Istakoz Hayali- The Lobster Film Değerlendirmesi

Öyle bir dünya düşünün ki, bu dünyada bekar kalmak en büyük suç… Hatta bekarlığa son vermek otorite kontrolüne dahi alınmış. Yunan sinemacı Yorgos Lanthimos 2015 yapım tarihli bu eserinde karşımıza bir distopyayla çıkıyor. Filmin konusundan ana hatlarıyla bahsedecek olursak, mevzubahis edilen dünyada bekarlık en büyük suçtur. Bunu kontrol eden otel, -toplama kampı şeklinde de değerlendirebilir.- bekarlara 45 gün burada barınma izni verir. 45 gün içinde partner bulamayan bireyler kendi istedikleri bir hayvana dönüştürülürler. Bu otel, şahısların kişisel alanlarını da son hudut çizgisine kadar kontrol altına almaktadır. Karşı cinse kötü kokmamak adına sigara içmenin dahi yasaklandığı bu otelde, erkek ve kadınların birbirleriyle flört edebilmeleri için belirli etkinlikler düzenlenir. Mastürbasyon yapmanın yasak olduğu bu otelde, otel çalışanları da otelde kalanları tahrik ederek cinsel isteklerini de 0 noktasına indirmemeye çalışmaktadır. Otelde kalanlar otelde kaldıkları gün sayısını uzatmak için bekar avlarına çıkmaktadırlar. Avladıkları her bekar için otelde bir gün daha kalma hakkı kazanırlar. Söz konusu olaya sadece cinsel yönünden yaklaşmak yanlış olacaktır. Çağdaş toplumlarca zamanla belki de çıkış noktası yeterince determine edilmeden kanıksanan evlilik kurumu söz konusu otelde en çok övülen mecra noktasındadır. Evli olmayan erkek ve kadının toplum tarafından nasıl aşağılanacağı ve hakir görüleceği, evli olmayan kadının taciz yahut tecavüze uğramasının doğal bir olgu olduğu filmimizdeki otelde verilen mesajlardandır.

Ana hatlarıyla içerikten bahsettiğimize göre değerlendirme kısmına geçebiliriz. Filmin yönetmeni Lanthimos’un bu filmde özellikle işlemek istediği birkaç husus olduğu oldukça açıktır. Aslında bu distopya çok da günümüz modern toplumuna uzak bir distopya değildir. Toplumca kabul edilmiş modern-çarpık evlilik düzeni bu hikayenin en besleyici kanallarından birisi olmuştur. Hemen hemen her toplumda evli olan, bu evliliği de ilgili toplum normlarına uygun şekilde yürüten insanlar daha makbul görünmektedir. Filmde buna dikkat çekerek bu düzen övücülüğü gözler önüne serilmek istenmiştir. Filmde hakim olan belirli bir hayvan metaforu söz konusudur. Hikayenin geçtiği toplumda, bekar kalanların hayvana dönüştürülmesinde bir beis görülmemiştir. Hatta bir tık daha ileri gidecek olursak zaten bekar olanlar ekseriyetle ormanda vahşi bir hayat sürdükleri için, bekar bir insanın hayvandan farklı yaşama ihtimali hikaye nazarında söz konusu değildir. Bu bakış açısını toparlayacak olursak, o otelde geçen 45 gün dışında ya hayvana dönüştürülecektir bu insanlar ya da zaten hayvani güdülerle hayvani bir hayat yaşamaktadırlar. Av malzemesi olmaları, o şekilde adlandırılmaları da bu fikrin temel dayanaklarındandır.

Filmi iki farklı bölümde incelemekte bir sakınca görmüyorum. Otel ve orman bölümleri şeklinde incelenebilir. Oldukça katı kurallarla bezenmiş bir hayat otelde misafirlerini beklemektedir. Ana karakterimiz David de bu otelin bir ziyaretçisi olmuştur. Üstelik otele girerken de yanında abisi yani köpeğiyle beraber girmiştir. Otelin belirlediği kurallar dışına çıkan ziyaretçilerin çok ağır fiziksel cezalara çarptırıldığını görürüz. Otel özelinde baktığımız zaman, bu dünyada her şey oldukça nizamidir. Sabah uyandığınız saat bellidir, kahvaltı saati bellidir, yapacağınız spor bellidir. Bu yönden tabiri caizse ‘Big Brother’ yakıştırması yapılabilir. Burada insanların 45 gün içinde evlenmek için can attığını görürüz. Gerek ana karakterimiz David gerekse arkadaşı John evlenmek adına ait olmadıkları karaktere bürünmeyi kabul etmişlerdir. Aslında olayın iç yüzüne baktığımız zaman bunun evlenmek için değil, sadece var olduğu için bu var oluşu devam ettirme gayesinden olduğunu anlayabiliriz. Çünkü David evlendiği kadınla o kadar farklıdır ki var oluşunu devam ettirmenin başka bir fırsatını ilk bulduğunda ondan kaçmıştır. Orman bölümlerine değinecek olursak aslında düzensizliğin içinde bir düzenin hakim olduğunu görebiliriz. Oteldeki zulümden kaçan yalnızlar burada hayatlarını sürdürmeye çalışırken aslında burada da katı kuralların olduğunu görürler. Burada da tezat olarak partner olmak yasaktır. Sert fiziksel cezalar söz konusudur. Jessica Barden’ın canlandırdığı ormandaki düzenin sorumlusu kadın karakter aslında oldukça diktatör bir karaktere evrilmiştir. Kendi aralarında kurduğu düzen George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ni anımsatır. Özellikle bıçaklanma sahnesinde kendi yerine başka birini öne sürmesi bu diktatörlüğün oradaki sosyal hayata ne kadar tesir ettiğini gösterir. Sonunda buradaki tezat durumun da dayanılmaz olduğunu gören David aşık olduğu kadınla kaçmak ister ancak kurallar buna da müsade etmez. Deyim yerindeyse David’in beraber olduğu kadının aynı zamanda filmin anlatıcısının, gözlerini bir diyet şeklinde bırakıp kör olmasıyla bu kaçışın yolu açılır. Filmin son sahnesinde David’in de bunun bedelini ödediğini görürüz.

2015 Cannes’ından Jüri Özel Ödülü’yle dönen film, Thimios Bakatakis’in şahane görüntü yönetmenliğiyle bezenmiştir. İrlanda Dublin’de, belki dünyanın en güzel yerlerinin birinde bu işkence merkezini anlatan film çekilmiştir. Buradaki tezat da seyircinin hoşuna gidecektir. Istakoz filmi zengin hayal gücü, konunun iyi işlenmesi ve kaliteli görüntüleriyle izlenmeye değer bir filmdir.

Genel içinde yayınlandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir