Reading Time: 10 minutes

İnsan doğasıyla ilgilenmiş ve insanı anlamaya çalışmış psikoloji dünyasından birçok kuramcı yaptıkları çeşitli araştırmalarla kişilik gelişimini açıklamaya gayret ettiler ve geçmişten bugüne birçok kişilik kuramı ortaya atıldı. Kişilik kuramlarıyla birlikte gelişim dönemleri, dönemlere göre karşılanması gereken ihtiyaçlar, gereksinimlerin sınıflandırılması, işlevsel kişilik özellikleri gibi çalışmalarla da literatür git gide genişledi.

Psikanalitik yaklaşım psikososyal ve psikoseksüel gelişim dönemleriyle bireyin doğumundan itibaren kişilik gelişimini açıkladı. Psikoseksüel gelişim dönemlerini ortaya koyan Freud’a göre ilk altı yıl bireyin kişiliğini büyük oranda şekillendiriyordu ve bireyin ileride nasıl biri olacağı bulunduğu psikoseksüel dönemin deneyimine, ego ve süperegonun oluşumuna, dönemde ne ölçüde enerji harcadığıyla alakalıydı (Örneğin anal dönemde ebeveyn tutumları neticesinde ortaya çıkan yüksek enerjili bir süperego, bireyin ilerleyen hayatı boyunca id’e göre daha çok sesini duyuracak, ego üzerinde id’e kıyasla daha çok etki gösterecektir).

Bu yaklaşımın savunucularının başta Freud olmak üzere nelerin gerçekleştiği zaman işlevsel ve olumlu bir kişiliğin temellerinin atılacağını düşündüklerinden kısaca bahsedelim: Freud’a göre insanın doğduğunda tek bir kişilik yapısının yani yalnızca id’inin var olduğu bilinir. Ego ve süperego daha sonra; önce ego sonra süperego olmak üzere oluşmaktadır. Bu, kişiliği ve birbirlerini bütünleyici nitelikteki üç yapının oluşum biçimi oral, anal ve fallik dönemlerindeki kısaca çocuğun yaşadıklarına, bakım verenle ilişkisine, ebeveynlerinin tutumlarına bağlıdır. Ego, id ve süperego arasındaki ara bulucudur, gerçekliğin temsilcisidir. İd’in isteklerini gerçeklik ilkesine dayanarak tatmin etmeye çalışır ve bunu aynı zamanda toplum, özellikle de anne babaların değer yargılarını ve standartlarını temsil eden süperegonun, deyim yerindeyse rızasını alarak, onu da kırmayarak yapan işlevdir. İşlevsel, sağlıklı bir ruhsal yapısı olan birinde güçlü bir ego, id ve süperegonun kişilik üzerinde aşırı kontrol sahibi olmasına izin vermez. Sağlıklı, işlevsel bir ruhsal yaşamın, olumlu kişilik özelliklerinin büyük ölçüde dayanağı güçlü bir egodur. Egonun sağlıklı bir şekilde oluşumu ve psikoseksüel dönemlere bağlı olarak onun enerjisini azaltacak olan baskın veya çok zayıf bir süperegonun olmaması bireyin hayatta dürtüsel isteklerini süperegonun değerlerini çiğnemeden rahatlıkla karşılayabilmesini, id’in doğrudan hedefli dürtü nesnelerine karşı dürtü nesnelerinin çeşitliliğinin, dolaylılığının artmasını sağlar (Doğrudan agresif eylemler yerine dürtü objesini dönüştürerek savaş oyunlarıyla dürtüyü tatmin edebilmek, güç odaklı sporlarla ilgilenmek vb.). 

Bebekte henüz id dışında bir kişilik yapısının olmadığı, egonun yok denebilecek derecede çok zayıf, işlevsiz bir halde olduğu zaman bu eksikliği çevresi aracılığıyla kapatır. Egonun oluşum sürecinde bebeğin olmayan egosunun işlevlerini büyük ölçüde bakım verenler sağlar. Karnının doyması, vücut sıcaklığının korunması, dış tehditlerden korunması, tanınmayan uyaranlara karşı uyum sağlanması gibi ihtiyaçlar bebeğin bakım vereni tarafından karşılanır. Bebek önce taklit yoluyla sonrasında kendi egosunun oluşumu sağlanınca da kendi çabasıyla yeni yollar bularak bireyselliğini geliştirir. Egonun gelişimi bir bakıma bakım verenin, ebeveynlerin eksikliklerinden doğar. Örneğin her istediği, her ihtiyacı anında karşılanan bir bebeğin ihtiyaç duyduğu bir şey ortaya çıkmadığından, her şeyi bakım verenleri sayesinde kolayca elde edebildiğinden ego gelişimi yavaş gerçekleşir. Freud’un ortaya koyduğu psikoseksüel dönemlerde saplanma kavramı ve duyarlı, erojen bölgeler önemlidir. Çocuklar oral, anal, fallik, gizil ve genital dönemlerden geçerken bazı zorlukları aşmak zorundadırlar. Çocuk dönemde sarsıcı bir deneyim yaşadığında, örneğin oral dönemde bakım verenle yeterince doyum sağlayacak kadar samimi bir ilişki geliştiremediğinde (ya da duyarlı bölgenin ağız ve dudak çevresi olduğu oral dönemde yeterince bu erojen bölgenin hazzına erişemediğinde) yahut aşırı miktarda bir tatmin yaşadığında (6-7 yaşına kadar tuvalet eğitiminin verilmemesi, aşırı anal bölge hazzı) o dönemde bol miktarda libido saplanır ve ego normal yetişkin işlevlerini sürdürebilmek için normalde gereken enerjiden daha azıyla yetinmeye çalışır, yetişkinlikte enerjinin saplandığı o dönemden kalma bazı özellikler gösterir (oral karakterler, anal karakterler, nevrotikler…). Psikanalitik yaklaşıma göre işlevsel bir kişilik gelişimindeki ihtiyaçlar, dönemlerin özelliğine göre doyurulması gereken isteklerden, bakım verenle çocuk arasındaki güvenilir ve erişilebilir ilişkiden, anal dönemde çok serbest ya da aşırı boyun eğdirici olmayan ebeveyn tutumlarından, özellikle ilk bir yılda bakım verenle çocuk arasında gelişen çocuğun olumlu bir kendilik psikolojisini oluşturabilmesinden, sağlıklı ve güçlü bir ego, ayarında bir süperego oluşumundan ve bu yazının kapsamından daha ayrıntılı olan birçok faktörden ibarettir. Oral, anal ve fallik dönemlerin makul bir libidoyla ve fiksasyon gerçekleşmeden atlatılabilmesi, ruhsal yapıların aşırı güçlü yani fazla bir enerjiye maruz kalarak yahut çok zayıf bir şekilde gelişmemesi (ebeveyn tutumları ve çocuğun çevreyle ilişkisine bağlı), işlevsel bir oluşum gerçekleşmesi için neler olmalı ve zayıf bir ego yahut çok güçlü bir süperegonun oluşmasının nelere bağlı olduğu konuları kabaca ele alınmıştır.

Erikson’un psikososyal gelişim dönemleri, klasik psikanalitiğe karşı çocukluğun görece ilk dönemlerinden sonraya da uzanacak şekilde psikososyal gelişimi vurgulayarak genişletilmiş bir haldedir. Erikson’la birlikte bir bireyin gelişimini hem psikoseksüel hem de psikososyal faktörleri kapsayan birleştirilmiş bir bakış açısından gözlemlemek mümkündür. Kişilik gelişimi tüm yaşam boyunca devam eder, sekiz aşama vardır ve hepsi de kişilik gelişiminde kritik önemdedir. Her gelişim döneminin kendine özgü ihtiyaçları vardır ve bunalımı atlatabilmesi için bireyin bu gereksinimleri karşılaması gerekir. Psikolojik açıdan sağlıklı bir kişilik gelişimi, işlevsel bir ruhsal yapı için yaşam döngüsü içerisindeki belli dönemlerde toplam sekiz krizi aşmak gereklidir. Bunlar sırasıyla; güvene karşı güvensizlik, otonomiye karşı utanç ve çekingenlik, girişime karşı suçluluk, üretkenliğe karşı aşağılık duygusu, kimliğe karşı kimlik karmaşası, mahremiyete karşı yakınlık, üretkenliğe karşı durgunluk ve bütünlüğe karşı umutsuzluk aşamalarıdır. Örneğin ergenliğin son yılları, beliren yetişkinlik diyebileceğimiz yıllarda samimi ilişkiler kurabilme, mahremiyete karşı yakınlık bunalımı ortaya çıkar. Genç erkek ve kadınlar yakınlık sağlayabilecekleri, samimi, duygusal olgunlaşmayı sağlayacak özel bir ilişki arayışı içine girerler. Bu dönemde yakınlık kurmayı başaramayanlar duygusal soyutlanmayla karşı karşıya gelirler ve bu bir sonraki dönem olan üretkenliğe karşı durgunluk krizinin de atlatılmasını belli ölçüde zorlaştırır. Çocuk, ergen, yetişkin ve yaşlıyken gelişim aşamaları söz konusudur ve bu atlatılması gereken bunalımlar, dönemler bir bütünlük içerisindedir. Birinin atlatılma şekli yahut başarısızlık ardından gelen gelişim dönemiyle ilişkimizi etkiler. Bireyin yaşamının bir dönemindeki işlevselliğiyle geçmişteki veya gelecekteki hali değişkenlik gösterebilir.

Bir farklı yaklaşım, kişilik ve motivasyon kuramı olan öz belirleme kuramına göre öz belirleme, bireyin davranışlarının dış etkenlerden, sosyal etkiden ve kitlelerden çok kendi iradesiyle, seçim hissiyle belirlenmesi olarak tanımlanır. Öz belirleme kuramı kapsamında son yirmi yılda kuramda dört alt başlık olarak nitelendirilebilecek mini kuramlar da geliştirilmiştir. Bunlar; bilişsel değerlendirme kuramı, organizmik bütünleşme kuramı, nedensellik yönelimi kuramı ve temel ihtiyaçlar kuramıdır. Öz belirleme kuramının genel amacı bireylerin, grupların, toplumların sağlıklı bir biçimde gelişmesini sağlayan koşulları belirlemek ve büyüme, bütünleşme, iyi olma sürecinde etkin olan faktörleri net bir biçimde tanımlamaktır. Bu hedef çerçevesinde öz belirleme kuramı bünyesinden doğmuş temel psikolojik ihtiyaçlar kilit roldedir. Kısaca öz belirleme kuramında insanların kendilerinde doğuştan bulundurdukları psikolojik gelişme eğiliminin, iyi olma eğiliminin söz konusu olduğu ve engellerin üstesinden gelmek için çabalayan bir organizma olduğu düşüncesi vardır. Fakat bunun yanında çevresel faktörlerin de önemi vardır. Bu çevresel faktörlerin bireyi olumlu yönde etkileyebilmesi temel psikolojik ihtiyaçlar sayesinde gerçekleşir. Temel psikolojik ihtiyaçlar; özerklik, yeterlik ve ilişkiselliktir. Bireyin öz belirleme aşamasına ulaşması, içerisindeki olumlu özelliklerin çevresel faktörlerle desteklenmesi ve öznel iyi oluş ve ruh sağlığının gelişimi açısından bu üç temel psikolojik ihtiyaç karşılanmalıdır. Özerklik ihtiyacı kabaca kişinin etkinliklerini kendisinin yönlendirmesini sağlamaktadır. Özerklik diğer psikolojik ihtiyaçlar arasında daha büyük bir önem arz eder. Kişinin davranışlarını başlatma, sürdürme ve son vermeyle ilgili onay ve irade hissini deneyimlemesidir. Bu biraz bireyselleşme kavramıyla da benzeşir. Özerkliğin kimlik arayışının yoğun olduğu bir dönem olan ergenlik döneminde desteklenmesi sağlıklı bir gelişim için kritik noktadadır. Yeterlik ihtiyacı ise benlik saygısı, özgüvenle benzeşir. Yeterlik ihtiyacı bireyin çevresini iyi bir şekilde etkileme isteği ve çevreyle etkili bir biçimde etkileşimde bulunma kapasitesidir. Bu yeterlik duygusunu yaşayan bireyler amaçlarına başarılı bir şekilde ulaşacaklarına inanır. İlişkisellik ise ait olma, sosyal çevreyle etkileşimle özetlenebilir. Bireyin içinde bulunduğu sosyal çevrede ait olma duygusunu yaşaması, insanlara özen göstermesidir. Karşılıklı güveni, sıcaklığı, samimiyeti ve ilişkilerde doyumu kapsar. Bireylerin bu üç temel psikolojik ihtiyaçlarını karşılayabilmesi onların iyi olma düzeylerini yükseltir, yaşam kalitelerini değerlendirmelerini sağlar. Literatürde iyi yaşam, öznel iyi olma diye bahsedilen kavramlar günlük konuşma dilinde mutluluk olarak karşılanabilir. Yani özetle temel psikolojik ihtiyaçların karşılanması mutluluğu, yaşam doyumunu, olumlu duyguların varlığını içerir. 

Ayrıca bireylerin sağlıklı bir ruhsal gelişim sağlamasını belirleyen koşulları inceleyen ve iyi olma sürecindeki rol oynayan değişkenleri, işlevsel kişilik özelliklerini araştıran bir sonraki değineceğim diğer yaklaşım ayırıcı kişilik özellik yaklaşımıyla da temel psikolojik ihtiyaçların yordayıcılığı yapılan araştırmalarca bilinmektedir. Örneğin üst-düzey kişilik yapısı ile iyi oluş (mutluluk, huzur) arasındaki ilişkinin temel psikolojik ihtiyaçlar aracılığıyla sağlandığı bilinmektedir. Ayrıca öz belirleme kuramında geçen ve üst-düzey kişilik faktörlerine işaret ettiği, üst-düzey kişilik faktörleriyle uyum gösterdiği araştırmalarca belirlenen yaşamda anlam kavramından da söz edebiliriz. Öz belirleme kuramının ortaya koyduğu üç temel psikolojik ihtiyacın bütünleyicisi, üç ihtiyaç karşılandığı takdirde ortaya çıkacak olan yaşamda anlam; iyi oluş, yaşam doyumu, kendini toparlama gücü, karşılaşılan zorluk ne olursa olsun kişilerin durumdan bir anlam, analiz çıkarabilme yetisi gibi özelliklerin bireyde bulunmasının dayanağıdır.

Ayırıcı kişilik özelliği yaklaşımından kısaca bahsedelim: Ayırıcı özellik insanların belirli bir kişilik özelliğini ne derecede gösterdiğine göre kişiyi sınıflandıran bir kişilik boyutudur. Bireyi diğerlerinden ayıran ayırıcı kişilik özelliğini bulmaya çalışırlar. Bu amaçla birçok ortak kişilik özelliğini de tespit etmişlerdir. Ayırıcı özellik yaklaşımında örneğin davranışınızı tanımlamada en önemli rolü oynadığını düşündüğünüz beş ya da on ayırıcı özelliğinizi düşünün. Birçok kişinin kendi kişilik özelliklerini ifade ederken diğer insanlarla da ortaklık sağladığı kişilik özellikleri vardı. Yaptıkları araştırmalarda ne kadar özellik bulunursa ayırıcı özellikçilerin sınıflandırmaları için işine gelecekti bu durum. Ayırıcı özellikleri tespit ettikleri gibi temel kişilik özelliklerini, temel psikolojik gereksinimleri de çalışmışlardır. 

Ayırıcı kişilik özelliği yaklaşımı içerisinde en sık kullanılanı beş faktör modelidir. Beş faktör modeli özü itibarıyla insan kişiliğinde bulunan temel özelliklerin saptanmış olmasıdır. Beş kişilik özelliği çalışmalarda o kadar sık ortaya çıkmış ki araştırmacılar artık bu faktörlere bir diğer deyişle büyük beşli adını vermişlerdir. Sırasıyla bu faktörler nevrotiklik, dışa dönüklük, açıklık, uyumluluk ve öz disiplin olarak belirlenmiştir. Kişiliği sınıflandırmada yaklaşımın açıkladığı, kolaylık sağlayacak bu beş özellik, daha üst-düzey faktörlerle birleşir. Birey bu büyük beşli denilen kişilik özelliklerinin bazılarını az bazılarını baskın şekilde kişiliğinde barındırarak (örn. düşük düzeyde nörotisizm, yüksek özdisiplin) iki üst-düzey faktörle bütünleştirebilir. Bu iki üst düzey kişilik faktöründen birisi faktör alfa, uyum, öz disiplin ve düşük nörotisizm diğeri ise faktör beta, dışa dönüklük ve gelişime açıklık etmenlerinden oluşmaktadır. Faktör alfa daha çok sosyalleşme sürecini ifade ederken faktör beta kişisel gelişim ve Maslow’un kendini gerçekleştirme kavramıyla ilişkilendirilir. Üst düzey kişilik yapılarına uyum gösteren bir bireyin hayatında karşılaştığı zorluklar karşısındaki yılmazlık düzeyinin artması, yakın ilişkiler kurarak anlamlı etkinlikler geliştirebilmesi, iyi oluş ya da diğer bir deyişle mutluluğa yakınlaşması, yaşamında bir anlam sahibi olmasıyla kolaylaşacaktır. Bireyin yaşamında anlamlılığı duyumsaması da üç temel psikolojik ihtiyacı karşılamasıyla sağlanabilecektir.

Bu yazıda değinilenlerden ayrı bu konuyla ilgili daha birçok yaklaşım olsa da yazının amacı ve formatı dolayısıyla yalnızca psikanalitik yaklaşımın psikoseksüel ve psikososyal bakış açılarının bireyi incelemesiyle saptadıklarından, öz belirleme kuramının, ayırıcı kişilik özelliği ve beş faktör modelinin işlevsel ve sağlıklı bir psikolojik yapısının özelliklerinden ve ihtiyaçlarından kısaca bahsettik. 

Psikanalitik yaklaşımın egosu güçlü bireyi, Erikson’un kriz dönemlerinin gereksinimlerini karşılayıp bunalımları başarıyla atlatan bireyi, öz belirleme kuramının temel psikolojik ihtiyaçlarını karşılayan ve yaşamda anlama sahip ya da öz belirleme noktasındaki kişisi ve son olarak üst-düzey kişilik faktörlerine sahip bireyler; psikoloji literatüründe de böyleyse de daha da çoğunlukla günlük yaşamdaki konuşmada, bilinirlik, dilde kullanım düzeyiyle Maslow’un ‘’kendini gerçekleştirme’’ kavramı kadar popüler olamamıştır. Halkta karşılığını bulamamıştır. Çoğu insanın, belki çok az psikoloji bilen birisinin bile bildiği, günlük konuşmada kullandığı, sevilen bir kavramdır kendini gerçekleştirme. Peki neden birisi karşısındaki kişinin hayatında olması gereken amacının, belki ulaşabileceği son noktasının, tavsiyelerinde yer tutan havalı kavramın kendini gerçekleştirme olması gerektiğini düşünüyor? Ruhsal yaşamda gerçekten basamak gibi ulaşılıp da orada bir zirve deneyimi yaşanabilecek bir düzey var mıdır?

Kendini gerçekleştirme psikolojik açıdan sağlıklı bireyleri incelerken Maslow’un tanımladığı bir kavramdır ve bu kavramın ilk örneklerini oluşturan insanların neredeyse hepsinin en önemli ortak özelliği iş hayatlarında ‘’başarı’’lı olmalarıdır.

Psikolojik açıdan sağlıklı bireyin adı olan ‘kendini gerçekleştirmiş’in eş değeri olan bir öz belirleme, özerklik ya da anlamlı bir yaşam yahut güçlü egolu veya üst-düzey kişilik özellikleri, kendini gerçekleştirme ve Maslow’un hiyerarşisi kadar tartışmalı olmamasına, kendini gerçekleştirme kavramının yüzeysel ve evrensel olmayan taraflarından uzaklığına rağmen özellikle Türkiye’de, özellikle psikolojinin akademik olmayan gündelik tarafında pek benimsenemedi, deyim yerindeyse tutmadı. 

Belki de insanları çeken kendilerini gerçekleştirme kavramının terimsel ve akademik yönünden değil de sözcük anlamından dolayı kendilerini gerçekleştirmek yani kendi isteklerini gerçekleştirme ihtiyaçlarını ifade ettiğini düşünmeleriydi. Kendi isteklerini, kendi hedeflediklerini gerçekleştirmek belki biraz bireyselleşme arzusu kendini gerçekleştirme kavramını cezbedici kılmış olabilir. Öz belirleme kuramındaki öz belirleme ve temel psikolojik ihtiyaçlardaki özerklikle yahut psikanalitik yaklaşımdaki anne baba ve toplum yargılarının lafını çok dinlemeyen, bireyselliği önemseyen, dürtüleri ve istekleri kolayca gerçeklik ilkesiyle tatmin edebilen güçlü bir egoyla daha uyumlu olsa da. Hatta ego kavramı Türkiye’de hak ettiği anlamı ve popülerliği bir yana, nedeni bilinmez tamamen zıt anlamıyla kullanılarak tabiri caizse harcanıyor.

Maslow ne kadar kuramını oluşturup açıkladıktan sonra istisnai durumlar olarak adlandırdığı belli detaylandırıcı eklemeler yapmaya çalıştıysa da ihtiyaçlar hiyerarşisi halka psikolojiyi, oldukça karmaşık insan zihnini ve gelişimini adeta iki artı iki eşittir dört netliği ve basitliğinde açıklıyordu. Bir piramit yapısı, kesin yargılar ve aşamalar arasındaki -psikolojiyle akademik olarak ilgilenmeyenlere- oldukça anlaşılır şekilde görünen tanımlanmış geçiş şartları, kavramların benimsenip konuşma dilinde kullanılmasına, popüler olmasına katkı sağlamış olabilir.

Kendini gerçekleştirme kavramı ve bu kavramı içinde barındıran Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi ne kadar tanınır, sevilir ve popüler bir halde olsa da literatürde birçok açıdan kıyasıya eleştirilmektedir. Bu eleştirileri haklı çıkaran çeşitli araştırma sonuçları da söz konusudur. *

Kendini gerçekleştirme, ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst düzey ihtiyaç olarak sunulan bir kavramdır. Bir insanın potansiyel olarak olabileceğini olma ihtiyacı biçiminde tanımlanır. İnsancıl psikolojinin babası olarak nitelendirilen Maslow’un ortaya koyduğu ‘kendini gerçekleştiren insanların’ özellikleri insancıl psikoloji akımında olumlu ruh sağlığına sahip insanların özellikleri olarak sunulur. 

Maslow’un araştırmasındaki denekler; kişisel tanıdıkları, arkadaşları, kamuoyunda bilinen kişiler ve tarihi şahsiyetlerden oluşmaktadır.

Maslow deneklerini aşağıdaki biçimde sınıflandırmıştır.

  1. Yedisi oldukça kesin, ikisi büyük ihtimalle kendini gerçekleştirmiş yaşayan insan, ikisi oldukça kesin tarihi kişilik (A. Lincoln ve Thomas Jefferson), yedisi yüksek ihtimalle kendini gerçekleştirmiş tarihi kişilikten (Einstein, Eleanor Roosevelt, Jane Addams, William James, Schweitzer, Aldous Huxley and Spinoza) oluşan vakalar.
  2. Bazı eksiklikleri olmasına karşın çalışmada kullanılan, beş yaşayan kişiden oluşan kısmi vakalar.
  3. Başkaları tarafından araştırılmış ya da önerilmiş potansiyel ya da olası vakalar.

Maslow, evreni temsil eden bir örneklem almadığını, ortalama insanı değil, tepedeki %1’lik grubun en iyilerini seçerek onlar üzerinde çalıştığını kabul eder. Ona göre bu gruptaki insanlar, insanoğlunun ulaşabileceği sınırları gösterir.

Maslow’un birçok kavramı kullanırken neyi ifade etmek istediği bulanıktır. Farklı örnekler verilebilecek olmakla birlikte kuramının en problematik yönü ihtiyaç kavramı ile neyi kastettiğinin açık olmayışıdır. Çeşitli zamanlarda ihtiyaç, güdü, arzu, istek gibi farklı kavramları aynı anlamda kullanmıştır. Bu bağlamda diğer önemli bir sorun; kuramdaki temel kavram olan kendini gerçekleştirmenin operasyonel tanımını yapmanın çok güç olmasıdır. Ayrıca ‘gerçekleştirme’ sözcüğünün kendisi de sorunludur. Kavram, bir şekilde iyi tanımlanmış, bireyin geliştirebileceği potansiyel yetenekler setinin varlığı ön kabulüne dayanır. Mamafih bu kabul çok gerçekçi değildir çünkü insan sistemi ‘potansiyel’ ve ‘imkânsız’ olan gelişmeler arasında ayırım yapmaya imkân tanımayacak ölçüde karmaşıktır.

Maslow kuramında kendi tanımladığı ‘’ihtiyaçlar’’ın biyolojik niteliklerine aşırı ağırlık vermiş, çevrenin etkisini küçümsemiştir. Ona göre saygınlık basamağından sonraki neredeyse tüm nitelikler genetik yapımızla var olmuştur ve öğretilemezler. Çevre bunları ancak teşvik edip güçlendirebilir. Bu durumda çevrenin etkisinin, sadece doyumu başkalarına bağlı alt düzey ihtiyaçlarda söz konusu olacağını, doyumu başkalarına bağlı olmayan üst düzey ihtiyaçlarda bir sorun söz konusu ise, bunun sorumlusunun çevresel koşullar değil, sadece ve sadece bireyin kendisi olacağını söylememiz gerekecektir.

Bir diğer kavramsal eleştiri de temel ihtiyaçlardan birinin doyurulmasının o ihtiyacın gücünü kaybetmesine yol açacağı düşüncesidir. Böyle bir durum sonrasında organizmanın bir üst ihtiyaç düzeyine yöneleceği varsayımı çok tartışmalıdır. Çünkü alt düzey ihtiyaç diye nitelendirebileceğimiz belli ihtiyaçlar (seks, arkadaşlık, güvenlik, korku ve kargaşadan kaçınma, şefkat) döngüsel yapıdadır. Alışmış kudurmuştan beterdir. Doğrudan, hayatın içinden kolaylıkla örneklendirilebilecek; çok zengin olsalar da paraya, karşı cinse doymayanlar, açgözlüler… Maslow bu noktayı açıklama maksadıyla istisnalar olarak nitelendirdiği bu çerçevede örnekler vermiştir fakat bunların gerçekten istisna mı yoksa asıl hiyerarşik yükselişin kendisi mi olduğu düşünülür. Maslow’un kendini gerçekleştirme yahut kendini aşma düzeyine erişmiş deyim yerindeyse ermişlerini biraz incelemek ermiş sıfatlarına pek de uygun olmadıklarını çok da zor olmadan gösterebilir. 

Ayrıca Maslow’un alt düzey ihtiyaçların geciktirilmeden giderilmesinin ‘sağlıklı birey’, ‘kendini gerçekleştirme’ yönünde gidişin ön koşulu olduğunu savunması akla soru işaretleri getirir. Örneğin çocukluklarında hiçbir engellenme ile karşılaşmadan yetişmiş, korunmuş bireylerin yetişkinlik hayatlarında karşılaştıkları sorunlara eminim hemen hemen herkes hayatından doğrudan örnekler verebilecektir. (bkz. Yazının başında açıklanan ilk kuram olan psikanalitikteki ego gelişimi konusu.)

Hayatta olmamasından ötürü ruhunu çok da rahatsız etmeden, son olarak Abraham Maslow’un kuramının etnik merkezli olduğu görüşünün de çok mantıksız görünmediğini söyleyebiliriz. Kuramda sunulan değerler Maslow’un kendi benimsediği değerler olup, 20. yy. ortalarındaki Amerikan orta sınıf değerlerini yansıtır. Sosyal psikolog Hofstede hiyerarşide en üst basamakta kendini gerçekleştirme ve özerkliğin yer almasının bireyci bir bakış açısı olduğunu ifade eder. Kuramda ve hiyerarşide toplulukçu kültürlerde yaygın değerlerden biri olan aile desteğinden hiç bahsedilmez.

*Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramı ve özellikle popüler ‘kendini gerçekleştirme’ kavramının genel olarak eleştirilen tarafları, bilimsel güçlülüğü, spesifik olarak da yabancı literatürde konuşulan kavramsal, yöntemsel, kültürel zayıflıkları detaylı bir şekilde Türkçe bir kaynaktan okumak isteyenler Prof. Dr. Serdar Erkan’ın Gelişen PDR-3 kitabındaki ‘’Kendini Gerçekleştirme Kavramı Üzerine Tartışmalar ve Bir Rehberlik Tanımı Önerisi’’ başlıklı bölümünü okuyabilirler.

Yazan: Süleyman Kıllı 

KAYNAKLAR

Arslan, E. (2008). Bağlanma stilleri açısından ergenlerde Erikson’un psikososyal gelişim dönemleri ve ego kimlik süreçlerinin incelenmesi (Doctoral dissertation, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

Burger, J. M. (2006). Kişilik. Kaknüs Yayınları.

Çankaya, Z. C. (2009). ÖZERKLİK DESTEĞİ, TEMEL PSİKOLOJİK İHTİYAÇLARIN DOYUMU VE ÖZNEL İYİ OLMA: ÖZ-BELİRLEME KURAMI.

ÇELİK, N. D., & GAZİOĞLU, E. İ. ÜST-DÜZEY KİŞİLİK FAKTÖRLERİ VE YAŞAMDA ANLAM: TEMEL PSİKOLOJİK İHTİYAÇLARIN ARACI ROLÜ. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi20(38), 11-32.

Demirbaş, N., & Keklik, İ. (2011). Üniversite öğrencilerinin yaşamda anlam düzeyleri ve yılmazlık düzeyleri arasındaki ilişki. XI. Ulusal Psikolojik Danışma ve Rehberlik Kongresi, 3-5.

Erkan, S. (2015). Kendini gerçekleştirme kavramı üzerine tartışmalar ve bir rehberlik tanımı önerisi. F. Korkut-Owen, R. Özyürek ve DW Owen (Ed.), Gelişen psikolojik danışma ve rehberlik: Meslekleşme sürecindeki ilerlemeler3, 3-33.

Kocayörük, E. (2016). Öz-belirleme kuramı açısından ergenlerin anne baba algısı ile duyuşsal iyi oluşları arasındaki ilişki. Turkish Psychological Counseling and Guidance Journal4(37).

ŞAHİN, E., & Fidan, O. W. E. N. (2009). Psikolojik ihtiyaçları farklı lise öğrencilerinin saldırganlık düzeyleri. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi4(32), 64-74.

Tavsiye Edilen Yazılar

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle