Site Loader

Ev Kadını
Vikinglerin yaşadıkları dönemde genel anlayışın ataerkil olduğuna dair bugün hiç şüphe yoktur. Savaşa gidenler Viking erkekleridir, ticaretin çok büyük bir kısmını Viking erkekleri yapmaktadır –ve hatta eski Norveççe vikingar; yalnızca erkek Vikingleri ifade eden bir isimdir. Buna rağmen tarihin o döneminde Viking kadınlarının da oldukça geniş sosyal özgürlüklere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Kadınlar mülk sahibi olabiliyorlar, eşlerinden kötü muamele gördükleri takdirde boşanma talebinde bulunabiliyorlar; tarla ve çiftliklerin hem üretim hem de işletmesinde erkeklerle birlikte çalışabiliyorlardı. Ayrıca onları erkeklerin istenmeyen ilgisine karşı koruyan çeşitli yasalar da vardı.
Viking kadınlarının etki alanlarının en önemlisi, genellikle erken sayılabilecek bir yaşta evlenerek geldikleri evlerdi. Dönemin şartları itibariyle Vikinglerin evleri gürültülü ve kirli olmalarının yanı sıra kötü de kokardı; fakat buna rağmen Vikinglerin ev hayatları oldukça keyifli ve rahattı. Çoğu Viking; uzunlamasına tek bir odaya sahip, uyuma ve oturma yerlerinin odanın merkezinde bulunan bir ocağın etrafına yerleştirildiği yapılarda yaşardı. Bu “uzunevler” Viking ailelerinin yemeklerini pişirip yedikleri, sosyal ve ekonomik aktivitelerini gerçekleştirdikleri ve uyudukları yerlerdi.
Sıradan bir Viking ailesinde karı-koca ve çocukların yanı sıra yaşlı akrabalar ve evlatlık çocuklar da sıklıkla yer almaktaydı. Bu kalabalık evler ile ilgilenme görevi ise çoğunlukla kadınlara düşmekteydi. Kadının sorumlulukları arasında aynı zamanda; her ne kadar günlük işler, hukuki ve politik süreçler ile ilgilenenler genellikle evdeki erkekler olsa da, eve gelen onur konuklarını ağırlamak da bulunmaktaydı.
Evdeki kadınların üzerine düşen bir diğer önemli görev ise gelecek nesle bilgi aktarımını gerçekleştirmekti. Bunu ise çocuklarına, daha sonra Ortaçağ İzlandası’nda yazılı hale getirilecek olan ünlü efsane ve destanları da içeren şiirler okuyarak ve öyküler anlatarak yaparlardı.
Evlerdeki değerli eşyalar genellikle kadınların sorumluluğu altındaydı. Vikinglerin evleri aynı zamanda ailelerin finansal işlerini de yürüttüğü; ihtiyaçlarından fazla olan ürünleri sattığı yerlerdi. Vikinglere ait kimi kadın mezarlarında bulunmuş olan tartıların, özellikle kasabalarda yaşamış olan kadınların da ailelerin mali sorumluluklarını yüklenerek ticari görüşmeler yapmış olabileceğini göstermektedir.
Birer húsbóndi (Eski-Norveççe koca anlamına gelen ve bugün İngilizce’deki husband kelimesinin atası) ve hýfreyja’dan (karı) oluşan çiftler, beraber yaşadıkları evleri yine beraber yönetirlerdi. İsveç’te Odendisa Kitabeleri’nde bulunan bir yazıtta; yas tutmakta olan bir húsbóndi’nin “işleri rahmetli hýfreyja’sı Odindisa’dan daha iyi yönetebilecek bir kadının asla olamayacağı” iddiasını içeren ağıtı ile bizlere Viking kadınlarının toplumdaki yerleri hakkında iyi bir fikir vermektedir. Toplumdaki statülerinin sembolleri olarak ise kadınlar, Vikinglerin yaşadıkları döneme ait kadın mezarlarında çok sayıda bulunmuş olan ve elbise kopçası olarak kullandıkları süslü broşlar takarlardı.

Zanaatkâr
Bir Viking kadınının evde yapılması gerekenler listesinin ilk sırasında ailesinin ve konuklarının beslenmeleri vardı. Toplu üretime henüz geçilmemiş olan bu dönemde yiyecek ve içecek hazırlamak ise hiç de kolay bir iş değildi. Bazlama şeklinde ekmekler yapabilmeleri için öncelikle mısırı öğüterek un haline getirmeleri gerekiyordu. Et ve balıkları konserveler; yoğun emek isteyen peynir, skyr (yoğurt kıvamında bir tür peynir) ve tereyağı gibi süt ürünlerinin hazırlanmasıyla ilgilenirlerdi.
Evdekiler için giysi yapanlar da yine kadınlardı. Koyunlardan kırptıkları yünleri önce eğerek iplikler haline getiriyorlar, daha sonra da dik bir tezgâhta dokuyarak kumaş elde ediyorlardı. Dokumacılıkta keten tohumlarını döverek oluşturdukları ipliklerden de faydalanıyorlardı. Çorap gibi daha küçük boyutlardaki kıyafetlerini nålbinding denilen bir çeşit el örgüsü kullanarak yapan Viking kadınları; çok daha ince bir işçiliğe ihtiyaç duyan ve süslü işlemelere sahip elbiseler hazırlamak için ise kalıp dokuma tezgâhlarını nasıl kullanacaklarını biliyor olmalıydılar. Önemli yapılarda ve varlıklı ailelerin yaşadıkları evlerde dekorasyon amaçlı kullanılan kilim ve halıları dokuyanlar da yine kadınlardı. Viking dönemine ait günümüze ulaşan pek fazla tekstil ürünü olmasa da; Norveç’te iki kadına ait bir gemi mezarından çıkarılan ve 830lu yıllara ait olduğu tahmin edilen Oseberg kiliminin parçaları oldukça sağlam ve karmaşık bir yapıya sahiplerdir. Diğer bir deyişle, Viking gemilerinin yelkenlerini yapanların da yine kadınlar olması çok yüksek bir ihtimaldir.

Dini Rehber
Tapınaklarında birçok tanrı ve tanrıçanın bulunuyor olmasının yanı sıra dünyada kol gezdiğine inandıkları diğer doğaüstü varlıklar da olduğundan; Vikingler arasında kimin hangi tanrıya hangi biçimde inandığı ve onları nerelerde “ziyaret ettikleri” büyük farklılıklar gösterebilmekteydi. İbadetlerini ve inançlarıyla alakalı diğer uygulamaları dini binalarda yapabildikleri gibi dışarıda da yapabilmektelerdi. Yine de Vikingler’in büyük çoğunluğu, en çok sevdikleri ve saygı duydukları tanrılara yönelik ibadetlerini genellikle kendi evlerinde gerçekleştirirlerdi.
Viking kadınlarının bu tür dini ritüel ve ayinler düzenleme yetkilerine sahip olduğu yönünde bulgular mevcuttur. Örneğin 11. Yüzyıl’ın başlarında İzlandalı halk ozanı Sigvatr’ın İsveç’te ücra bir köyde –her ne kadar kendisi Hristiyan olduğu için tanıklık etmesine müsaade edilmemiş olsa da Elfler’e adanan bir kurban etme ritüeli gerçekleştirmekte olan kadınlarla karşılaştığına dair kayıtlar bulunmaktadır.
Viking toplumunda gyðja adı verilen ve çeşitli dini aktivitelere rehberlik yapmaları beklenen kadın din görevlileri de mevcuttu. Bu kadın din görevlileri ile goði denilen ve doğaüstü güçleri olduğuna inanılan; aynı zamanda da bu doğaüstü güçlerinden bağımsız olarak kimi sivil yetiklere de sahip olan din adamları arasında yetki ve otorite açısından benzerlikler olduğu görülmektedir. Viking arşivlerinde, her ne kadar tam olarak görevlerinin neler olduğu hala tam olarak bilinmiyor olsa da; sürekli seyahat eden hem kadın hem erkek din görevlilerine dair kayıtlar da bulunmaktadır.
İskandinav mitolojisinde yer alan tanrıçalar –örneğin aşk, cinsellik ve güzellik tanrıçası Freyja ve ölüler diyarının hâkimi olan ve yüzünün yarısı çürümüş Hel hakkında bildiklerimizin çoğunu İzlandaca olan kaynaklardan öğrenmiş olsak da; bu figürlerin en azından kökenlerinin Vikingler çağına ait olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte Norveç ve İsveç’te bulunan ve Hz. Meryem’e adandığı kesinleşen kitabeler bizlere kimi İskandinav kadınlarının Hristiyanlığa da yönelmiş olabileceğini göstermektedir. Norveç’te bulunan ve üzerinde ölen kızını anmakta olan bir anneyi betimleyen Dynna Anıtı’nın Hz. Meryem’e bir atıf olduğu düşünülmektedir.

Savaşların Tanığı
Vikingler zamanında savaşlar mızrakların, kılıçların ve baltaların kullanıldığı yakın mesafe dövüşleri ile gerçekleşirdi. Kadınların ise, özellikle saldırı altındaki bir yerleşmedeki veya kendilerini ve mallarını savunmak durumunda kalan tüccarların kervanlarındaki kadınların bu vahşetten kaçınmaları pek mümkün olamazdı. İsveç’in Birka bölgesinde yer alan ve onuncu yüzyılda yaşamış bir savaşçıya ait olduğu düşünülen mezarlığın aslında bir kadına ait olduğuna dair yakın geçmişteki bir keşfe rağmen; eğitimli ve düzenli kadın savaşçıların Viking birliklerindeki varlığının “sınırlı” olduğu düşünülmektedir. Ayrıca sözkonusu mezarlığın geldiği anlam hala tartışmaya açıktır, çünkü kimi başka kadınların mezarlarında da önceleri silah olarak kullanıldığı düşünülen; ancak daha sonra odun kesmek gibi günlük işlerde kullanıldığı anlaşılan baltalar ile birlikte gömüldükleri bilinmektedir.
860 ve 870’li yıllarda İngiltere Krallıkları’na saldıran ve “Büyük Kâfir Ordusu” olarak adlandırılan İskandinav kuvvetlerinin, son dönemlerde yapılan araştırmalar sonucunda aslında pek de bir ordu niteliğinde olmadığı, daha ziyade göç etmekte olan karma bir Kuzeyli insan grubu olduğu anlaşılmıştır. Zanaatle uğraşmak ve ticaret yapmak gibi aktiviteler haricinde yağmacılık da yapan bu kalabalık grubun içinde kadın ve çocukların da yer aldığı ise, Torksey, Lincolnshire’da bulunan tekstil araçları ve Repton, Derbyshire’da bulunan çocuk mezarları sayesinde bugün kesin olarak bilinmektedir.
Bu büyük Kuzeyli grubu İngiltere topraklarında kamp kurduğunda herkes, olası bir saldırı halinde eğer kendilerini savunmak istiyorlarsa herkesin bu savunmaya katılması gerekeceğinin farkındaydı. Ancak Viking birliklerinin organizasyon kapasitesi zaman içinde artınca, diğer seçenekleri de değerlendirmeye başladılar. 890lı yıllara ait Anglo-Sakson kayıtlarında; Vikinglerin liderlerinden Hæsten’in emrindeki birliklerin yağma girişimleri gerçekleştirmeden önce kadın ve çocukları Doğu İngiltere’de bulunan güvenli yerlere sakladığı geçmektedir.
Kadınların savaşta oynadığı rollerle ilgili bildiklerimizin bir kısmını da Eski Kuzey Mitolojisi’ne borçluyuz. Örneğin valkyrie’ler –silahlı dişi melekler savaş tanrısı Odin’in en önemli yardımcılarıdır. Bu meleklerin en önemli görevleri arasında Valhalla’ya girmesine izin verilecek olan ve Ragnarök –kıyamet niteliğinde olan ve tanrılar ve düşmanları arasında gerçekleşecek olan savaş için Odin’in yanında savaşacak olan savaşçıları seçmek bulunmaktadır.

Seyyah
Vikingler çağının aynı zamanda bir keşif çağı da olduğunu söylemek yanlış olmaz. 8. ve 11. Yüzyıllar arasında, kökeni İskandinavya’ya dayanan maceracı ve kâşifler Hazar Denizi’nden Akdeniz’e, hatta Atlas Okyanusu’nun öbür tarafında bulunan Kuzey Amerika’ya ulaşmışlardır. Bu seferlerin çoğuna, asıl amaçları ulaştıkları yerlerde ticaret yapmak ve yerleşmek olan kadınlar da katılırdı. Bugün Rusya ve Ukrayna sınırları içinde kalan çeşitli bölgelerde İskandinav usulü takı ve ziynet eşyalarının bulunması ise bu durumun kanıtı niteliğindedir. İngiltere’nin kuzey doğusunda, Danelaw yerleşkesi civarında metal dedektörleri aracılığıyla bulunan kadın ziynet eşyaları ise Viking kadınlarının bu bölgelere kadar ulaştıklarının ispatı niteliğindedir.
Vikinglerin yaşadığı dönemde henüz insanların yaşamaya başlamadığı, izole bir ada konumunda bulunan İzlanda sözkonusu olduğunda ise; eğer buraya ilk defa gelip yerleşenler arasında kadınlar da bulunmasaydı, bugün İzlanda’da farklı bir topluluk yaşıyor olurdu. Her ne kadar İzlanda’ya yerleşenlerin kayıtlarının tutulduğu Landnámabók adlı kitapta yerleşenlerin büyük çoğunluğunun erkek olduğu görülse de, aynı zamanda adadaki topraklar üzerinde hak iddia etme niyetiyle denize açılan 13 kadının da isimleri geçmektedir. Bu kadınlar arasında en ünlü olanı hiç şüphesiz Aud’dur (bazı kaynaklarda Unn olarak geçer). Bütün ailesini İskoçya’dan, Faroe Adaları üzerinden İzlanda’ya taşımasının hikâyesi, Nordik halk tarafından Laxdæla adlı destan aracılığıyla nesilden nesile aktarılmaktadır.
Bütün bu yolculuklar bir kenara, Kanada’nın New Foundland eyaletindeki L’Anse aux Meadows arkeolojik kazı alanından çıkarılan kimi dikiş malzemeleri ve İzlandik destanlardaki kimi anlatılar, Viking kadınlarının Kuzey Amerika’ya yapılan seferlere de katılmış olma ihtimallerinin oldukça yüksek olduğunu ifade etmektedir. Hristiyanlığın Vikingler arasında yaygınlaşmasının bir sonucu olarak ise hac ibadetlerini gerçekleştirmek için Roma ve Kudüs’ü ziyaret edenler arasında Viking kadınlarının da olduğu bilinmektedir. 11. Yüzyılda yaşamış olan bir İsveçli kadın olan Ingirun, Kudüs yakınlarında kendi anısına bir dikit bırakmış ve bu dikitte “Kuzey’e geri dönmek istediğinden emin olamadığından” bahsetmiştir.

Kaynak:

BBC History Dergisi Mart 2019 Sayısı

MozartCultures

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla