üniversiteyi yarıda bırakmıştır.

İlgili resim

Kerouac, devamında New York’un Upper West Side mahallesinde sevgilisi Edie Parker ile birlikte yaşamıştır. Allen Ginsberg, Neal Cassady ve William S. Burroughs ile bu süre içerisinde tanışmıştır. Bu bölgenin onun için önemi, Beat Kuşağı’nın temelinin burada atılmış olmasıdır.

1942’de deniz ticaret filosuna katılıp ardından ayrılan Kerouac 1943’te de Deniz Kuvvetleri’ne katılmıştır. Şizoit kişilik bozukluğu olduğu gerekçesiyle ordudan uzaklaştırıldı.

“Askerî birliğe katıldığında, insanı katı kurallarla kısıtlayan, bünyesinin kaldıramadığı bir ortamda bulmakla kalmamıştı kendisini, aynı zamanda iyice bağımlısı olduğu alkolden ve dengesini bulmasını sağlayan yazma eylemi için ihtiyaç duyduğu zamandan da mahrum bırakılmıştı.”

(Jack Kerouac’ın Yalnız Hayatı – Joyce Johnson)

 

1944’de arkadaşı Lucien Carr’ın işlediği bir cinayete Burroughs’la birlikte adı karıştığı için tutuklanmıştır. Sonrasında Edie’nin büyükbabasından kalan mirası alabilmesi için cezaevindeyken evlenmişlerdir ve bu sayede yatırılan kefalet ücreti ile Kerouac cezaevinden çıkmıştır.

İlgili resim

 

İlk kitabı “The Town and the City” 1950’de “John Kerouac” adıyla yayımlanmıştır. Bu kitabında yeterli yankıyı uyandırmamış fakat eleştirmenlerden olumlu yorumlar almıştır.

Yeraltı edebiyatının da önemli eserlerinden olan, 1951’de yazdığı ve Viking Press tarafından 1957’de yayımlanan Yolda (On the Road)  adlı kitabını büyük yankı uyandırmıştır. Yolda isimli romanı, Beat Kuşağı’nın en önemli romanı kabul edilmiştir. Romanda Jack’in tabuları yıkarak başladığı bu yolda başından geçenler ve ABD’yi bir uçtan bir uca dolaşırken arkadaşları ile yaşadıkları anlatılır. Genel anlamda otobiyografik bir romandır diyebiliriz. 1947’de çıktığı ve üç yıl süren yolculuğunun ardından daktilonun başından ayrılmadan yazdığı romanı ”Yolda”  2012  yılında sinemaya da uyarlanmıştır.

yolda jack kerouac ile ilgili görsel sonucu

İlgili resim

Daha sonra, Dharma Bums (Zen Kaçıkları) da yine aynı karakterler çevresinde yani Beat Dönemi’nde var olan gerçek kişilerin yaşamları çerçevesinde anlatılmıştır. Roman karakterlerinin gerçek hayattaki isimleri şu şekildedir:

Ray Smith: Kerouac

Japhy Ryder: Gary Snyder

Alvah Goldbook: Allen Gingsberg

zen kerouac ile ilgili görsel sonucu

Hayatı boyunca alkol kullanımında aşırıya kaçmış olan Jack Kerouac, 47 yaşında, sirozdan kaynaklanan bir iç kanama yüzünden vefat etmiştir.

Kerouac’la 1957’de tanışan Joyce Johnson’ın yazdığı: “Jack Kerouac’ın Yalnız Hayatı” ismini taşıyan biyografi, Kerouac’ın tek yaşam öyküsü olma özelliğini taşır.

jack kerouac yalnız hayatı ile ilgili görsel sonucu

Beat Kuşağı


Yazar ve şair olarak tanıdığımız Kerouac, Beat Kuşağı akımının kurucusu olmuştur. Jack Kerouac, Allen Ginsberg, Neal Cassady ve William S. Burroughs bu kuşağın başlıca temsilcilerindendir.  “Beat Generation” Jack Kreouac tarafından ilk kez 1948’de dile getirilmiştir, 1952 yılında ise New York Times dergisinde John Clellon Holmes ile yapılan bir söyleşi esnasında Jack Kerouac ‘’İşte bu Beat Kuşağı!’’ der. Böylece söz konusu akım halka duyurulmuş olur.

Büyük Buhran zamanındaki toplumu “Kayıp Kuşak” olarak adlandıran Ernest Hemingway’den yola çıkarak Beat Kuşağı terimi kullanılmıştır.

Aslında Beat kelimesinin anlamı ‘’kötü’’ ya da ‘’harcanmış’’tır. Yenilgiyi, pes etmeyi ve hayal kırıklığını çağrıştırır. Fakat kelimenin ikinci bir anlamı daha vardır: ‘’Beatific’’ yani kutsayan, mutlu eden. Annesi gibi dindar bir Katolik olan Kerouac, ezilenlerin kutsallığını yakalamaya çalıştığı için genellikle romanlarında bu konuyu kullanmıştır. Yani ‘’Beat’’ kelimesinin bu akımdaki kökeni, ‘’beatitude”den gelir, salt mutluluk. Toplumsal meselelerden ziyade kendi kişisel gelişimlerine yönelmiş ve kendi mutluluk kaygılarıyla, edebiyatı eş tutmuşlardır. Özgürlükçü karakterleri ile baskıya, genel kalıplara ve faşizme karşı bir duruş sergilemişlerdir. Topluma yeni düşünce ve değerleri görme imkanı sağlamışlardır ve farkındalık kazandırmak istemişlerdir.

1950’li yılların Amerika’sında herkes, sınırları çizilmiş bir standarda göre hayatını sürdürürken ve sorgulamadan itaat ederken Beat Kuşağı, standart olmayan hayat tarzlarıyla ve yaptıklarıyla hayatlarını gerçek anlamda yaşamayı seçmiştir. Yazdıkları şiir ve romanlarla topluma ve toplumun normlarına ters düşmüşlerdir. Otostopla yollara koyulmuşlar, tüketimden ziyade yaratıcılıktan ve üretimden yana olmuşlardır. Yalnızlıklarını ve varoluşlarını edebiyatla anlatmaya çalışmışlardır.

2.Dünya Savaş’ı sonrasında ortaya çıkan bu akımı savaş ve ayrımcılık karşıtı, edebiyat sevdalısı, jazz delisi,  Zen ve Budizm meraklıları yani doğu felsefesiyle ilgilenen ve sürekli yolda olan, aynı zamanda da hayatını uçlarda yaşamaktan korkmayan yazarlar ve şairler oluşturmuştur. Varoluşçu olabilmek için kendi isteklerini, arzularını, öfkelerini, amaçlarını sorgulamış ve kendi istekleri doğrultusunda yani kendi canları nasıl isterse hayatlarını öyle yaşamışlardır.

New York’ta 1948’de ortaya çıkan akım, 1950’lerin ortasında San Francisco’ya da atlamış ve böylece  Black Mountain şairleriyle de buluşmuştur.

William Seward Burroughs’un deyişiyle onlar ‘’değişimin gerçek mimarları’’ydılar.

Onlar yaşamın kendilerini şekillendirmesine izin vermemiş, yaşama kafa tutarak, onu kendi istedikleri gibi şekillendirmişlerdir. İstedikleri yaşam şekli bulundukları toplumun kıyısından geçmiyorken, dinledikleri müzikten, izledikleri filmlerden hatta içinden çıktıkları aile yapısından bile kurtulmak, bunu değiştirmek istemişlerdir. Varoluşsal sancılarını sanatla birleştirmişler ve Kerouac’ın dediği gibi ‘’yaşamak için çıldıranlar’’a bu yolda  ilham ve cesaret vermişlerdir.

jack kerouac yalnız hayatı ile ilgili görsel sonucu

Romanlarından Alıntılar

 

‘’ Bir tımarhanedeki tek aklı başında insan olduğum hissini tekrar yaşamaya başladım. kendinizi üstün değil, depresif ve ürkek hissettiriyor, çünkü iletişim kurabileceğiniz hiç kimse olmuyor. ‘’

(Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar, Jack Kerouac)

‘’Şimdiki gençlerin tek derdi, üniversiteye girmek, iyi bir iş, ev, araba edinmek, çocuk sahibi olmak. Yazarken bile sıkılıyorum bunlardan. Aslında başka insanların hayatına karışacak biri değilim. Herkes kendi kurallarına göre yaşamalı. Ama ben daha çok çılgın insanları kâle alırım. Yaşamak için çıldıranları. İçlerindeki ateşi tutkuyla besleyenleri.’’

(Jack Kerouac)

 

‘’İnsanların yalnız kaldıkları zaman kitaplara duyduğu açlık ne kadar şaşırtıcı. ’’

(Yalnız Gezgin, Sayfa 112, Jack Kerouac)

 

“yolda özgürlük vardı.

yolda hayatın anlamı.

yolda aşk vardı ve bazen sadece seks.

yolda parasızlık, açlık vardı.

bazen çözümsüzlük, kargaşa, kalleşlik.

yolda bir arayış vardı, arayıp da bulamayış.

yolda sorular vardı, çoğu cevapsız.

ve yolda çoğu zaman masmavi bir gökyüzü.

zümrüt yeşili çayırlar,

ve sonsuz bir kızıllık vardı.”

(Yolda, Jack Kerouac)

 

“Kimseye kendi kafa karışıklığımdan başka vaat edebileceğim bir şeyim yoktu.”

“Bütün bu görkemli meditasyonlardan sonra gidecek ılık bir yuvanın bulunduğu gerçeğini tam olarak aklımdan siliyor değilim. Ve o ılık yuvayı kotarıp içinde beni barındıran eniştem de benim orada çalışmadan kalmamı pek hoş karşılamıyor, her geçen gün hava biraz daha gerginleşiyordu. Bir keresinde ona bir kitaptan, acıları insanı nasıl olgunlaştırıp büyüttüğüne değin birkaç satır okumuştum, o da hemen yapıştırmıştı: “Acılar insanı büyütseydi, şu anda benim bu eve sığmamam lazımdı.”

(Zen Kaçıkları, Jack Kerouac)

 

‘’ Yağmurlu bir gece dört bir yanda… kadınları, erkekleri ve kentleri aynı hüzünlü şiir akıntısıyla öpüyor her yerde. ‘’

(Yeraltı Sakinleri, Sayfa 38, Jack Kerouac)

‘’Dönüp dönüp birbirimize baktık, çünkü bir düellodur aşk ve sonra, birbirimize son defa baktık. ‘’

(Yolda, Sayfa 119, Jack Kerouac)

 

‘’Tepelerin böyle görünmesine neden olan, insanların riyakarlığıymış meğer. ‘’

(Yalnız Gezgin, Sayfa 54, Jack Kerouac)

 

“Ben düşünmekten yoruldum, benim yerime de düşünür müsün? Benim yerime ilgilenir misin insanlarla, yalanla, ihanetle, yalnızlıkla? Geceleri birdenbire bastıran sağanak yağışlı korkuları alır mısın yamacımdan? Gündüz gözüyle sevemiyorum kimseyi. Yüreğimdeki bu düğümü çözebilir misin?”

(Jack Kerouac)

 

Kaynakça:

Jack Kerouac: ‘İnsan için feryat eden’ bir yazar

http://www.beyazperde.com/filmler/film-181593/

https://www.ayrintiyayinlari.com.tr/kitap/jack-kerouacin-yalniz-hayati/1149

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir