Estetiğimiz

Estetik anlayışımızın kaybolmaya yüz tuttuğu günümüz Türkiye’sinde Turgut Cansever okumak, hiç keşfedemediğimiz, hatta keşfedemediğimiz gibi, anlamaktan dâhi uzaklaştığımız bir güzelliktir. Mimarî estetiği ile Çevre ve Şehir Planlama alanına yönelik artan ilgim ve popüler kültür kitaplarına en ciddi yeri ayıran kitabevlerinin köşelere tıkıştırdığı Cansever’in “Osmanlı Şehri” başlıklı kitabına rastlamam başlattı Cansever hikâyemi.

Cansever’in Osmanlı Şehri kitabındaki her sayfa beni, hayrete ve dehşete düşürüyor… Mimari estetiğin, görsel zevkin, çevre ve şehir planlamanın müktesebatına Turgut bey vesilesiyle kani olmak yolunda iyi bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum. Cansever’in sayfalarında, her gün çevremde gördüğüm, ancak göre göre de kanıksama yanılgısına düştüğüm çirkinliklerin tenkidi var. Sadece tenkit de değil üstelik medeniyetimizce iyiye ve güzele yöneliş, estetik tarihimizin tatlı esintileri, bulunduğumuz ve bulunmamız gereken konum, modern estetik ve mimari faaliyetlere yönelik farklı yaklaşımlar ile bunların günümüz Türkiye’ye etkileri gibi daha birçok alanda ustalıkla gezdirilmiş bir kelam var. Turgut beyin sağlam bir medeniyet tasavvuru da var. Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu en büyük abidelerden biri olan kendileri, eserlerinde mimarinin taştan ibaret olmadığını, tuğlaların/taşların/kerpiçlerin birbiriyle olan ilişkilerinin ruh ve maneviyatla alakalı olduğunu yansıtabiliyor ustalıkla. Böylece Osmanlı’nın mimarlık sanatına, şehir estetiğine, tüm bunları irca etmek ve “çevresini güzelleştirmek” ile mükellef olan insana erdemli bir bakışı var Cansever’in. Kur’an’da bununla emrolunan insana, pozitivistçe değil, bu toprakların insanı ve topraklarımızın harcı olmuş maneviyat perspektifiyle bakıyor Cansever.

Osmanlı’nın icrasında görsel zevk ve estetik anlayışın mihenk noktasını ise Cansever, “Üst akıl” deyimiyle açıklıyor. Konjonktürel tekdüzeliğe kurban edilemeyecek bir bilincin yansıması olan “Üst Akıl” deyimi, Cansever’ce, Osmanlı tarafından bilinçle, “Allah’ın emrettikleri, Hz. Peygamber’in (sav) gösterdikleri” anlayışıyla icra ediliyor. Beni sarsan hitaplarından biri de bu Cansever’in. Osmanlı’nın şehre akıttığı maneviyat ve muhteşemliği, üst aklın yansıması olarak değerlendiriyor Cansever. Napolyon’un tahakkümüyle isyancı güçleri “kolayca” bertaraf etmek üzere kurgulanan sokak aralarının tekdüzeliğine, bina düzenlerinin birbirlerinin ufuklarını kapatırcasına birbirlerine karşı diklenişlerine itirazı var Cansever’in. Eserinde buna karşılık Osmanlı’nın şehirlerini, tek bir adamın değil, üst aklı Kur’an ve hadisler olan halkın tanzim ettiğini vurguluyor. Propagandist yaklaşımın Osmanlı’yı tekçi, Batı’yı çoğulcu gösterdiği bakış açısını parçalarcasına iki farklı yaklaşımın, şehre, sanata, estetiğe, insana ve fikre yansımalarını hakikat perspektifiyle, ayna hüviyetiyle çarpıyor Turgut bey akımların yüzüne. Cansever bu yüzleşmeyi, “Halkın Hak olduğu” İslami ontolojik gerçeklik üzerinden kurguluyor, Osmanlı’nın merkezci değil yerelci bir anlayışla manevralarını geliştirdiğini, “Yakın kolay, uzak zor idare edilir” anlayışıyla icracılık ettiğini ekliyor sözlerine.

Turgut beyin kalemini gezdirdiği mevzubahislerden hareketle, Türkiye’de bu bilincin henüz oluşamadığını, ilgili bölümlerde okuyan gençlerin, en azından maneviyatla bezeli bir perspektife kavuşturulamadığı görülüyor. Taşın, taşlarla bir araya gelmesinden neşet edecek yapının yine taş olacağını buna mukabil taşın bir bilincin ve hedefin doğrultusunda altın kadar parıldayabileceğini, asırlara sari olabileceğini anlatabilmek gerekiyor. Cansever kitabında Türkiye’deki mevcut mimarlık faaliyetlerini eleştirdiği gibi buna ilişkin bir eğitim politikamızın olmadığından da dem vuruyor. “Esersiz mimarlar” yazarın en çok şikâyetçi olduğu boşluklardan bir tanesi Türkiye’de. Kore’de 40’lı 50’li yaşlarda bir mimarın ancak ustasının yanında, yapılar dike dike hazır hale geldiğinin altını çiziyor Cansever. Ucuz emellerle temeli atılan yapıların ve projelerin bir kıymet-i harbiyesi yok Turgut beye göre. Çünkü kendileri, şehrin imajı “İslam kültüründe cennet tasavvurunun bir yansımasıdır” fikriyle hemhâl.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir