FAHRENHEIT 451:

‘’Böyle giderse…’’ diye düşündü Ray Bradbury, ‘’kitap okuyan kimse kalmayacak.’’ Ve Fahrenheit  451 başladı.

‘’Ya itfaiyeciler… evleri kurtarmak yerine onları yaksaydı?’’ diye düşündü Ray Bradbury ve böylece hikayesine nereden başlayacağını da buldu. Guy Montag adında, bir kitabı yakacağı yerde alevlerin içinden kurtaran bir itfaiyeci karakter yarattı.

‘’Keşke… kitaplar kurtarılabilseydi,’’ diye düşündü Ray Bradbury. Mevcut kitapların tümünü yok ederseniz, onları artık nasıl kurtarabilirsiniz?

Bradbury, ‘’İtfaiyeci’’ adında bir öykü yazdı. Öykünün daha uzun olması istenmişti. Yarattığı dünya daha fazlasını istiyordu. UCLA’in Powell Kütüphanesin’e gitti. Kütüphanenin bodrumunda, saatliğine, yanındaki kutuya madeni para atarak kiralayabildiğiniz daktilolar vardı. Ray Bradbury parasını kutuya attı ve hikayesini yazdı. İlham uçup gittiğinde, desteğe ihtiyaç duyduğunda, bacaklarını esnetmek istediğinde kütüphanenin içinde dolanıp kitaplara baktı.

Ve hikayesi tamamlandı.

Los Angeles itfaiye birimine telefon edip kağıdın tutuşma derecesini sordu. Biri ona Fahrenheit 451 dedi. Başlığını bulmuştu. Doğru olup olmaması önemli değildi.

F451.jpg

‘’Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe veya sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar.’’

1953 yılında Ray Bradbury tarafından yazılan Fahrenheit 451, 500 yıl sonrasını anlatan distopik bir roman. Bu karanlık gelecekte, yok etmek için tasarlanmış mekanik tazılar, kapsüller, son hız otomobiller  ki onlara böcek deniyor ve yanmayan evler var. Yanmayan evlerin icadından sonra itfaiyecilere yeni bir görev veriliyor; kitapları yakmak. Fakat belirli yazarların kitaplarını değil, hepsini yakmak. Bunu da toplumun mutluluğu ve huzuru için yapıyorlar çünkü romanlar ve şiirler insana acı veren nesnelerdir. Dahası kitaplar, insanlara düşünmeleri için bir kapı aralarlar. Oysa düşünmeyen, eğlenen toplum huzurludur.

‘’Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz şeyler.’’

İtfaiyeci olan başkahramanımız Guy Montag, bir akşam iş çıkışı Clarisse adlı küçük bir kız çocuğu ile karşılaştıktan sonra hayatını, yaptığı işi ve toplum düzenini ilk kez düşünmeye başlıyor. Karısı Mildred ile olan ilişkisi, salonundaki dev ekran, duvarlardaki yansımalar, kapsüller…O gece yatağına yattığında tüm bunları yeni bir gözle değerlendiriyor ve bir görev sırasında eline geçen ufak kitabı yakmak yerine ceketinin içine sakladığı an, tüm hayatını değiştirecek ilk adımları atıyor.

Fahrenheit 451,François Truffaut(1966)

tuffault

Montag’ın karısı Mildred, kitap boyunca içinde bulundukları düşünmeyen, sorgulamayan toplumu temsil ederken Clarisse veyahut kitapları ile yanmayı tercih eden yaşlı kadın bir ‘’isyan bayrağı’’ olarak hikayede yerini alıyor. Montag’ın yanmayı tercih eden o yaşlı kadın için söyledikleri, ‘’kitabın’’ büyüsünü ve gücünü bir kez daha ortaya koyuyor : ‘’ Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz şeyler, kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler olmalı. Bir hiç için kalamazsın.’’

Yaşamın yalnızca mutlu olmaktan ibaret olduğunu düşünen bir toplumun dünyaya yerleşimini etkileyici bir şekilde anlatan romanda insanın elinden acı çekme hakkı alınıyor. Halbuki insanı insan kılan acıları ve hatalarıdır, hatalarından ders çıkarmasıdır. Kitaptaki ‘’anka kuşu’’ benzetmesi tam bu noktada kendine güzel bir yer ediniyor. İnsanoğlu yaptığı hatalar ile kül olup yanıyor ve küllerinden yeniden doğuyor. Ama ne yazık ki hep aynı külden doğup hep aynı küle varıyor.

Vollbildaufzeichnung 06.12.2013 163014.jpg

Hikayenin sonunda, kırsalda yaşayan, Cambridge, UCLA ve Columbia gibi seçkin üniversitelerde öğrenim görmüş eğitimci kişilerle karşılaşıyoruz. Montag’ın bu topluluğa katılmasıyla işin en can alıcı tarafı ortaya çıkıyor. Bunlar, okudukları kitapları unutmamak için sürekli birbirlerine anlatan, gelecek nesillere gerçeği aktarmak için hayatta kalmaya çalışan kişiler aslında. ‘’Şu günahkar politik kitap Gulliver’in Gezileri’nin yazarı Jonathan Swift ile tanışmanı istiyorum. Şu diğer arkadaş da Charles Darwin ve şu da Schopenhauer ve şu Einstein ve burada, dirseğimin dibinde olan da Bay Albert Schweitzer. İşte hepimiz buradayız, Montag.  Aristophanes, Mahatma Gandhi, Guatama Buddha, Konfüçyüs ve Bay Lincoln. İstediğini seç. Bizler ayrıca Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’yız.’’

fahrenheit-451-5.jpg

“Televizyon, oturma odasına bir tohum ektikten sonra onun sizi kavrayan pençesinden kendisini kurtaran olmuş mu? Sizi istediği biçimde yetiştirir!’’

Bradbury, bireyselliği temsil eden kitaptan, kitleyi oluşturan televizyon ve sinema dünyasına geçişi ve böylelikle toplumun her şeyi basite indirgeyip kitaplardan kendi rızasıyla vazgeçmesini Beatty adlı karakterin ağzından şu şekilde anlatıyor : ‘’Yirminci yüzyılın başlarında sinema doğdu. Radyo, televizyon… Artık kitleleri olmaya başladı. Kitleleri olunca basitleşmeye başladılar. Filmler, radyolar, kitaplar bir çeşit puding hazırlama yönergesi düzeyine indi. Klasik yapıtlar kesilip on beş dakikalık radyo oyunlarını, tekrar kesilip , iki dakikalık kitap sütununu dolduruyor, daha da kısalınca sözlük sayfasında on satırlık özet oluyorlardı. ‘’ Düşünmeyen, eğlence toplumu devlet baskısıyla yaratılmadı. Sansür, baskı, yasaklar… ilk başta hiçbiri yoktu. Kitap okumak istemeyenler insanların kendisiydi. Bradbury, gelişen teknolojinin, kitaplara ayrılan zamana ve düşünmeye getirdiği sınırları, Montag’ın hikayesi devam ederken arka planda anlatmaya devam ediyor. Yazar, Fahrenheit 451 ile kitapların yakıldığı bir gelecekten ziyade daha da korkunç olanı, kitapların okunmadığı bir distopyayı bize göstermeye çalışıyor.

fahrenheit-451-1966-002-francois-truffaut-on-set

Roman, Francois Truffaut tarafından 1966 yılında sinemaya uyarlandı. Kitapları ezberlemenin Bradbury’nin hayal ettiği gibi pek güvenli olmadığını gösteren filmin sonu, Bradbury’nin yazdığından daha karanlık gibi görünse de başlı başına bir açmazdı.

‘’Evet, artık sonunda karşınızda bir yazarın kitap raflarıyla olan aşk macerası; yalnız bir adamın, Montag’ın, komşu kızına değil, bir sırt çantası dolusu kitaba olan aşk macerası var. Bu ne romantik bir olay! ‘’Git,’’ dedim Montag’a, makineye başka bir bozuk para atarken, ‘’ve hayatını yaşa, yürüdükçe değiştir hayatını. Ben peşinden geliyorum.

Montag koştu, ben takip ettim.

İşte Montag’ın romanı.

Bu romanı benim için yazdığından ötürü ona minnettarım.’’

6a00d8341c630a53ef017d3e85ed85970c-640wi

Genel içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir