Erıch Fromm

Erich Fromm: Sevgi Kuramı Üzerine

Felsefede her problem kendi çözümünü doğurur. Erich Fromm tüm insanlık gibi kendi varoluş problemine çeşitli çözüm yolları aramıştır. Bütün sevgi kuramları, bu noktada insanın varoluş kuramıyla başlar. Modern insanın eksiklerini iyi analiz eden Erich Fromm’un sevgi kuramı, sevmek eyleminin etkin özelliklerini inceler.  Sahip olmak ve olmak açısından kavramın ikili anlamı, sevgi nesnesi olarak kişinin kendisine yönelmesi olarak irdelenebilir.

Sevgi, edilgenlikten uzak bir eylemdir. Spinoza’ya göre etken ve edilgen eylemlerimiz arasında ayrım gözetilmelidir. Kişi etkin eylemi yaparken özgürdür; bir nevi eylemin efendisidir. Edilgen eylemler içerisinde olan kişi için bir itkinin nesnesi olma durumu vardır.[1]İşte burada sevgi de bir zorunluluk barındıramaz. Sevgi, insanca güçlerin özgürce açığa çıkmasıdır.  “Sevgi vermektir, almak değildir.”[2] Eylemlerimiz fikirlerimizle tutarlı olmalıdır. Bu yüzden öncelikle “Vermek nedir?” sorusu cevaplanmalıdır. Cevabı belirsizliklerle dolu olsa da Erich Fromm, bu kuramda vermenin bir şeyden vazgeçmek olduğu yanılgısına odaklanır. Kişiliği gelişmemiş, her şeyi istifleyen ve sömüren insan, sevgiye de bir tüccar anlayışı ile yaklaşır. Bir şeyi yitirmekten korkan insan aslında yoksuldur. Günümüzde, insanların çoğu ikili ilişkilerinde karşılık bekler çünkü vermek demek, karşılığında bir şey almaktır. Tüccar anlayışlı bu kişiler, verdikleri karşılığında bir şey almıyorlarsa doğaları gereği, bahsedilen yaklaşımı kandırılmak ve yoksullaşmak olarak görürler. Ayrıca bazı insanlar, bir kaosun içerisinde bulunmayı erdemli olmak zannederler. Onlara göre birini sevmek, kaotik olmak demektir; fedakarlıklar yapmak, vazgeçmek tatmin duygusu yaratır. Oysa sevmek eylemi buradaki iki bakış açısının da çok dışındadır. Üretken kişilik, sevgiye çok farklı yaklaşır. Vermek demek, kişinin zenginliği ve üstünlüğüdür. Bu şekilde sevmek, coşkuludur; çünkü bir şeyden yoksun kalma olarak görülmez, canlılığın kanıtı olarak görülür. Sevme eyleminin etkin özelliğini vermek olarak görüp kabul edebilmek için, kişiliğin gelişmiş olması gerekir. Kendine güvenmeme, bağımlı olma, başkalarını kullanma, insanca güçlerine inanmama durumunda kişi eksik kalır. Sevmek eylemi, ilgi ve saygı ile bütünleşmelidir. “Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevmez. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyden anlamaz. Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir. Oysa anlayan hem sever hem her şeye karşı duyarlı olur, hem de görür. Bir şeyde ne kadar çok bilgi varsa, o kadar büyük bir sevgi vardır.”  (Paracelsus) Sevme Sanatı kitabına bu sözlerle başlanmıştır. Çünkü Fromm’a göre insan ancak kişiliğini yaratıcı yönde geliştirdikten sonra sevgide doygunluğa ulaşabilir. Bu gelişmeden uzak bir ekinde, sevme yetisi ele geçirmek istenen ve yeterince güç bir başarı olarak kalır. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması için duyduğumuz ilgidir.[3] Örneğin sahip olmak  güdüsüyle yaklaşıp çiçekleri koparıp kendine bir demet yapan insanın, onları sevdiğini söylemesi, içtenlikten uzaktır. Bir diğer tamamlayıcı da saygıdır. Bu kavram, ikili ilişkiler bağlamında günümüzün tartışma konularından biridir. Başka bir insanın üzerinde egemenlik kurma düşüncesi-Bu düşünce cinsiyetlerden bağımsızdır.- sevmek değildir. Türkçede başkasını saymaktan gelen saygı kelimesinin İngilizcesi “respect” , Latince “respicere(bakmak)” kökünden gelir. Yani her iki dilde de etimolojik olarak, saygı demek karşı taraftaki insanı görebilmektir.

Olmak nedir? Bu soru, Batı felsefesinin başlıca sorunlarından biridir. Dilbilimsel olarak üzerine inceleme yapmaktan daha çok, tam tersi olarak kullanacağımız “sahip olmak” ile karşılaştırabiliriz.[4]  Sevgi, sahip olunacak bir şey değildir. Durum böyle olursa çoğu zaman ilişkiler engelleyici ve kısırlaştırıcı hale gelir. Stirner, insanların artık eşyalara dönüştüğünden ve birbirleriyle olan ilişkilerinin sahip olmacı karaktere büründüğünden bahseder.[5] Ortalama insanın adeta sevgiye sahip olma yanılgısı, sevgiyi yok etmektedir. Sahip olma ilkesini benimsemiş kişiler, sevgiden somut bit nesneymiş gibi söz ederler. Bu şekliyle sevgi soysuzlaşır. Erich Fromm’un yapıcı eleştirileri olmak ilkesinin benimsenmesi yönündedir. İçsel süreçlere dayanması tanımını zorlaştırır ama “Olmak” demek en temelde kendini yenileştirmek, geliştirmek ve sevmek demektir.

Erich Fromm
Delphi Tapınağı’nın girişinde (Nosce te ipsum) “Kendini bil” yazısı.

Sevgi çeşitli nesnelere yönelir. Fakat sevgi nesnesi olarak insanın kendisini görmesi, narsisizme atılan bir adım, başkalarını sevmekten uzaklaşarak, bencil bir yaklaşım olarak algılanır. Oysa Erich Fromm’un sevgi kuramı, birisinin sevmenin, sevme gücünü gerçekleştirebilmenin, tüm insanlığı sevmek olduğuna işaret eder. Sadece belli insanları severek geliştirilen bir tutum olamaz. Böylece, sevgi insanın kendisine de yönelebilir. Hatta başkalarını sevebilmenin ön koşuludur. Gerçek sevginin üretken olduğu, ilgi ve saygının ortaya dökülmesi olduğu düşünülürse, kendi varoluşunu görmek demektir. İşte bu yüzden sevgi, başkası tarafından etkilenme olarak değerlendirilemez. Günlük hayatta karşılaştığımız klasik algıların dışında kalan bu kuramda, yaratıcılık hakimdir ve çağın vebası bencillikten çok uzaktadır.

İREM ATA

[1] Spinoza, Ethics, IV. Tanım, 8.

[2] Fromm, Sevme Sanatı

[3] Fromm, Sevme Sanatı, Sevgi Kuramı I, 32.

[4] Erich Fromm’un olgunluk çağı eseri kabul edilen Sahip Olmak ya da Olmak, bu iki varoluş biçimi üzerine kapsamlı bir incelemedir. Bu kitap, Sevgi Kuramının da ötesinde, iki kavramın farkını tartışmış, günlük yaşantı örnekleri ile zenginleştirilmiş, yeni insan ve yeni toplum taslağı oluşturulmuş büyük bir birikimin ürünüdür.

[5] Stirner, Max: Der Einzige und sein Eigentum (Birey ve Mülkiyeti), Stuttgard, 1972.

KAYNAKÇA

Fromm, Erich (1956) The Art of Loving, HarperCollins.

Fromm, Erich (1976) Sahip Olmak ya da Olmak, Say Yayınları.

Boeree, C. George, Erich Fromm Personality Theories <http://webspace.ship.edu/cgboer/fromm.html>

 

Bir cevap yazın