Orhan Veli ve Julian Tuwim Benzerliği

Türk edebiyatı Cumhuriyet döneminin çok sesli edebiyat sahnesinde Nazım Hikmet Ran’ın
öncülüğünü yaptığı serbest nazımcı toplumcular grubu aruz ve hece ölçüsü gibi geleneksel kalıpları yıkan
ve toplumu harekete geçiren şiirleriyle dönemin en çarpıcı edebi eğilimini oluşturur. Ancak, 1936 yılında
Varlık dergisinin sayfalarında üç arkadaşın, Orhan Veli Kanık (1914-1950), Oktay Rıfat (1914-1988) ve
Melih Cevdet Anday’ın (1915-2002) ortaya koyduğu, her türlü şairanelikten ve ideolojiden uzak, ölçüsüz
ve uyaksız, gerçeküstücü ve Dadacı izler taşıyan şiirleri yayımlanmaya başladığında, dönemin edebiyat
anlayışı da değişmek üzeredir. 1941 yılında imzasız bir biçimde yayımlansa da, aslında Orhan Veli’nin
kaleme aldığı, şiir biçemlerine yönelik eleştirilere bir yanıt niteliğinde, aynı zamanda bir manifesto olarak
da kabul edilebilecek, dergilerde yayımlanan şiirlerini topladıkları Garip başlıklı kitabın ‘Önsöz’ü ortaya
çıkar.

Şiire ilişkin düşüncelerin yer aldığı bu “Önsöz”de öne çıkan en belirgin yeniliklerin başında
şairlerin ölçü ve uyağa karşı duruşları yer almaktadır. Ayrıca, şiirin dilini günlük dille buluşturma,
dolayısıyla içeriğe de günlük hayatın kapılarını açma, her türlü söz sanatını, geleneği ve anlamsal kalıpları
şiirden kovma, önemli başlıkları oluşturur.
Garip hareketinin yaratıcıları Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet olmasına rağmen, Oktay
Rıfat ve Melih Cevdet’in sonraları şiir biçimlerini farklı bir çizgiye taşımaları nedeniyle, üç şairin
birlikteliği bozulur. Orhan Veli, kitabına Garip İçin başlıklı ikinci bir önsöz ekler. Bu bağlamda da Garip
hareketi sadece Orhan Veli’nin adına bağlanır. (Özkırımlı 1981: 429)
Garip’le birlikte yaşamın içindeki her parçayı korkusuzca şiirine dâhil edebilen şairin
başkahramanı sıradan adamdır. Oysa Türk edebiyatında estetiğe ve biçime önem veren klasik şiirin
kahramanları idealize edilmiş tipler olarak ortaya çıkarken; halkçıların yapıtlarında toplumun sorunlarını
ele alan ve politik yönü güçlü bir odak figür haline gelmişlerdir. Buna karşın Orhan Veli’nin sokağın diliyle
yarattığı, gücünü mizahtan ve ironiden alan şiirlerinde başkahramanı sıradan dertleriyle uğraşır.

Türkiye’de sıra dışı şiirleriyle Orhan Veli’nin adı duyulurken, Polonya’da da birbirine yakın
dönemlerde benzer bir ses yankılanmaktadır. 1894-1953 yılları arası yaşamış Julian Tuwim genç bir şair
olarak, Polonya edebiyatında 1918-1939 yılları arasını kapsayan İki Savaş Arası Dönem’de etkinlik
göstermeye ve yeni şiir biçimiyle Polonya edebiyatında adını duyurmaya başlamıştır.
Modernizm geleneğinden gelen ustaların şiir etkinliklerini sürdürdükleri 1918 yılında
Varşova’da bazı sesler duyulmaya başlamıştır. Bu sesler, Varşova’nın edebiyat kafesi Pod Pikadorem’de
şiirlerini okuyan, Pro Arte et Studio adlı dergide periyodik olarak yayım yapan genç sanatçılara aittir;
Ocak 1920’de ise kendi görüşlerini tartıştıkları Skamander dergisini çıkartırlar.(Miłosz 1996:443) Şair
grubunun adı olarak da anılacak olan dergi, adını Stanisław Wyspianski’nin Akropolis adlı dramasında
geçen“(…)Işıldayan Skamander Vistül’de dalgalarıyla parladığında…” cümlesinden alır. (Piechota
2006:710)
1918-1939 yılları arası etkinlik gösteren Skamander şiir grubunu oluşturan genç şairlerin amacı
öncelikle, şiiri üzerindeki ağırlıklardan kurtarmaktır. Bu ağırlıklarla kastedilen Polonya edebiyatında uzun
yıllar baskın bir biçimde devam eden yurtseverlik temasıdır. Bilindiği gibi Polonya 1795 yılında Rusya,
Prusya ve Avusturya tarafından bölünmüş ve yüz yirmi üç yıl boyunca Avrupa siyasi haritasından silinmiştir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Wilson İlkelerine göre II. Cumhuriyetini kurarak özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu uzun tutsaklık yıllarında sanatçılar, ulusal sorunlara dokunan yapıtlarıyla adeta özgürlük savaşçıları gibi hareket ederek topluma yön vermişlerdir. Örneğin, romantizm döneminin büyük isimlerinden Adam Mickiewicz yapıtlarıyla birçok ayaklanmaya önderlik etmiş, hapse atılmış, sürgüne gönderilmiş ve hatta bir Polonya Lejyonu kurmak için geldiği İstanbul’da koleradan ölmüştür. Ancak,özgürlüğün kazanıldığı 1918 yılıyla birlikte yapıtlardan tutsaklık izleri silinir artık. Bu bağlamda, Antoni Słonimski’nin Czarna Wiosna (Kara Bahar) başlıklı şiirinde “Yurdum kurtuldu prangalardan / Atıyorum Konrad’ın1 pelerinini omuzlarımdan” dizeleri yeni sanat anlayışını işaret etmektedir. En önemli isimlerinden birinin Julian Tuwim’in olduğu grup, Skamander dergisinin ilk sayısının önsözünde sanat anlayışlarını tıpkı Orhan Veli gibi açıklar. Bugünü yüceltme, günlük dili kullanarak sıradan yaşamı şiire konu etme, geçici deneyimleri, felsefi yansımalardan daha önemli bulma bu önsözün en önemli başlıklarındandır.İki şairin benzerliklerinin çıkış noktasını oluşturan unsur büyük ölçüde, iki genç cumhuriyetin çocukları olmalarıdır. Polonya, II. Cumhuriyet dönemiyle birlikte dinamik yeni bir düzen oluşturmuştur. Bilindiği gibi, Kurtuluş Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Kuşkusuz ki, uzun yıllar süren karanlık bir dönemin ardından gelen özgürlükhem Polonya’da hem de Türkiye’de, sosyal yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyatta da bir coşku dalgasına neden olmuştur. İşte böyle bir ortamda Tuwim ve Kanık ilk gençlik yıllarında ortaya koydukları farklı yönelimlerle şiire yeni bir soluk getirmişlerdir. Ancak, ilerleyen yıllarda iki ülkede de yaşanan siyasi çalkantılar, ekonomik krizler ve tüm dünyada etki yaratan II. Dünya Savaşı’nın yansımaları nedeniyle bu şairlerin, karakterlerindeki uçarılıkların durulmasının yanı sıra, yaratıcılıklarında da bir olgunluk dönemi başlamıştır. Öyle ki, Orhan Veli Garip’in 1945 yılındaki ikinci basımına eklediği önsözde şiirinin içeriksel ve biçimsel bağlamdaki değişimine ilişkin eleştirilere yönelik şu yorumu yapmıştır: “Onları beş sene önce yazmıştım. Beş sene sonra da aynı şeyleri söyleyecek olduktan sonra neden yaşadım.”(Onaran 1975:716)

Orhan Veli’nin biçimsel olarak estetiğe önem vererek, uyağa başvurarak yazdığı şiirlerinde lirizm ön plana çıkar. Garip’ten sonra gelen Vazgeçemediğim başlıklı kitabında, Garip hareketini oluşturanilkelerden oldukça farklı yeni şiirleri yer alır. Uyak ve ses tekrarları çoğalmış, mizah azalmış, lirizme yoğunlaşmıştır. Şair halk şiiri geleneği ve kaynaklarından faydalanmaya başlamıştır.1946’da yayımlanan Destan Gibi başlıklı şiir kitabında ise Garip’ten çok uzaklaşmıştır artık. Nurullah Ataç şairi yıkmaya çabaladığı geleneğe dönmekle suçlar. Özellikle İstanbul Türküsü başlıklışiirinde halk şiiri biçimine yaklaşmakla eleştirir.(Çağın 2012:19)

Orhan Veli’nin biçemindeki değişikliği geleneğe dönüş olarak yorumlayan eleştirilere karşı Bezirci ise şudönmeyi düşünmediği gibi, yolunu da değiştirmez. Onun burada yaptığı, halk şiirinden yararlanmadır.”
(1972:67)
Benzer değişimler Julian Tuwim’in sanatında da görülmektedir. Şairin yapıtlarındaki dinamizm
zamanla azalmaya ve olgunlaşmaya başlar. Şiirlerde dikkati ilk çeken dildeki değişimlerdir. Günlük dil
kullanımı klasik dil kullanımı yönünde evrilir yavaş yavaş. 1929 yılında yayımladığı Rzecz Czarnoleska
(Karaorman Ülkesi) başlıklı şiir kitabı Polonya klasiklerinin olduğu kadar, Horatius ve Puşkin gibi önemli
klasik isimlerin de izlerini taşımaktadır.
Gençlik iyimserliği, 1933 yılında yayımlanan Biblia Cygańska (Çingene İncili) başlıklı yapıtıyla
neredeyse silinmiştir. Tuwim’in, düşünceli bir havaya büründüğü bu döneminde, yapıtlarının karakteristik
özelliği olan sıradan insanı dar görüşlü bir ahmak olarak yorumlaması, çağdaş gerçekliğe yönelik eleştirileri
ve toplumsal temaları ele alması dikkat çekicidir.
1936 yılında yazdığı, ancak, hükümeti sert bir biçimde eleştirdiği için sürekli sansüre uğrayarak
parça parça yayımlanabilen Bal w Operze (Operadaki Balo) başlıklı kitabında şairin yirmili yıllardaki
iyimserliği artık tamamen yok olmuştur. Hitler Almanya’da, Stalin ise Sovyetler Birliği’nde yükselen iki
güç olarak dünyadaki politik dengeleri değiştirmek üzeredirler. Ülke içinde ise General Piłsudski’nin
yaptığı darbeyle demokratik sistem bir yana atılmıştır. Grevler ve ayaklanmalarla, tüm Avrupa’da başlayan
antisemitizmin güçlenmesiyle iç huzursuzluklar artmaktadır. Yaklaşan savaşın yükselmeye başlayan sesi
ve ülkede yaşanan gerginlikler Yahudi bir Polonyalı olarak Tuwim’in de şiirlerine yansımıştır kuşkusuz.
Operadaki Balo bu izleri en yoğun halde içeren yapıtıdır. Şiir Yohanna’nın Vahiy Kitabı’ndan alıntılarla
başlar ve biter. Bu alıntılar dünyanın sonu, yani kıyamet günü betimlerinden oluşmaktadır. Başlığında
yansıttığı gibi, şiir faşist diktatör Pantaktrator onuruna operada verilen bir baloyu anlatmaktadır. Balo
toplum ve yönetim arasındaki uçurumun bir simgesidir. Ancak, konukların arasında yer alan generaller,
hayat kadınları, dansçılar ve köylülerin yarattığı grotesk görüntüler aslında modern dünyanın şeytanlarını
da yansıtmaktadır: Askeri güç, baskın ideolojiler, seks ve para.
Politik bir satir olarak kabul edilebilecek Operadaki Balo sanatçının 1939 yılında II. Dünya
Savaşı’nın patlak vermesinden önce yazdığı son önemli yapıtıdır. Savaşın başlamasıyla Tuwim önce
Fransa’ya, ardından da Amerika’ya göç eder. Zaruri bir sürgün yaşamı sürdüğü bu yıllarda, Łódź kentinde
geçen çocukluk dönemine ilişkin anılarını epik bir dille yansıttığı Kwiaty Polskie (Polonya Çiçekleri)
başlıklı yapıtını yayımlar. Kitabın yazım aşamasında duygularını kız kardeşine yazdığı mektubunda şöyle
açıklar:
“Sevgili Irena, son beş yılda Polonya’da neredeyse hiçbir şey yazmamışken, burada aralıksız
yazıyor oluşumu nasıl açıklayabilirim? Sanırım Polonya’daki hava oldukça dayanılmazdı, sanki
bilinçaltıma sızmış ve şiirsel deliklerimi tıkamıştı. Buradaysa her şeyden önce, çok sevdiğim Polonya’yı
yeniden inşa etmek zorunda hissediyorum.” (Ratajczak 1995:115)
1940 yılında yazmaya başladığı bu yapıtını 1953 yılında tamamlar. Şiirler savaştan, faşist
ideolojilerden ve baskılardan önceki, adeta pastoral bir görüntüyle anımsadığı yurduna duyduğu özlemi
içermektedir. Şair savaşın bitmesiyle 1946 yılında Polonya’ya döner. Ancak, Stalin’in, sanat alanında da sosyalist gerçekçilikle kendini gösteren baskıcı rejimi dolayısıyla, öldüğü 1959 yılında kadar Polonya
Çiçekleri’nin dışında herhangi bir üretimde bulunamaz.
Julian Tuwim ve Orhan Veli’nin yeni edebi yönelimlere öncülük etmiş iki sanatçı olarak
yapıtlarında birçok ortak ize rastlamak mümkündür. Bu ortak izlerin başında yeni sanat anlayışlarının
yansımaları gelmektedir. Bu bağlamda, Tuwim’in Do Krytyków (Eleştirmenlere) başlıklı şiiriyle, Orhan
Veli’nin Sabaha Kadar başlıklı şiirinin yakınlığı dikkat çekicidir. Skamander şiir hareketinin özelliklerine
Eleştirmenlere şiiri adeta ayna tutar: Mayıs geldiğinde/ Genellikle gezinirim, saygıdeğer beyler, /Tramvayın
ön bölümünde!/ Baştan aşağı delip geçer kent beni!/ Aklımda neler olur biter:/ Hız, telaş, ateşler, cevherler/
Tepeden tırnağa neşe,/ En keyif vereni ise dönüşlerde!/ Dönüşlerde – kesinlikle/ Açarım kollarımı zevkle,
/Ağaçlar bir ilhamın esintisinde / Baharın kokusuyla delirir, / Patlatır tomurcuklarını sevinçle,/ Sokaklarda
alarm sesleri/ Mayıs, mayıs diye! / İşte böyle giderim tramvayın ön bölümünde/ Saygıdeğer aziz beyler!
Eleştirmenlere başlığı okuyucuda sanatsal bir tartışma içeren ağır bir konuyla karşılaşacağı
duygusu uyandırsa da, aslında şiirin bütünü ciddi bir yapıdan oldukça uzaktır. Şiirin kendisi “saygıdeğer
aziz beylere, eleştirmenlere” verilmiş bir yanıt niteliğindedir. Çünkü şiir yazmak için toplumsal ya da
sanatsal konulara ya da ağır bir dile gerek yoktur. Tramvaya binmek, bahar havasının tadını çıkarmak yani
gündelik yaşamın içinden ayrıntıları kullanmak şiirin içeriği için uygun seçeneklerdir.

Benzer durum Orhan
Veli’nin Sabaha Kadar başlıklı şiirinde gözlenir: Şu şairler sevgililerden beter;

/Nedir bu adamlardan
çektiğim?/Olur mu böyle, bütün bir geceyi /Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek?/Dinle bakalım,
işitebilir misin?/Türküsünü damların, bacaların /Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını
/Yuvalarına?/Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını /Kullanılmış kafiyeleri yollamak için, /Kapıma
gelecek çöpçülerle, /Deniz kenarına? /Şeytan diyor ki: «Aç pencereyi; /Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar.
(Kanık 2003:52)

Skamander ve Garip hareketlerinin özelliklerini taşıyan bu iki şiirde de öncelikli olarak eleştirilen,
geleneksel sanat anlayışıdır. Üstün şiiri ve biçemini yaratmanın peşinde sabaha kadar çabalayan geleneksel
sanatçıların yaratıcılıklarını eleştirir Orhan Veli. Şiirin içeriği için pencereden dışarı bakmak yeterlidir. Bu
yaşam coşkusu iki şiirin de son bölümlerinde zirveye ulaşır. Orhan Veli içindeki özgürlük duygusunu
sabaha kadar bağırarak aktarmak isterken, Tuwim’de bu durum Mayıs! Mayıs! biçimindeki haykırışlara
dönüşmüştür.
Sıradan olayların yanı sıra sıradan insanın, sıradan dertlerinin şiire girmesi de dönemin geleneksel
şiir çevrelerinde skandal yaratmıştır. Bu bağlamda Orhan Veli’nin Kitabe-i Seng-i Mezar başlıklı şiirinin
başkahramanı Süleyman Efendi için yazdıkları anlamlıdır:

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada /Nasırdan
çektiği kadar; /Hattâ çirkin yaratıldığından bile /O kadar müteessir değildi; /Kundurası vurmadığı
zamanlarda /Anmazdı ama Allahın adını, /Günahkâr da sayılmazdı. /Yazık oldu Süleyman Efendi’ye (Kanık
2003:45)

Mezar taşı kitabesi anlamına gelen kitabe-i seng-i mezar, ölen devlet adamlarına veya
kahramanlıkta bulunan şehit askerlerin mezar taşlarına, onların yaptıkları işlerdeki başarılarını ve
kahramanlıklarını anlatmak, övmek amacıyla yazılan yapıtlardır. Bu noktada Orhan Veli’nin ironik bir
başlık seçtiği oldukça açıktır. Çünkü şiirde ele alınan Süleyman Efendi nasırdan başka hiçbir şeyden çekmeyen, oldukça sıradan bir karakterdir. Bunun yanı sıra, yapıtta kullanılan nasır ve kundura gibi
sözcüklerle, Kanık hem divan hem de halk şiirinde egemen olan romantizm anlayışına da bir karşı duruş
sergilemektedir.

Süleyman Efendi’nin nasırından çektiğini Tuwim’in Garbus (Kambur) şiirinin başkahramanı da
kamburundan çekmiştir: Kravatlar güzel ama /onlardan bana ne bu kambur varken
sırtımda?/(…)Gökkuşağından kopmuş olsa bile /Hatta olsa da papağanların renginde /Kimse, “ne güzel
bir kravat!” demezdi de /Aksine “ne korkunç bir kambur!” herkesin dilinde .

Kaynakça
https://www.academia.edu/31254652/Benzerlikleriyle_İki_Sıradışı_Şair_Orhan_Veli_ve_Julian_Tuwim

Genel içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir