Site Loader

Alman sanatının en önemli isimlerinden Goethe’nin, 18 yaşında başlayıp 83 yaşında sonlandırdığı bir eser Faust. Üstelik Geothe, Faust adlı eserinin adını hatta konusunu da kendinden önce yazılmış bir eserden almıştır. Şeytanla pazarlık eden bir adam olan Faust adlı eserlerin ilkini Doktor Faust adı ile İngiliz asıllı bir yazar olan Christopher Marlow yazmıştı.

 Faust’un konusu Şeytanla iddiaya giren bir adamın öyküsüdür.  Şeytanla bahse giren insanoğlu teması önceden de da birçok öyküye ve oyuna konu olmuş Goethe’den de önce birçok yazar tarafından defalarca işlenmiş bir konu olduğu bilinmektedir.  Goethe’nin Faust karakteri Şeytan Mefistofeles’e yenilmeyen bir insan olarak karşımıza çıkarak evrensel bir insan tragedyası ortaya koyulmuş olur.

Faust, İDOB adı altında sahnelendi. Fransızca ama üst yazılardan Türkçesini takip edebiliyorsunuz fakat Türkçesi fazla sadeleştirilmiş. İDOB sanat yönetmeni sahne çalışmalarının 5 ay sürdüğünü söylemiş, inanmadım. 5 aylık bir çalışma sonucu bu kadar görkemli olamaz.

Eserde Faust rolünü; Erdem Erdoğan ve Hüseyin Likos, Méphistophélès rolünü; Zafer Erdaş, Tuncay Kurtoğlu ve Gökhan Ürben, Marguerite rolünü; Ayten Telek, Gülbin Günay, Valentin rolünü; Caner Akgün, Alper Göçeri, Siébel rolünü; Özge Belen ve Deniz Erdoğan Likos, Wagner rolünü; Utku Bayburt ve Noyan Coşgun ve Marthe rolünü Neslişah Pekin ve Nursel Dinler üstleniyor.

Recep Ayyılmaz’ın sahneye koyduğu eserin orkestra şefi Roberto Gianola. Koro şefi ise Marco Morrone. Eserin dekor tasarımı Efter Tunç’a, koreografi Beyhan A. Murphy’e, kostüm tasarımı Gizem Betil’e, ışık tasarımı ise Yakup Çartık’a ait.

İlk perde ve son perde çok güzeldi ama ikinci perde biraz sıktı diyebilirim. Genel olarak bir masal gibiydi. Akışlar yavaş olsa da çok görkemliydi. Etkilenmemek elde değil. Özellikle orkestranın tutkulu müziği hemen yakalıyor.

Sahneye mi baksam, orkestraya mı yoksa çeviriye mi karar veremedim, birini yaparken diğerlerini kaçırıyor gibi hissettiğim için tatmin olamadım. Günümüz dünyasına gönderme yapmak istediklerini fark ettim fakat o sahnede o kostümlerle Marguerite’nin Ipad ile dans etmesi bana çok alakasız geldi. Kitabını ya da en azından kitap özetini okumadan izlenirse soru işaretleri oluşabilir.

Süreya Operası gördüğüm en özel yapılardan biri. Tavanından aynalarına kadar hiçbir kusuru yok. Bence Türkiye’deki en iyi sahne. 

Erdem Erdoğan’a hayran oldum diyebilirim, ses tonu çok özel. Herkes çok başarılıydı ama şeytanı oynayan Tuncay Kurtoğlu ayrı etkileyiciydi. Bütün seyirciyi yakalayan şakaları oldu. Üstelik kötü adam kahkahası hala aklımda. Sahnede içine şeytan kaçmıştı.

Tecrübesiz bir opera izleyicisi olarak gittim, 3 perdelik bu operadan sonra artık tecrübeli olduğumu düşünüyorum.

Bir ay öncesinden prömiyerine bilet aldım, bir hafta içinde de tükendi biletler. Gitmeyi düşünürseniz bir ay önceden, satışa çıktığı anda almalısınız. Bilet fiyatları uygun. Seyirci kitlesi her yaştan insan bulunduruyor.

Tekrar gider miydim? Giderdim.

Duygu

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla