RUHUN AYNASI ŞİİR / DİDEM MADAK

 

Herkesin ruhuna ufak kırıntılar bırakan şeyler olmuştur. Duygularımıza ses veren, söyleyemediklerimizi söyleyen, en narin parçamız; şiir. Bir dize bile sizin hayatınıza tümüyle dokunabilir. Kafanızı kaldırıp baktığınızda gökyüzünü, denizleri, dökülen yaprakları artık bambaşka görürsünüz. Yorulmuş bedeninizin, hüznünüzün, acınızın, sevginizin bir sesi oluverir.

Şair isimlerini sorduğumuzda aklımıza hangi isimler gelir? Nazım Hikmet, Ümit Yaşar Oğuzcan,  Cemal Süreya, Turgut Uyar ve daha bir çoğu. Öyleyse aklımıza ilk gelenler hep erkek şairlerdir, peki ya kadın şairlerimiz? Var ancak bir hayli uzak köşesinde duruyor hafızamızın. Oysa ki söylemek isteyip söyleyemediklerimizi söyleyen bir çok kadın şair var.

Didem Madak, ‘’Yalnız bırakma beni bu paragrafın başında, bu boşluğu masal doldurmaz.’’ sözlerinin sahibi o büyülü kadın. Ben bu kadını tanıyıp şiirlerini okuduktan sonra edebiyatın sadece şair ve eserleri, şiir bilgisi olmadığını gördüm. Bu yüzden siz de onu tanırsanız belki değerleri hiçbir zaman yeterli görülmemiş bu şiirlerin birer duvar yazısı ya da sosyal medyada okuyup geçtiğiniz o sözlerden ibaret olmadığını görmüş olursunuz.

İlk şiirleri : Öküz, Sombahar, Ludingirra dergilerinde yayınlandı.

‘’Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum

Ve kaybolmak o dalgınlıkta’’

1970 yılında İzmir’de dünyaya gelen Madak, öğretmen anne babanın ilk kız çocuklarıdır. 6 yıl sonra şiirlerinin en büyük kahramanı olan Işıl dünyaya gelir. Şiirle tanışmasının en büyük etkeni annesidir. Annesinden yola çıkarak;  füsun, efsun, büyü ve sihir sözcükleri etrafta dolanır.

‘’Annemden bana kalan tek miras bir sihirdir. Onu ne zaman çok özlesem hep bir şiir yazdım.’’

Genç yaşta annesiz kalan iki kardeş, teyzelerinin verdiği annelerinin el yazması şiir defterine tutunurlar. Bu defter onlara kalan tek hatıradır. Bir tarafta kardeşi Işıl, bir tarafta annesi Füsun. Madak, ölümle yaşam arasında kalıp yaşamı seçer. Ve şiirlerini yazmaya devam eder. 2008 de kızı Füsun dünyaya geldi.

Ah’lar Ağacı, Pulbiber Mahallesi, Grapon kağıtları olmak üzere üç eseri vardır. Son kitabı olan ‘’Pulbiber Mahallesi’’ ilk iki kitabına kıyasla daha dışa dönük ve yaşamla barışık olduğu, kendisine seçtiği insanları ve hayvanları yerleştirir. İlk kez annesi Füsun’a seslenmeyi bırakır. Bu eser hem kurgu hem de gerçektir.

Didem Madak’ın sesinin tonunu emanet ettiği Ahlar ağacına yazdığı ikinci kitabına adını veren şiirdir. İç sesle bölünüp duran uzunca bir şiirdir.

Sizlere Didem Madak’ı tanıtacak kadar bilgi sahibi olmadığımı üzülerek belirtmek isterim , göstermek istediğim şiirin bir insanı nasıl hayatta tutmaya ittiğidir. Büyük bir acı girdabı içinde olan Madak, söylemek isteyip söylemediklerini yazarak onlara hayat veriyordu. Bazen bizleri kıran, inciten onca şeyden kaçmak yerine onları kalkan yapabilir aslında onlar sayesinde daha güçlü olabiliriz. Elbette bu kolay değil, bazen yorulup dizlerimizin üzerine düştüğümüz anlar olacak ki oluyor. Tek yapmamız gereken bu kalkanı kullanmayı öğrenmek

 

‘’Güçlü bir el silkeledi beni sonra

Sanırım tanrının eliydi.

Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan

Çok şey görmüşüm gibi,

Ve çok şey geçmiş gibi başımdan

Ah dedim sonra,

Ah!

İç ses diye söylendim

Gel!

Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla’’

 

Bir gün durulmak isterseniz , şiirin kıyısına bırakın kendinizi..

 

 

Bir yorum Sizinkini ekleyin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir