Eski Hint Öğretileri: Upanişad

İnsanlığa bir ‘yoğun/derin’ düşünme ödevi: ESKİ HİNT FELSEFESİ

Hadi o zaman biz de şöyle bir oturalım ve Eski Hint öğretilerini ve inançlarını biraz irdelemeye/anlamaya çalışalım, en azından bir giriş yapalım Upanişad ile. Bu yazıda elbette çok derinlere inemeyebiliriz. -Derine inemememizin nedeni elbette yazının uzunluğu/kısalığı ayarlaması, okuyucunun harcadığı zamanı tasarruflu kullanmaya çalışma amacı. Ancak ilginç bir tesadüf var ki, bir bakıma üzerinde duracağımız Hint öğretilerinin bireyselci ve gizemli içeriğini uygular gibi de oluyoruz derinine inemeyerek, sonuçta bu Hint öğretisi kişinin ancak kendi içerisinde ulaşabileceği bir kurtuluşu/aydınlığı/farkındalığı anlatır. Biraz dil oyunu yaptık ama bence bu sefer güzel denk geldi (: – Ancak işlevselliğini/verimini kaybetmeyecek, zevkle okunabilecektir. Hint Felsefesinin hatta üzerinde gezmeye çalışacağımız Upanişad öğretilerinin bile çok daha ayrıntılı ve her ayrıntısında içlerinde farkları olan pek çok ayrı anlatımı vardır. Kutsal metinler adeta bir ömür okunabilecek ve her dalı ayrı bir farkındalığa bağlanan, zincir öğretiler ya da zincir öğreti evrimleri ile doludur. Şu an için amacım sınırlı bir yorum ile spesifik bir öğreti ve kurtuluş sistematiğini uzaktan bile olsa biraz tanımanız, ufak fikirler/bilgiler edinmiş olarak yazıdan ayrılmanızdır. Sonrasında ekleme bölümler halinde Hint felsefesine ve tüm boyutlarına, zamanla ve tek tek daha hakim olacağımıza inanarak bu yazıda sadece küçük kavram aşinalıkları yaratmak isterim. O zaman elimden geldiğince berrak tutmaya çalıştığım bu bilgi yüklemesine hoş geldiniz.

 [… 1.  “Maitreyī ” said Yājñavalkya, “ Now I will give up this stage (of a householder);  Well!  I will make a division (of my property) between you and Kātyāyanī .

2.    Then Maitreyī said, “If, my lord, this whole earth with all its wealth belonged to me, would I be, indeed, on that account, de immortal?_ “With nothing!” replied Yājñavalkya, “ but just like the life of the well-to-do your life would in that case be; as regards immortality, however, there is no hope (to attain it) through riches.

3.    Then Maitreyī said: “ What should I do, so that I would become immortal through it? Communicate to me , my lord, the knowlegde which you possess.”

4.    Yājñavalkya replied: “Dear to me, indeed, you are and you talk what is dear (to me) ; come, seat yourself; I shall explain to you ; but carefully attend to what I say”…] 

I- 1 – Sixty Upanişads of the Veda by Paul DEUSSEN pg.434

 

 “Maitreyi” dedi Yagnavalkya, “Bak, ben artık bu ülkeden gitmek üzereyim. Şimdi Katyayana ve senin için son düzenlemeleri yapıyorum” Bunu duyan Maitreyi dedi ki: “Efendim, şimdi yeryüzünün bütün zenginlikleri benim olsa, ölümsüz olabilir miyim? “Hayır, olamazsın” dedi Yagnavalkya “zengin olmakla ölümsüz olunmaz.” Bunun üzerine Maitreyi dedi ki , “Beni ölümsüz yapamayan bütün bu şeyleri ben o zaman ne yapayım? Efendim ne biliyorsan bana da öğret!”

 

upanişad 1

 

 

Hindistan binlerce yıllar geriye giden uygarlık tarihiyle, coğrafyasıyla başlı başına mistik bir realm/alem. Elimize ulaşan kaynaklarıyla ilk öğretileri ya da felsefi görüşleri  Aryas (Aryalar) ile görebiliriz. Daha öncesinde yaşayan halklarla ilgili arkeolojik kalıntılar bulunmuştur ancak biz yazılı düşünceleri aradığımız için felsefe tarihini Aryalar ile başlattığımız zaman hata yapmış olmayız. Yine Hint felsefesi  zamansal  açılardan çok net ve kesin  tarihlere sahip olmadığından, biz bilemediğimiz için tabi ki, dönemsel olarak ayrılır. “Veda”(ˈveɪdəˈ) metinleri bizlere  bildiğimiz felsefi, ilahi, ritüellere ve rehberliğe dair tüm içerikleri sağlayan; kutsal ve farklı farklı kişiler tarafından yıllarca eklemeler yapılarak çoğalmış, elimize ulaşmış yazılardır. Dönemsel ayrım tam da burada örneklenebilir. Yaklaşık İÖ 1500-500 arası geçen döneme Vedalar çağı (Veda Age,Vedic Age,Vedic Period) denir. Oldukça geniş bir yazındır, -H.J.Störig ‘ Hintlilerin felsefi düşünceleri de engin bir denize benzetilebilir, öyle ki, bu denize açılan kimse yönünü kolay kolay bulamaz’ demiştir, metinlerin kapsamı için gayet yerinde bir benzetme bence- bölümlere ayrılıp, bölümleri de kendi içlerinde bölümlere ayrılmış bir ağaç gibidir. Bilgeliğini yaşından, kapsamını yaşının verdiği dallarından almaktadır. Şimdilik sadece üzerinde duracağımız konuya bağlamak amacıyla birkaç bölümü şu sıralama ile verebilirim.

-The Rigveda(Rigveda)  -The Samaveda(Samaveda)  

-The Yajurveda(Yayurveda)  -The Atharvaveda(Atharvaveda)

ve bu bölümler kendi içlerinden tekrar şu bölümlere ayrılır

▪The Samhitas/The Mantras(Mantras-Mantralar-İlahiler) 

▪The Brahmanas(Brahmanas-Brahmanalar-Ritüeller) 

▪The Aranyakas(Aranyakas-Aranyakalar-Orman Metinleri) 

▪The Upanishads(Upanişads-Upanişadlar-Gizli Öğretiler)

Henüz daha giriş aşamasında karmaşıklığı, aslında kapsamının ne derece zengin olduğunu, görebiliyoruz. Fakat ben yazımda belirli Upanişad öğretileri üzerinde gezmeye özen göstereceğim. Kafa karışıklıklarını tek tek eleyeceğiz, hiç sorun değil.

Upanişad öğretileri tıpkı Veda metinlerinin çağa adını vermesi gibi İÖ 750-500(yaklaşık) yılları arasındaki döneme adını vermiştir, bu zaman dilimine Upanişadlar Dönemi denir. Peki, nedir Upanişadlar, öğretileri nedir, amaçları ve yöntemleri, inanışları ve ritüelleri nereden kaynaklanır, ve nereye bağlanır?

Bu soruların hepsi için öncelikle ciddi bir kast (caste) sistemi bulunduğunu hatırlatmak isterim Hindistan’da. Zamanla en kıymetli sınıflardan biri haline gelen Rahiplerin(Brahman’lar), yine zamanla ritüel yorumlamaları ve çeşitli rehberlik söylemlerinde, bir yobazlık –yobazlık kelimesi burada soru işareti yaratabilir. Burada ki yobazlık daha çok rahiplerin eski öğretiler üzerinden devam ettirdikleri kurban ritüelleri ve sınıf sisteminin yine din ile iç içe olarak gösterdiği değişimi içerir. Eskiden kıymetli olan asker sınıfı artık biten savaşlar yüzünden değerini kaybetmiş geriye en kıymetli olarak rahipler kalmıştır. Ve rahipler en değerli, tek sınıf kaldıkları için anlaşmazlıklar oluşmuş, onlara karşı kuşkulu düşünceler türemeye başlamıştır- oluşmaya başladığını fark eden Hint düşünürleri kendi araştırmalarını/düşüncelerini ve söylemlerini oluşturmaya başlamışlar. Böylece Upanişad, öğretileriyle birlikte oluşup, bir döneme isim vermiş olur. Ayrıca Upanişad sözcüğü, upa (yakın) ve sad (oturmak) sözcüklerinden ve buradan da gerçeğe/ustaya yakın oturanlar, sadece bu konuda ustası tarafından eğitilmiş olanlar gibi bir anlam ile ortaya çıkmıştır. Şu an Upanişad ile kısmen tanıştığımıza göre öğretilerine bir bakalım. Öncelikle Upanişad öğretileri hayatın işlevini  yani varoluşun içeriğini çile/acı çekme olarak değerlendirir. Olgunlaşması ile bu yönelime girmiş Hint felsefesi artık dış öğelerin, gerçek dışı ve önemsiz olduğunu söyler. İnsanın sadece ve sadece kendi içinde gerçekliğe ulaşabileceğini; bunun için de tüm dışa ve maddeye dair  önemsiz odak şaşırtıcılardan -tüm bu dış dünya görüntülerini  ‘Maya’ olarak adlandırırlar- arınarak, pür düşünme yöntemlerini kullanması gerektiğini, içine dönmesi gerektiğini  açıklar. ÖNEMLİ! Burada düşünme yöntemleri derken, okuyucuya, akılla yolculuk edilecek bir serüven gibi gelebilir, gelmesin (: çünkü bu düşünsel güç bilimsel bir akıl yürütme, anlama/algılama, belirli teknik akıl yürütme metodları ile uygulanabilen süreçlerden  kesinlikle değildir. Yani demek istediğim, elimizde net bir formül var ve bu formülü eksiksiz uygulayarak, doğru bir matematik kullanarak, doğru sonuca aklımız sayesinde ulaştık demek gibi bir süreç değildir. Bu kısmı açıklayacağım.

Şöyle diyebiliriz, bugün/şu an hayatınızda yaşadığınız, gördüğünüz, tattığınız, içtiğiniz, elde ettiğiniz, başardığınız, sevdiğiniz, kavga ettiğiniz ya da aşık olduğunuz, vb. her şey ama her şey hep gerçek dışı, onların deyimiyle Maya’dır. Maya seni burada oyalayan şeylerdir derler. Eğer kapılır gidersen, sen de aslında yaşamazsın; onlarla oyalanır gidersin bu hayatta derler. Hatta bu hayat dediğimiz bile anlamsız. Bir nevi acı çekme yeri, oyalanma/bekleme noktası gibi düşünebiliriz.

Aslında bir bakıma düşünmeden edemiyorum tıpkı günümüzde anlatılan; “Düşünüyorum ki,  hepimiz mükemmel bir bilgisayarın yarattığı yazılımın içinde yaşıyoruz, bunların hepsi simülasyon, bunlar gerçek değil” kavramı gibi sanki. Neden olmasın böylesine  gizemli ve mistik bir felsefeyi  incelerken, simülasyonları bile çok kolay kabul edebilecek kıvama gelebiliriz belki! Evet, devam edelim, madem her şey Maya ve burası benim oyalandığım yer, o zaman, benim ait olduğum yer neresi?

Nereye gitmeliyim?

Ben ne için geldim?

 

upanişad 2

 

ASIL GERÇEKLİK/GERÇEK ÖZ. ULAŞMAK/TANIMAK/BİLMEK İSTENEN YER/DURUM/HAL

Bu açıklamaları Hint Felsefesinde adı geçen Brahman ve Atman kavramlarının içeriğini anlatabilmek için kullanabiliriz. Brahman çoklu bir gerçek öze işaret ederken, Atman tekil varlıkların özlerine işaret eder ama en önemlisi, ikisini bir olarak görüp, Brahman’ı da denklemin sonunda içimizde olan Atman özüne bağlamaktır. Yani ben tek bir birey olarak eğer kendi içimdeki  Atman’ı/Öz’ü, bulabilirsem/bilebilirsem o zaman her şeyi bulabilmiş/bilebilmiş olurum. Atman’a ulaşan, Brahman bilgisini de elde edecektir. Brahman ve Atman kavramlarının birleştiği nokta tam olarak burası. Çoklu ‘Öz’ lerin tekli ‘Öz’ü olarak, Brahman ve Atman hem birbirlerini tamamlıyor hem de birbirleriyle bir oluyorlar. -Bu arada Gargi adından bahsetmek isterim, küçük bir bilgi olarak, döneminde kadınlar da doğanın, evrenin, yaşamın gerçeklerine dair çalışmalar yapar, felsefi serüvenlere eşlik ederlerdi. Gargi, Brahmavadini olarak nitelendirilir yani asıl gerçeğin (Atman ve Brahman) bilgisine sahip (Vidyā ya da Vidhya) bir kadındır.-

Anlaşıldı! Demek ki benim amacım özün bilgisine ulaşmak, orası benim ait olduğum yer ve ait olduğum yere dönmeliyim. Demek ki  ‘Brahman’ yani evrenin/her şeyin bilgisi ve ‘Atman’ kendi içimde taşıdığım öz bilgisi, benim ve her şeyin yaratılış hamurunun içeriği. Ben, beden içinde yaşayan bir insan olarak önce kendi içimde taşıdığım Atman’a bir kere ulaşabilirsem sonra Brahman’a erip, görevimi ya da geliş amacımı yerine getirmiş olurum.

Peki nasıl ulaşılır Atman bilgisine? Öğretinin buna ilk ve net cevabı şudur: “Sadece akılla olmaz, okuyup öğrenmekle de olmaz, kitaplar sana yol haritası olmaz, madde(maddiyat/mal) ile  hiç olmaz.” –Atman’a ulaşmak isteyenlere madde aksine külfettir, yüktür, esarettir. Anlamlandırılan özgürlük ile tamamen ters düşmektedir madde- yani bu iş öyle kolay değil. Hint dini/inanışları, felsefeleri ile hep iç içe olmuştur sanırım bundan dolayı. Nasıl ki felsefe yapmak;  derin ve bitmek bilmez, çok uzun yıllarını ve uğraşını alır insanın, işte Atman’a ulaşmak da kendi içinde adeta  bir felsefe aktivitesi versiyonu gibidir. Hem görevleri var hem ödevleri. Bunlar da yetmiyor bir de üzerine çok uzun yıllarını vermesi gerekiyor kişinin ve bu bahsettiğimiz süreler önceden belirlenmiş, kimseye esneklik sağlamayan katı ve net kurallı zaman dilimleri. Ardından da devreye ıstırap girer. Tüm bunları yerine getiren kişi belki Brahman’a, yani her şeyin özüne, ulaşabilir ve kendini onun içinde yok edebilir.

 

Artık uzun yıllar süren bu yaşam görevlerine kısaca bakabiliriz;

1)Brahmacarin: Eğitim yani kutsal metinlerin ezberlenmesi, saygıyı  ve çalışkanlığı öğrenmek.

2)Grihastha: Aile kurup, ailesine karşı tüm yükümlülüklerini  yerine getirmek.

3)Vanaprastha: Oğulları büyüdükten sonra, eşiyle hayattan uzaklaşıp, ormana çekilmek.

4)Sannyasi: Çok ileri yaşına geldiğinde artık tüm varlığını eşine bırakıp; dindar, gezgin bir dilenci gibi Brahman’a ulaşmak için sadece içine, ruhuna dönmek. Yaşam ile ilgili her şeyi ama her şeyi tamamen bırakmak.

Ayrıca Brahman’a ulaşabilmek bile kast sistemine bağlıdır, aşağı kastlar Grihastha aşamalarında kalırlar ve ilerleyemezler, onların Brahman’a ulaşabilmek gibi bir durumları yoktur bu nedenle.

Anlaşıldığı üzere zor demenin bile hafif kalacağı süreçler bunlar. Bir an kendi  günlük hayatımızı düşündüm, mesela sahip olduğumuz tüm imkanları bırakmak?  Hatta onu da boş verelim,  yaşadığımız ve gerçek dediğimiz her şeyi/herkesi yok saymamız  gereken bir durum, yoklar yani, hiç olmamış gibi her şeyi hayatımızdan silmemiz gibi bir durum. Çünkü gerçeklik burada değil. Yine bir Matrix benzeri durum, Morpheus gelip diyor ki; bunların hiçbiri gerçek değil, eğer  sahip olduğunu düşündüğün ama aslında gerçek olmayan her şeyinden vazgeçersen sana gerçeği gösterebilirim. Hatta kendin görebilirsin! Elbette bu derin, özel ve kutsal inanış felsefesini, bilim kurgu ile bir tutmuyorum sadece ‘her şeyden vazgeçmek’ denilen kavramı düşünmeye çalışırken; nasıl bir şeydir acaba diye örnekler arıyorum kendime ama düşünmesi bile gerçekten zor, oldukça zor.

 

Biz devam edelim, ilk olarak ait olduğumuz yeri yani özlerin bilgisini (Atman/ Brahman) sonra da ona nasıl ulaşacağımızı (görevler/ödevler/içe dönüş) biraz olsun gezdik şimdiye kadar. Peki neden ben bu oyalama yerinde olmaktan bu kadar rahatsızlık duyacağım ki, sonuçta bir ömür yaşayacağım ve bitecek. Öldükten sonra bu hayattan (Maya yanılsamalarından) da kurtulmuş olacağım zaten, neden bu zorlukları yaşayayım ki ? Tam da yerinde bir nedeni var. Çünkü inanışa göre bu hayata     tekrar     ve     tekrar     ve     tekrar      geri  geliyoruz….

 

 

Reenkarnasyon(Genedoğum) ve Moksha(Kurtuluş).

Hint felsefesinin önemli iki kavramı daha.

Yājñavalkya Reenkarnasyon öğretisini açıklarken [… “Bir heykeltraş yıpranmış bir heykelin malzemesini alıp ona nasıl yeni, başka ve daha güzel bir biçim verirse, kendi özümüz de tıpkı böyle, bir bendenden sıyrılıp, gereksiz bilgiyi, birikimi atıp başka, yeni ve daha güzel bir biçime kavuşur. İnsanlar olsun..Tanrılar olsun..başka yaratıklar olsun hepsi için bu böyledir..Birinin özü ne ise, neden yapılmışsa, nasıl davranmışsa, nasıl olmuşsa ona göre yeniden biçimlenir, doğar. İyilik yapan iyi olarak doğar, kötülük yapan kötü olarak doğar, kutlu işler yapan kutlu kişi olur, uğursuz işler yapan uğursuz kişi olur”…] bu cümleleri söylemiş.

Genedoğum ile bir kişi devamlı olarak hayata geri dönecektir. Devamlı olarak hayata geri dönmek, hayatın tüm acılarını bilen bir insan için artık çekici ya da tercih edilebilir bir durum değildir. Yani Brahman’a erişemeyen insan o kadar çok gelecektir ki hayata, her seferinde bir acı, bir çile, kötülükler derken hayat denilen bu döngüsel sistem artık çekilmez olacaktır. Zaten özüne ulaşamamış insan hep kayıp/kaybolmuş olarak kalacaktır. Bu sıkıntı dolu bir kısır döngüdür. Bu bir zincirdir. Bu özgürlük değildir. Bu Özün/Her şeyin bilgisine ulaşmak değildir. Bu zinciri kırmak ve kurtuluşa (Moksha’ya) ulaşmak için işte tüm bu zorlu süreçlere ihtiyaç vardır. Ben demek ki Moksha için tüm bu açıkladığımız kavramların bulunduğu sıralı öğretiyi adım adım takip etmeliyim ve böylece bu karanlıktan çıkıp aydınlığa ulaşabileyim.

 

upanişad 3

 

Şimdi yazacağım özet cümle artık kelimelere de yabancı olmadığımıza göre tüm yukarıda anlattığım öğretinin neden, amaç  ve sonuç şemasını bize verecektir.

-> “Genedoğum ile bir döngü haline gelen bu yaşamım içinde ki; tüm etki-tepki içeriklerini -negatif içerikler de- kapsayan  ‘Karma’ zincirini kırmak ve Moksha’ya ulaşmak için, Atman’ı tanımalıyım. Atman ile yani kendi özüm ile bir olunca Brahman’ın bilgisine ulaşırım ve ben artık kurtulmuşumdur. Çünkü ben artık Brahman’ın içinde erimiş, çözünmüşümdür.”  İşte Upanişad öğretisi ana hatlarıyla tam olarak bunun peşindedir. Kişi evrenin özüne erişip onun içinde eriyip, onunla bir olmalıdır. Çünkü ait olduğu yer orasıdır. Çünkü insanın  kendisi de zaten o ‘öz’den oluşmuştur. İnsanın içinde bulunan Atman, insanın oluştuğu hamurun yani özün parçasıdır. O öz de evrenin/her şeyin özünün aynısıdır.

 

upanişad 4

 

Üzerinde durduğumuz Upanişad öğretisi ‘Öz’ kavramlarını ele alış biçimiyle tanrıyı ve kişiyi aynı özde görür. Doğayı aynı özde görür. Evreni, her şeyi tek bir öz/gerçek/asıl bilgi olarak görür.

Hazır kapanışa gelmişken, H.J.Störig  kitabında gördüğüm bu dizelerin tam yeri, tam zamanı.

 

 “Ihr folget falscher Spur,

Denkt nicht, wir scherzen!

Ist nicht der Kern der Natur

Menschen im Herzen?”

Goethe

 

 “Şaka sanmayın bu sözü,

Sürdüğünüz iz yanlış iz!

Değil mi doğanın özü

İnsanın gönlündeki giz?”

Goethe

 

 

 

 

KAYNAKLAR

HİNT FELSEFESİ TARİHİ – MYSORE HIRIYANNA

İLKÇAĞ FELSEFESİ – H.J.STÖRİG

THE PHILOSOPHY OF THE UPANISHADS – PAUL DEUSSEN

Yazan: Gizem Gökçakan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir