Kız Kulesi’ne Yüzen Çocuktan Nazım Hikmet’e Uzanan Yol

Kız Kulesi, MÖ 5.yy’da Yunanlar tarafından İstanbul Boğazı’nın Üsküdar Salacak sahiline yakın bir noktaya kurulmuştur. Üsküdar’da, Roma İmparatorluğu’ndan kalma tek mimari eserdir. Tarih boyunca farklı amaçlarla kullanılmış ve hakkında çokça rivayetler üretilmiştir.

İlgili resim

Hakkında çok efsane biliyoruz, şairlerin şiirlerine konu olduğunu, hatta Nazım Hikmet’in 12 yıllık hapishane hayatından kurtulduğu ilk gün onu seyretmeye gittiğini bile… Fakat Kız Kulesi’nin Karl Detroit adlı bir Alman’la ilgili pek azımızın bildiği muazzam bir hikayesi daha var.

Doğduğu topraklardan kaçıp kendini boğazın soğuk sularına atarak Kızkulesi’ne sığınan küçük Karl’ın öyküsü. Karl Detroit, Mehmet Ali olduğu gün bu ülkeye kendi soyundan gelen bir sürü edebiyatçı armağan edeceğini bilmiyordu aslında…

Karl Detroit, 1827 yılında Almanya’nın Magdeburg şehrinde dünyaya gelir.

magdeburg 1827 ile ilgili görsel sonucu

Babası müzik öğretmenidir. Ailevi sorunlar, anne ve babasının sürekli kavga etmeleri sebebiyle küçük çocuk akrabaları tarafından bir yetimhaneye yerleştirilir.

12 yaşına geldiğinde bir gece yarısı tüm arkadaşları uyurken çarşafları birbirine dolayarak yetimhaneden kaçar ve Hamburg’a gider. Büyük bir liman kenti olan Hamburg’da bir gemide miço olarak işe başlayan Karl Detroit, bütün Akdeniz’i dolaşıp, Marmara Denizi’nden Boğaz’a giren gemisinden, Kız Kulesi’ni görünce denize atlar.

kız kulesi gif ile ilgili görsel sonucu

Kız Kulesi’ne doğru yüzmeye başlar. Ve onu kurtaran kule bekçisine bir daha gemiye dönmek istemediğini söyler.

Kızkulesi’ne sığınan çocuk Sadrazam Âli Paşanın yanına götürülür.

sadrazam ali paşa ile ilgili görsel sonucu

Sadrazamın “Almanya’dan neden kaçtın” sorusuna Karl; “Orada dayak vardı, ondan bıktım ve kaçtım” diye cevap verir. “Peki ya neden Akdeniz’in onca yeri değil de İstanbul’da atladın denize evladım?” diye sorar sadrazam. Karl Detroit Kızkulesi’ni gösterir ve “Ben o kuleyi çok sevdim” der.

Çocuğun kaybolduğunu fark eden Almanlar Karl’ı geri isterler. Bu olay, Almanya ve Osmanlı arasında küçük de olsa diplomatik bir soruna yol açar. Meseleyi çözmekse Sadrazam Ali Paşa’ya düşer. Aynı zamanda şair olan Ali Paşa çok entelektüel, kendini geliştirmiş ve altı dil bilen bir Osmanlı Sadrazamıdır.

Sadrazam Ali Paşanın himayesine giren Karl Detroit önce Mehmet Ali adını alarak Harbiye’de öğrenim görmeye başlar. Mezun olduktan sonra da Kırım Seferi’ne, Bosna, Karadağ Savaşlarına katılır. Hatta II. Abdülhamid döneminde “Paşa” unvanı alan Mehmet Ali, 1878’de imzalanan Berlin Antlaşmasında Osmanlıyı temsil eden üç önemli devlet adamından biri olur.

Almanya’ya gittiğinde bir gece koşar adım vaktiyle kaldığı yetimhaneyi ziyaret etmeyi de unutmaz.

Sarı sırmaları ve apoletleri ile 12 yaşında kaçtığı bu yetimhaneye koca bir imparatorluğun paşası olarak döner. Ama kapıdan girdiğinde, yeniden küçük çocuk olur. O günleri anımsar, geçirdiği her anı yeniden yaşar.

Berlin Antlaşması’nın Hıristiyan cemaatlere tanıdığı haklar yüzünden gerici çevreler, halkı Mehmet Ali Paşa’ya karşı kışkırtmaya başlar. Paşa Müslümanları yatıştırmak için Arnavutluk’a gönderilir, fakat gericilerin Sizi gavura sattı kışkırtması etkili olduğu için Kosova’nın Gjakova kasabasında linç edilerek yaşamını yitirir.

Bu hüzünlü öykünün Osmanlı tarihi dışında bir başka ilginç yanı daha vardır… Arnavutluk yakınında linç edilerek öldürülen Mehmet Ali Paşa, Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan bir şairdir aynı zamanda. İstanbul’dan bir daha geri dönmemek üzere ayrılırken, geride eşini ve çocuklarını bırakır. Mehmet Ali Paşa’nın Hayriye, Leyla, Adviye ve Zekiye adlarındaki dört kızından olan torunları ve torun çocukları ilerde Türk edebiyatının ve tarihinin tanınan isimleri olurlar. Bu kızlardan Zekiye Hanım’ın oğlu olan asker ve politikacı Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal Atatürk ile Harp Okulu yıllarında sınıf arkadaşı ve silah arkadaşıdır. Mehmet Ali Paşa’nın kızlarından bir diğeri Sabahattin Ali’nin babaannesi, bir diğeri ise politikacı Mehmet Ali Aybar’ın anneannesidir.

Kızlardan Leyla Hanım ise ilk Türk ressamlarından olan Celile Hanımın annesidir. Celile hanım genç yaşında Osmanlı memuriyetinde bulunan Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendirilir. Bu evlilikten 15 Ocak 1902’de Nazım Hikmet dünyaya gelir. Büyüyecek, sevecek, dünyaya bambaşka bakacak ve vatanı için yanıp tutuşacak… Ancak sevdasından, vatanından, davasından uzakta; vatan haini ilan edilerek sürgünde ölecektir. O çocuk Nazım Hikmet‘tir.

nazım hikmet tumblr ile ilgili görsel sonucu

Haziranda öleceğini bilir gibi “Haziranda ölmek zor…” dizelerini yazan ve Türkçe’ye en önemli eserleri veren Nazım Hikmet Ran.

Kız Kulesi’nin belki de en muazzam hikayesi budur…

Kaynak : Sunay Akın ‘ın ”İstanbul’un Nazım Planı” adlı kitabı

Bir yorum Sizinkini ekleyin
  1. Muhteşem bir hikaye gerçekten ancak Haziranda Ölmek Zor şiiri Nazım Hikmet’e ait değildir. Hasan Hüseyin Korkmazgil’e aittir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir