Gonçarov’un Oblomov ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun karşılaştırılması

Gerek Gonçarov’un Oblomov romanı gerekse Karaosmanoğlu’nun Kiralık Konak adlı eseri yazıldıkları dönemden derin izler taşımakta, yazarlarının hayat görüşlerinden de yansımalar barındırmaktadır. Eserlerin bu çok boyutlu yapısı nedeniyle çalışmada araştırmacıya metni farklı açılardan inceleme imkanı sunan eklektik inceleme yöntemi kullanılacaktır (bkz. Aytaç, 2003:101).

Çalışmaya konu olan kitapların belirlenmesinde iki eserde de görülmesi mümkün motiflerin varlığı etkili olmuştur. Şöyle ki; Oblomov ve Kiralık Konak ele aldıkları konu açısından birlik taşımasalar da, Doğu-Batı çelişkisine yer vermeleri ve bu kutuplu yapının karakterlere yansıması açısından karşılaştırmalı bir çalışmaya konu olabilecek niteliktedir. Ele aldıkları dönemler ve toplumlar farklı olsa da Oblomov Rus toplumunun, Kiralık Konak Türk toplumunun yeniliğine bakışını, yenilikten ne anladığını gösteren edebi yaratılardır. Bu bağlamda iki eserden hareketle toplum-edebiyat ilintisine de değinilecektir. Toplum ve edebiyat arasındaki ilişkiyi inceleyen disiplinlerarası bir alan olan edebiyat sosyolojisi, farklı türlerde eser veren sanatçıların toplum içinde yaşadıkları gerçeğinden hareket eder. Toplum içindeki bu birliktelik yazarı bilinçli olmasa da sanatında o toplumun varsayımlarını taşıma güdüsüne itebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında edebiyatın toplumu yansıtan ya da ona yön veren yapısına da dikkat çekilmektedir. Edebiyat sosyolojisinin ana düsturlarından biri yazarın bir birey olarak toplumdan ayrık olamayacağı düşüncesidir, bu bağlamda nasıl yazar toplumun dışında kalamıyorsa eseri de bu paralelde toplumdan izler taşıyacaktır (bkz. Şan,2004:91-133). Edebiyat sosyolojisi bağlamında irdelendiğinde bu iki eserin ve yazarının toplumsal bir mesajı ilettiğini, topluma yönelik bir yargıda bulunduğu fikri oluşabilir. Gerek Gonçarov gerekse Karaosmanoğlu toplumlarının dönemsel bir değerlendirmesini yapmış ve bu doğrultuda eserlerini oluşturmuşlardır, denilebilir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kiralık Konak adlı romanını 1922 yılında yayımlamıştır. Bu anlamda eseri Cumhuriyet öncesi Türk romanı olarak nitelemek mümkündür. Narlı’nın da belirttiği gibi Tanzimat’tan Cumhuriyetin ilanına kadarki sürede roman; batılılaşmanın beraberinde getirdiği problemleri, geleneğin yavaş yavaş terk edilerek yenileşmenin zorunluluk ve yollarını ele almaktadır (bkz.Narlı, 2007:22). Kiralık Konak da bu genellemeye koşut olarak ilerleyen bir eserdir, denilebilir. Eserde birbirinin devamı niteliğindeki 3 kuşak ve Doğu-Batı çekişmesi içerisindeki kuşaklar arası çatışmanın işlenişine yer verilmiştir. Romanda Batı’yı ve değerlere bağlılığı temsil eden Naim Efendi ve onun günbegün kızından, damadından ve torunlarından uzaklaşması, düşünüş açısından onlardan farklılaşması anlatılmaktadır. Batı’nın gelişmişliğine inanan Servet Bey ve bu doğrultuda yetiştirdiği Cemil ve Seniha ile dedeleri Naim Efendi’nin farklı anlayışlara sahip olmaları işlenmektedir. Osmanlı kültürüyle -Doğu kültürüyle- yetişen Naim Efendi, Tanzimatla birlikte Osmanlı toplum yaşayışında etkin bir konuma gelen Batı kültürünün yansımalarıyla karşılaşmakta, o döneme kadarki toplumsal değerlerin Tanzimattan sonra şekillenmeye başlayan yeni toplum yapısıyla birlikte örselenmeye başladığını görmektedir. Eser en genel tabiriyle Osmanlı kültürüyle Batı kültürünün ikilemini yansıtır denilebilir.
Gonçarov’un Oblomov romanı olay örgüsü ve ele aldığı konu açısından Kiralık Konak’la pek benzeşmese de, Doğu-Batı ikileminin yansıtılması açısından bu romana yakındır. Gonçarov, Oblomov romanında tembel fakat sevimli bir kahramanın, hızla akan zamana, değişen toplum ve üretim ilişkilerine karşı takındığı kayıtsız tavrı ele almıştır. Hala eski anlayışa göre yaşayan Oblomov’un yeni ve çetrefil koşullar karşısındaki çaresizliği anlatılmıştır bir anlamda. Oblomov romanını ve romanın iki ana karakteri olan Oblomov ve Ştolts’u o dönemin toplumundaki Slav hayranlarıyla Batıcıların çekişmesi olarak değerlendirip, bu çekişmenin edebiyata tezahürü olarak nitelemek de mümkündür (bkz. Murphy, 2007:77).

Oblomov ve Kiralık Konak romanlarında Doğu-Batı ikileminin yansıtıldığı çeşitli motifler görmek mümkündür. Bu motiflerden ilki ve belki de en önemlisi karakterlerin oluşturulmasında kendisini göstermiştir. Oblomov romanının ana karakteri Oblomov, eski usül bir Rus’tur. Onlar gibi kendisine ait bir köyü –Oblomovka- ve bu köyde kendisi için çalışan 300’e yakın kölesi bulunmaktadır. Hayatını bu köyden gelen parayla idame ettiren Oblomov, evinden daha doğrusu yatağından dışarı çıkmayan, tembel olarak nitelendirilebilecek bir karakterdir. Yeni toplum anlayışının getirdiği hareketlilik ve tempodan uzakta, herhangi bir işe girmeyi reddeden bir yapıdadır. Bu yönleriyle eski tarzda bir Rus’u ve dolayısıyla bir Doğuluyu temsil etmektedir. Oblomov romanında Batıyı temsil eden kahraman olarak Ştolts’u görmek mümkündür. Ştolts arkadaşı Oblomov’un tam tersi bir anlayışa sahiptir; Oblomov’un aksine Ştolts çalışkan ve hareketli biridir. Eserdeki bir alıntıda da Oblomov ve Ştolts’un birbirine tezat yapıları gözler önüne serilmiştir: Ştolts, Oblomov’la nasıl dost olabilmişti? Oblomov ki bütün varlığıyla Ştolts’a karşı bir isyandı! (Gonçarov, 2000:201). Oblomov genel bir anlatımla gelenekselin, değişim karşıtlığının temsilcisidir. Ştolts ise onun aksine değişime inanan, hareketli ve atak bir yapıdadır. Bu farklı yapıda çizilen karakterlerin alt metninde mensup oldukları ırkın da payı vardır, denilebilir. Oblomov bir Rus’tur, Doğulu’dur ; Ştolts ise Alman kökenlidir, Batılıdır (bkz. Lidar, 2011:52).
Yakup Kadri’nin Kiralık Konak adlı eserinde de birbirine zıt dünya görüşüne sahip karakterlerin mevcudiyetine şahit oluruz. Eserde ilk kuşağı, eskiyi, Doğuyu temsil eden Naim Efendi ile ikinci kuşağı, yeniyi, Batıyı savunan Servet Bey’in varlığı eserin işleyişini sağlamaktadır. Naim Efendi yetiştiği değerlere bağlıyken, Servet Bey’in Batı’ya ve Batılı yaşam tarzına düşkün olduğunu söylemek mümkündür. Naim Efendi eskiye özlem duyan bütün hatıraları, bütün zevkleri, bütün muhabbetleri, kendisini güldüren ve ağlatan her şey mutlaka bundan kırk sene evveline ait (Karaosmanoğlu, 1993: 22) olan bir adamdır. Damadı Servet Bey ise onun aksine yeniyi benimseyen ve eskiden nefret eden bir karakterdedir. Servet Bey bulunduğu ortamdan hoşnutsuz, daima muhayyel bir Avrupa seyahati için hazırlanmış bir bavulu olan, barındırdığı alaturka izlenimler nedeniyle mobilyaların hepsini değiştirip yerlerine alafranga örneklerini koyan, kısaca söylemek gerekirse eskiye dair her şeyi geride bırakmak isteyen bir karakterdir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eserlerini ötekileştirme sorunsalı bağlamında incelediği çalışmasında Nakipler Servet Bey’i şu şekilde tanımlamıştır:
Kiralık Konak’ta ötekileşme probleminin merkezindeki kişi olarak yakın çevresindeki herkesi kendi fikirleriyle zehirleyen, kulaktan dolma bilgileriyle, kendi kültürünü küçümseyen Servet Bey, daima Batının savunuculuğunu yapar. Müslümanlıktan ve Türklükten nefret eden (s.14) Servet Bey, kendini meydana getiren özlerden daima nefret eder ve başkası olmaya çalışır. Fakat hiçbir fikri alt yapıya sahip olmadığından, yalnızca hayali ve hissi bir tutkuyla alafrangalığa düşkünlüğü, onu kendi sınırlarından uzaklaştırır (Nakipler, 2010:6).

Bu alıntıdan da anlaşılacağı gibi Oblomov ve Ştolts arasındaki zıt karakterlilik Naim Efendi ve Servet Bey’de de mevzu bahistir. Eserlerde Doğu’yu ya da “geleneği” savunan karakterler Oblomov ve Naim Efendi’yken, Batı’nın diğer bir deyişle “yeniliğin” temsilcileri Ştolts ve Servet Bey’dir.
Eserlerde Doğu-Batı ikileminin vurgulandığı bir diğer unsur karakterlerin giyimlerinde görülmektedir. Kıyafetlerin roman karakterlerinin dünya bakışlarını yansıtması açısından önemlidir. Oblomov sürekli yatak kıyafetleriyle gününü geçirmekte, dışarı çıkmak durumunda kaldığı nadir zamanlarda bu kıyafetlerden ve özellikle meşhur hırkasından ayrılmaktadır. Oblomov’un eserde çizilen portresi bu anlamda kişiliğinin de tasviri gibidir:

Acem işi bir hırkası vardı; bu hırka her bakımdan Doğuluydu, hiçbir bakımdan Avrupalı izi yoktu: Ne püskülü, ne kadifesi, ne beli vardı; o kadar da genişti ki Oblomov’u iki defa sarabilirdi. Tam Asya biçimi kolları, bileklerinden omuzlarına doğru genişliyordu. (…) Oblomov için bu hırkanın paha biçilmez sayısız değeri vardı; yumuşaktı, uysaldı, vücut onu hiç duymuyordu, efendisinin en küçük hareketine uysal bir köle gibi boyun eğiyordu (Gonçarov, 2000:6).

Oblomov için üzerindeki kıyafetler bile insana zahmet vermekten uzak, sahibinin sözlerine amade bir yapıda olmalıdır. Eser boyunca Oblomov’un sırtından eksik etmediği hırkanın sadece romandaki bir diğer etkin karakter Olga’ya aşık olduğu zamanlarda sahneden çekildiğini görmek mümkündür. Batılı anlayıştaki bir kadın olan Olga da eserde hareketin ve canlılığın temsilcisidir, Oblomov’u sığındığı kabuktan çıkarmak adına çok uğraşmış fakat sonunda Doğu’nun eserdeki bir diğer temsilcisi olan Agafya’ya yenilmiş ve hırka eserdeki önemli rolüne geri dönmüştür. “Hırka” bu anlamda durgunluğun, vazgeçişin ve tekdüzeliğin simgesidir.
Kiralık Konak romanında ise Naim Efendi’nin gözünden kıyafetler ve insan üzerindeki etkileri görülmektedir. Naim Efendi toplum yaşamını “İstanbulin” ve “redingot” devri olmak üzere ikiye ayırır; İstanbulin devri insanlarını “zarif, temiz ve kibar” olarak niteler, onların “hiddet ve hazlarında ölçülü, namuslu aile babaları ve kibar konak sahipleri” olduğuna dikkat çeker. İstanbulin devrini takip eden redingot devriyle; “yarı uşak, yarı kapıkulu, riyakar, adi bir nesil” peydah olmuş, “yaşayış, düşünüş ve giyinişin üslubu değişerek gelenek dışına” çıkılmıştır (bkz. Karaosmanoğlu,1993:21-22). Kiralık Konak romanında kıyafetin yazar tarafından daha toplumsal bir niteliğe büründürülerek, genel bir sosyolojik tespit babında kullandığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Çalışma kapsamında ele alınacak bir diğer nokta da mekandır. Her iki eserde de belirleyici bir rolü olan bu unsur da alt metninde Doğu-Batı ikilemini yansıtmaktadır. Oblomov, kendine ait bir köyü olduğu halde Petersburg’daki bir apartman dairesinde yaşayan bir feodaldir. Köyünden edindiği gelirlerin dışında herhangi bir kazancı olmadığı halde şehirde yaşamak isteğindedir ve köyüne dönmeyi hiç istemez. Oblomov St. Petersburg’daki atıl apartman dairesinde, daire gibi miskin, kayıtsız ve kaygısız bir hayat sürmektedir. Bu ev onu korumakta, içinde yaşadığı şehir hayatından ve bu hayatın deviniminden uzak tutmaktadır. Oblomovka’daki evine tadilat yaptırıp dönmek her zaman aklının içindeki bir plandır fakat bunu hiçbir zaman gerçekleştiremez. İçten içe Oblomovka’daki evine bir dönüş isteği vardır, orası çocukluğunun, annesiyle olan tatlı anılarının ve aslında geleneğin yaşadığı yerdir. Ama St. Petersburg’taki apartman dairesini terk edemez, bu evden ev sahibinin zoruyla atıldığında bile yine aynı şehirdeki köhne bir binaya yerleşmekten kaçamaz. Oblomov için St.Petersburg ve apartman dairesi yeniliğin mekansal dışavurumudur. Bu durum Rus toplumu özelinde düşünüldüğünde sosyolojik bir yapının edebiyata yansıması olarak da değerlendirilebilir. Coğrafi açıdan bakıldığında da St. Petersburg Rusya’nın Batı’ya en yakın yerleşim alanıdır ve ülkenin Batıya açılan penceresi olarak değerlendirilebilir.
Kiralık Konak romanında da benzer bir anlayışın varlığı görülebilir. Eski kuşağı temsil eden Naim Efendi konak hayatını, konak hayatının güzelliğini savunurken, damadı Servet Bey konak yaşamının yerini apartman yaşayışına bırakması gerektiği görüşündedir. Eserin başlangıcı Naim Efendi’nin ‘konağında’ geçer ve bu konak Cihangir semtindedir, fakat romanın ilerleyen bölümlerinde Batılı tarzda bir yaşam isteyen Servet Bey ve ailesi Şişli’de bir ‘apartman dairesine’ taşınır. Aktaş, mekanın, barındırdığı insana da bir özellik kattığını vurgular; Naim Efendi ve kardeşi Selma Hanım’ı ‘konak devrinin insanı’ olarak niteler ve onları geleneksel yaşayış tarzının devamı olarak gösterir. Karşıt olarak Servet Bey ve kızı Seniha konak yaşamından nefret ederler ve onların yaşamak istedikleri ortam ise Avrupai tarzda bir mekandır (bkz. Aktaş,1987:64-65). Bu anlamda her iki eserde de apartman dairesinin yeni tarzdaki yaşamın mekansal ögesi, Batılı yaşayışın gerektirdiği konaklama alanı olduğunu söylemek mümkündür.
İki eserin Doğu-Batı ikilemi bağlamında irdeleneceği bir diğer unsur ise Batı’ya bakış açılarıdır. Her iki romanda da Batının ilerlemeyi, yeniliği çağrıştırdığı, Batı düşüncesine bu anlamların yüklendiği daha önce belirtilmişti. Fakat bu anlamda romanlarda görülen Batı algısı ve batıya dair imgeler farklıdır. Oblomov romanında eserin Doğuyu simgeleyen karakterlerinden bir olan uşak Zahar’ın Almanların yaşayışına yönelik düşünceleri dikkate değerdir:

Almanların evinde ne diye çerçöp olsun? dedi. Baksanıza hallerine. Bir kemik parçasını bir hafta kemiriyorlar. Redingot babadan oğula, oğuldan babaya gidip geliyor. (…) Bizim gibi yaşamıyorlar ki onlar. Dolaplarında yığın yığın eski elbiseleri, bütün kış birikmiş ekmek kabukları yok ki… Onların evinde şu kadarcık bir ekmek kırıntısı bile işe yarıyor. Galeta yapıp bira ile yiyorlar. Tüh! Böyle hayat mı olur? (Gonçarov, 2000:15)

Oblomov ve arkadaşı Tarantyev ‘in konuşmalarında da Rus ve Almanların dünyaya bakışının farklılığı görülmektedir:

(…) Babasının kırk binini bir hamlede üç yüz bine çıkardı. Yüksek bir memur oldu. Okumuş bir adam oldu. Şimdi de gezip tozuyor. İpini satmış bir kurt. Özbeöz bir Rus yapar mı bunları? Rus dediğin, öyle pek üstüne düşmeden bir iş bulur, sonra bu işi sakin sakin, rahat rahat yapar. Pek fazla da yükselmez (Gonçarov, 2000:63).

Yine Tarantyev bir başka alıntıda;

Senin benim gibi Rus milletinden olanların aklına böyle şeyler gelir mi? Almanlar böyle işte. Hep böyle çiftlikleri kiralar, işletirler (Gonçarov, 2000: 498) diyerek Almanlara yönelik bakışı göstermiştir.

Oblomov romanında Batı’dan kasıt bariz bir şekilde Alman toplumudur. Onların yaşayışı, toplumsal ve ticari hayata bakışı Batılı imgeleri oluşturur. Oblomov-Ştolts karakterlerinin incelenmesinde de görüldüğü gibi Ştolts hedeflerinin peşine düşen bir yapıdayken, Oblomov maddi manevi her konuda edilgen be teslimiyetçi bir duruşta verilmiştir. Bu farklılık da yine Doğu-Batı ikileminin işlenişini göstermektedir.
Yukarda verilen örnekler bir nevi Rus toplumunun yapısını da sergilemesi açısından önemlidir. Eserdeki tek edilgen karakter Oblomov değildir aslında, diğer Rusların sözlerinden de Rus toplumunun genel algısı ve hayata bakışı çıkarılabilir. Bu konuya değinen Dobrulyubov “What is Oblomovitis” adlı eleştirisinde, Oblomov romanı ve karakteriyle dönem Rusya’sının yansıtıldığını söyler. Bu kitapla birlikte Rus toplumunun hayatına ‘Oblomovluk’ kelimesi girmiştir ve ona göre Rus toplumundaki bir çok ‘olağandışılık’ın çözümü için bu kelime kilit özelliğindedir (bkz. Wachtel,1998:134-135).
Kiralık Konak romanında ise Batı ulus olarak belirtilmemiş genel anlamda Batılı olmaya çalışan karakterler üzerinden Batı irdelenmiştir. Naim Efendi’nin damadı Servet Bey ve kızı Seniha Batı’nın temsilcileri olarak görülmektedirler. Naim Efendi’nin damadı Servet Bey’in tefekkürüne olan yakınlığını vurgulayan ilk öge onun Düyun-u Umumiye (Dış Borçlar Teşkilatı) müfettişi olmasıdır. Bu kurum bilindiği üzere Osmanlı’nın dış borçlarının tahsili için kurulmuştur. Servet Bey işi gereği Batı yaşamına uzak değildir. Romanda Servet Bey’in tanıtıldığı şu cümleler de dönem insanının Batı’ya bakışını anlatmaktadır:

(…) Pederi Sadri Molla’nın konağında alafrangalığı kendi odasının eşiğinden dışarı çıkmazdı. Nasılsa küçükten beri Fransızca bilmek, bir müddet Galatasaray mektebinde bulunmak, bir müddet Beyoğlu muhitinde tatlı su Frenkleriyle düşüp kalkmış olmak ona bir softa evinde, çıplak kadın resimlerinden, dizi dizi Fransızca kitaplarından, vazolardan, biblolardan müteşekkil bir halvet yapmak ve bu halvette yaylı bir şezlonga uzanıp, gözleri tavanda, ayakları havada, bir taraftan Hollanda ‘sigar’ını emerek, diğer taraftan yabani ve perişan bir sesle birtakım opera parçaları terennüm ederek saatlerce vakit geçirmek hakkını vermiştir (Karaosmanoğlu, 1993:25).

Bu alıntı aslında her iki eserde Batı mefhumunun ne denli farklılık gösterdiğinin delilidir. Oblomov romanının aksine Batılı yaşam tarzının rahata düşkünlüğe ve zevke dayandığı düşünülmektedir. Servet Bey’in Batılı gibi yaşamaktan anladığı budur. Eser genelinde Batı düşüncesi yanlış algılandığı ve yanlış örnekler üzerinden değerlendirildiği için bu durum şaşırtıcı değildir.
Servet Bey’in kızı Seniha da Batıya özenmektedir. Ailesini, mahallesini ve memleketini dar ve sıkıcı bulmaktadır. Yakup Kadri’nin birçok romanında gördüğümüz Batı hayranı karakterlere bir örnek de Seniha’dır bu anlamda. Eserde Seniha’nın bu tavrını;
Bu ev, bazı günler, bazı saatler ona bir mezar gibi görünüyordu. Nefesi darlaşıyor ve sokağa fırlamak, koşmak, haykırmak istiyordu. Ta on dört yaşından beri kalbinde bilmediği yerlerin, görmediği şeylerin, tanımadığı kimselerin hasreti vardı. Fransızca ‘nereye kaçmalı’ sözü dilinde daimi nakarattı. Bu memlekette ve bu konakta ona her şey dar, az ve adi görünüyordu (Karaosmanoğlu,1993:39).

Kiralık Konak romanındaki Batılı karakterlerin hemen hepsinde Batı’nın üstünlüğü ve Batının Doğunun sıkıcı ve kuralcı yaşamından kurtuluş umudu olarak görülmesi söz konusudur.
Oblomov ve Kiralık Konak romanlarında Batı’nın batılı yaşam tarzının ele alınışına bakıldığında iki romanın da bu noktada birbirlerine zıt bir yapıya sahip olduklarını görmek mümkündür. Oblomov romanıyla Gonçarov feodal düzeni ve bu düzene göre yaşamı eleştirmek, toplumun her kesiminin üretime katıldığı bir yapıyı övmek adına Batı’yı olumlu olarak ele almıştır. Oblomov romanıyla ‘Oblomovluk’ terimi geçerlik kazanmış ve Rus toplumunda bir tutumu niteler hale gelmiştir. ‘Oblomovluk’ Rusların kendi karakterlerini tasvir etmekte kullandığı en önemli tanımlamalardan biridir. Genel anlamda Oblomovluk; düşüş ve tekdüzeliğin karşısında çaresiz kalmak olarak algılanır ve olumsuz anlamlar yüklenir. Bu tanımlama Rusların ticari yaşamlarından da izler taşır. Batılı ülkeler sanayide .ok ilerlerken, Rusya tarımda dahi ilerleyememiş bir toplumdur (bkz.Murphy,2007:73). Oblomov’un altmetninde de bu türden bir gönderme söz konusudur. Bir toprak sahibi olan Oblomov ömrünün son zamanlarını sefilce yaşayarak ölmüş fakat Batılı düşünceyi şiar edinen Ştolts varsıl bir hayat sürmüştür.

Kiralık Konak romanında ise Batı’yı romandaki hiçbir karakterin doğru olarak alılmadığını görmek mümkündür. Batı bu romanda salt ona öykünün karakterlerle tanıtılmıştır ve Batı’ya bakış bu karakterlerin ‘yanlış batılılaşması’ nedeniyle olumsuzdur.
Oblomov ve Kiralık Konak romanlarındaki Doğu-Batı ikileminin incelendiği bu çalışma sonucunda göze batan ilk bulgu Rus ve Türk toplumlarında Batıdan ne anlaşıldığının çok farklılık gösterdiğidir. Rus toplumu için Batı gerçek anlamda bir kurtuluş ya da rol modelken, Türk toplumu için Batı’nın anlaşılamadığı, Batılı düşünceye yakın olan karakterlerinse özenti ve yanlış batılılaşmanın ötesine gidemediği söylenebilir. Bunun nedeni belki de Türk toplumunda batılılaşma olgusunun sağlam düşünsel zemine oturmamasıyla birlikte, Rus toplumunun Batı tarzı üretim ilişkilerinden yola çıkmasıdır. Öyle ki Oblomov romanında Batı karakterler ruhsal ve fiziksel açıdan dengeli, madden ve manen güçlü bir yapıya sahip olarak çizilmiştir. Bu da onların ekonomik olarak gelişmişliklerinin bireyleri yansıması olarak görülebilir. Kiralık Konak’ta ise Batı’nın çalışma hayatı yerine toplumsal yaşamına yönelik algılamalar vardır.
Eserlerdeki bir diğer nokta her iki yazarın da kıyafetlerin insan yaşamına ve psikolojisine yaklaşımlarının paralelliğidir. “Hırka” Oblomov’u bezgin ve tembel bir yapıya büründürürken, “redingot” o güne kadar üstün niteliklere sahip toplumu düzenbaz, dalkavuk ve hileci bir hale sokar. Bu iki tespit de yine yazarların dönemsel bazda eleştirilerinin edebiyata yansımalarıdır. Gonçarov feodal düzende toprak sahibinin köylüler üzerinden rahat yaşama şansı elde etmesini eleştirirken, Karaosmanoğlu yenilik hareketlerinin –yenilikten kasıt istanbulinden redingota geçiş- kendi içindeki açmazlarına dikkat çekmek istemiştir. Mekansal anlamda her iki eserin de merkezinde Batılı yaşam tarzına duyulan özlem vardır, apartman dairesi yeni dünya düzeninin, yeniliğin uzamsal dışavurumlarıdır.
Kiralık Konak’a kıyasla Oblomov çok farklı başlıklar ve motifler açısından değerlendirilmesi mümkün bir eserdir. Fakat Doğu-Batı ikilemi penceresinden bakıldığında eserler bir anlamda farklı anlayışları savunan eserler mahiyetindedir. Oblomov romanında Doğu köhneleşmiş ve artık işlerliğini kaybetmiş bir geleneksellikten öteye geçmemektedir. Kiralık Konak’ta ise Doğu geleneğin ve doğru değerlerin savunucu konumdadır ve Batı değerlerin erozyona uğramasını beraberinde getirecektir. Oblomov’da Batı iyi yönleri ve iyi karakterleriyle karşımıza çıkarken, Kiralık Konak romanında Batı’nın olumsuz yönleri, yanlış batılılaşan karakterler üzerinden gösterilmiş ve yazarın açık bir şekilde Doğu’nun yanında olduğu yargısına varılmıştır.
Çalışmada ele alınan romanlar özelinde; Rus toplumunun Batı’yı algılamasının daha gerçekçi, faydacı yanlarının olduğunu, Türk toplumununsa yetersiz ya da yanlış bilgilenmeden ve yanlış örneklerden dolayı Batı’yı bir ‘öteki’ olarak gördüğünü söylemek mümkündür.

KAYNAKÇA

AYTAÇ, Gürsel, (2003): Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi, Ankara, Say Yayınları.
GONÇAROV, Ivan, (2000): Oblomov, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri, (1993): Kiralık Konak, İstanbul, İletişim Yayınları.
LİDAR, Veysel, (2011): “Oblomov: Doğulu Bir Kaybeden, Kayıtsız Bir Düş Yolcusu”, Roman Kahramanları, 7.sayı, İstanbul, Heyamola Yayınları, 50-56.
Murphy, Melaine A., (2007): Max Nordau’s fin-de-siecle Romance of Race, New York, Peter Lang Publishing.
NAKİPLER, Nesibe Didem, (2010): Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Romanlarında Ötekileşme Sorunu, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yükseklisans Tezi, Elazığ.
NARLI, Mehmet, (2007): Roman Ne Anlatır? Cumhuriyet Dönemi 1930-2000, Ankara, Akçağ Yayınları.
ŞAN, Mustafa Kemal, (2006): “Edebiyat Sosyolojisinin Tarihinden Basamaklar”, Edebiyat Sosyolojisi (edt. Köksal Alver), Ankara, Hece Yayınları, 127-169.
WACHTEL, Andrew, (1998): Physcology and Society The Cambridge Companion of to the Classic Russian Novel, Cambridge, Cambridge University Pres.

https://www.academia.edu/8902541/IVAN_GONÇAROV_UN_OBLOMOV_VE_YAKUP_KADRİ_KARAOSMANOĞLU_NUN_KİRALIK_KONAK_ADLI_ESERLERİNDE_DOĞU_BATI_İKİLEMİNİN_İRDELENMESİ

Genel içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir