Fransız İhtilali Işığında Doğan Romantizm

Toplumsal devrimlerin en büyüklerinden biri olan Fransız İhtilali 18. Yüzyılda gerçekleşmiş, mutlak krallık ve Hristiyan dinin çerçevesi keskin olarak çizilmiş katı kurallarına boyun eğmemenin anlayışıydı. İhtilalin iki ana düşüncesi hürriyet ve eşitlikti. İlk olarak Hürriyet ışığında mutlak monarşiyi yıkarak kilise ve kralın hakimiyetini sona erdirdi. Daha sonra ise eşitlik için efendi köle ilişkisine dayanan bir sistemi yani sınıfsal eşitsizliği sona erdirdi. Her insan bir birey olarak sayıldı. Böylelikle ferdiyetçilik de büyük bir önem kazandı. Halk, değişen düzen ve düşünce sistemi sayesinde artık kendi milli değerlerine önem vermeye başladı.

DgKyQHwWkAA6_fg

“Romantizm, ağlayan yıldız, inleyen rüzgar, ürperen gece, kendinden geçen çiçektir.”

(Alfred De Musset)

Değişen toplumsal düzen yazının yani edebiyatın da değişmesine neden oldu. Değişen yeni toplum için yeni bir yazın sunmak gerekiyordu. İhtilal ile ortaya çıkan hürriyet, eşitlik ve ferdiyetçilik kavramları “Romantizm”in yeni bir akım olması için gerekli zemini oluşturmuştur. Uzun yıllar hükmünü sürdürmüş büyük bir akım olan Klasisizme en büyük tepki olmuştur. İçinde bulunulan dönem koşulları gibi klasisizm akımı da belli alışılmış kurallar çerçevesinde işlenmiştir. Klasiklerin Yunan ve Latin mitolojilerinden aldığı konular yerine halkın da beklentisini karşılayan milli edebiyat anlayışı romantizm ile edebiyatta yerini almıştır. Romantikler klasik sanatçıların merkez aldığı akıl ve sağduyuya dayanan edebiyatlarının karşısına dizginlenemeyen ve ölçü tanımayan duygu, coşku ve hayali koymuşlardır. Mantık yerine düşünce ve hisler önem kazanmıştır. Bunun gibi birçok karşıtlık Klasisizmin yerini Romantizme bırakmasına yol açmıştır. Romantik akımı savunan sanatçılar, klasik sanatçılarının konu olarak sıkça kullandıkları din dışı ve güzel olan her unsuru ele almakla sınırlandırmamış, insan ve toplum hayatı ile ilgili her şeyin konu olarak işlenebileceğini savunmuşlardır. Dram ile trajediyi, komedi ile dramı bir arada kullanmışlardır. Romantikler için en büyük kaynak tabiattır. Sanatçı tabiatın görünen ve görünmeyen tüm yanlarını anlatmalı, derinlerindeki anlam okura sezdirilmelidir. Bir eser ortaya koymak için ele alınan karakter veya tasvir edilecek mekânın ruhunun kavranması önemlidir. Hayal gücü ve çeşitli temalar yardımı ile bu ruhun yazıda hissettirilmesi gerekir. Çünkü sanat bir taklitten çok yansıtma meselesidir.

“Yüreğini etki altında tutacak yada onun anlayışını yönetecek hiçbir ilkesi yok Rousseau’nun , boşluk dışında.”

(Edmund Burke)

Akımın özelliklerini sıralayacak olursak romantikler abartılı bir üslup kullanmaktan çekinmemiş, teşbih ve kuvvetli tasvirlere sıkça yer vermişlerdir. Yazar eseriyle bütünleşmiş şekildedir. Ferdiyetçilik fikrine yazarlar tarafından bağlı kalınmış olup, yazarın şahsi fikir ve duygularını, sınırlanamaz özgürlüğünü yansıtması bu sebeptendir. Yazarlar eserlerinde kendilerini gizlememişlerdir. Yarattıkları karakterlere kendi benliklerini yansıttıklarından birbirlerinden bağımsız değillerdir. Yarattıkları karakterlere sık sık müdahale ederler ve kahramanı bir bütün olarak okura sunmaktan oldukça büyük haz duyarlar. Ortaya koydukları sanatı, toplumu dönüştürmek yeni fikir ve düşünceleri yansıtmak için kullanırlar dolayısıyla sanat toplum için anlayışına bağlı kalırlar. Klasik edebiyatın kahraman profili olarak aristokrat kesimden insanlara veya mükemmel insanlara yer verilmektense halkın her kesiminden kişilere yer verilmiştir. Örneğin Shakespeare’in çoğu eserinde kral ve prenslere yer vermesindense romantizmin önemli yazarlarından olan Victor Hugo’nun Sefiller romanında yer verdiği Jean Valjean yoksuldur ve ekmek çaldığı için mahkum olmuştur. Halktan kişilere yer verilmesi hem çeşitli insan profillerine yer verme olanağını sağlamış hem de toplumdaki sorun ve aksaklıkları yansıtmak için bir araç olmuştur. Roman, öykü, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde etkisini göstermiştir. Romantikler aynı zamanda tiyatrodaki üç birlik kuralı denen; yer, zaman ve mekan bütünlüğünü bozmuştur. Aynı zamanda tiyatroda dram türünü de geliştirmişlerdir.

Jean-Jacques_Rousseau_(painted_portrait)

Dünya edebiyatındaki önemli temsilcileri Goethe, Shiller, Jean Jacques Rousseau ve Victor Hugo’dur. Türk Edebiyatını en fazla etkileyen akım kuşkusuz ki Romantizmdir. 1860 sonrasında Tanzimat sanatçılarının Batı kültürü ve edebiyatını öykünmesi bu akımı benimsemelerinde önemli rol oynamıştır. Akımın halka yönelik oluşu, milli ruha, özgürlüğe, hayallere ve tabiata coşkulu bağımlılığı edebiyata çevirilerle girmiş, daha sonralarında dönemin sanatçıları tarafından kaleme alınan eserlerde kendini göstermiştir. Ahmet Mithat Efendi ilk romanlarıyla, Recaizade Mahmut Ekrem şiirlerinde, Namık Kemal ise roman ve tiyatrolarında bu akımı yansıtmıştır.

Yazar: Öykü YUFKA

KAYNAKÇA:

  • Kara, Ömer Tuğrul – Toplumsal Olayların Etkisiyle Gelişen Üç Büyük Akımın Türk ve Dünya Edebiyatında İzleri
  • Yücel, Tahsin (1981). Fransız Coşumculuğu, Türk Dili Dergisi
  • Bilhan, Saffet (1981). Büyük Fransız İhtilali ve Türk Devrim Hareketleri, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi
  • Prof. Dr. İsmail Çetişli – Batı Edebiyatında Edebi Akımlar, Akçağ Yayınları, 18. Baskı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir