Gerçeklik Üzerine I: Logos’un Mitos’una Yönelik Bir Kritik

Ich fürchte mich so vor der Menschen Wort.

İnsan kelimesinden korkarım.

Sie sprechen alles so deutlich aus:

Herşeyin anlamından kesin olarak söz ederler:

Und dieses heißt Hund und jenes heißt Haus,

Şunun adı köpektir ve şunun adı da ev,

und hier ist Beginn und das Ende ist dort.”

Başlangıç budur ve bu da son.

-Rainer Maria Rilke

 

 

 

 

Felsefeye; Almanca bir şiirin ilk mısralarıyla başlamak, siz okuyucuları oldukça şaşırtmış olabilir. Ancak bu alıntı modern dönem içinde, insanın özüne ait olan yanlışın tekrar hatırlatmasından başka bir şey değildir. Rainer Maria Rilke insandan korktuğunu ifade ederken, insanın ancak her ifadesinde kullandığı önermelerin doğruluğuna inanarak ve doğruluklarında ısrarcı olarak bir yaşam sürdürebileceğini göstermektedir. Peki ama ifadelerimizde söylediğimiz her mantıksal önerme gerçekten doğru mudur? Peki ifade içinde olan doğruluk ve şiir arasındaki bir bağlantı var mıdır ve bu bağlantının kaynağı nereden gelir?

 

Almanca “Poseie” olarak tanımlanan şiir sanatı, Grek özünden türemektedir. Buna Grekçe “Poetica” demekle onun, “ediola”dan yani sahte görüntüden farklı olarak gerçekliğin kendisiyle güçlü bir ilişkide bulunduğuna “inanılır.” Bu bakımdan Poseise gerçekliğe ait bir görünürlüğe getirme sanatıdır.  Bu bakımdan da görünür olandan farklı bir gerçeklik öne sürer ve bu öne sürüş onu mistik bir arayışa yöneltir. Görünür olanın ötesinde bir gerçekliğin varsayımı oldukça eski mitolojik ögelerden gelen bir temellendirmedir. Grekler bu yüzden doğayı bir görünür düzen olarak kabul etmiş ve sistemli düşünmenin ilk tohumlarını mitolojiden sökerek çıkartmışlardır. Bu bakımdan felsefeye dair söyleyeceğimiz her sözün ve bu sözlerin tutarlılığına dair her araştırmamızda kullanacağımız yöntem basittir: Anlam bütünlüğünün kaynağını sorgula, kavramı ortaya çıkart, onu sök ve yeniden tanımla…

Görünüşün özü görünmede yatar. En azından Grek felsefesi öncelikle bu temel kabulle başlamıştır. Bu özün kendini ortaya koyuşudur. Görünen bir şey, görünüşünü taşımaktadır yani gerçekliğinin bir kısmını.

Gerçekliğin ortaya çıkarılması adına insanın kendisinden başlanması gerektiğini söyleyen Platon, gerçekliğin ancak onu tanımlayan insandan başlanmasıyla mümkün olacağını söyleyerek ilk bilgelerden (σοφός) ayrıştığını söyler. Yani, sofoslardan… Bu tanımlama önemli bir öğretiyi gizler. Sofistler yani Platon’un karşı durduğu o bilgeler, insanın gerçeklik değerinin yine insan tarafından ele alındığını bu nedenle sabit bir gerçekliğin mümkün olmadığını söylerken Platon yine insanın kavramlaştırma sanatını görerek bu sanatın yalnızca bütün şekilde duran bir genel gerçeklikle mümkün olacağını söyler. Poetica, bütünsel olarak görünmeyen bu genel gerçekliği kısım kısım, insan aracılığıyla ortaya koymaktadır.  Platon bu bakımdan mitosun öze ait bir şeyler gizlediğine inanır ancak eseri olan Devlet’te mitosun yanlış şairlerden alınmaması gerektiğini söyler. Onun şairleri eksik ve kusurlu olan Tanrılar (Theoslar) adına şiirler söylemez. Onun şairleri yalnızca doğaya ait olan gerçek Tanrı’nın şiirlerini söyler. Bu bakımdan Homeros ve Hesiodos, Platon’a göre aslında mitosun yok edicileridir.

   Θεολογία (Teoloji) sözcüğü de Platon felsefesinin ortaya çıkarttığı bir kavramdır. Şiirin ölçüsünü tespit ederken Tanrıya ilişkin rasyonel yaklaşımın bir sonucu olarak şiirin teolojiyi yarattığını söyler. Yani (Tanrı’ya) Theos’a yönelik olarak yapılan akıl yürütme (logos).  Platon felsefesi, bu yüzden ilk doğa teolojisidir. Teolojiyi doğa diye adlandırmamız onun hayali Tanrılardan arındırılması ve devletin inançlarına hapsedilmesinden korumak içindir. Platon’a göre gerçek teoloji devletlerin sınırlarında değil, dünyanın sınırında yapılır. Yani anlam bir devletin anlamı değil bir insanlığın anlamıdır. Aristoteles ise eseri olan “Metafizik’te” teolojiyi metafizik bir kolu olarak betimler. Varlık üzerine yapılan bir düşünce ve en yüksek Varlık’a yöneliştir. Bununla birlikte Aristoteles, teoloji kavramını eski filozoflar ve doğa araştırmacılarının temelsiz felsefesine karşıt olarak kullanmaktadır. Eski ve tutarsız her şey teologların eseridir. Filozofların değil.

 

Varlık, en yüksek varlıkla anlaşılarak doğruluğunu ortaya çıkarttır. Doğruluk, en yüksek Varlık’tan gelmektedir. En azından Grek kültüründe ortaya çıkan şiirin düşünmesi bize bu sonucu verir.

 

Buraya kadar verdiğimiz tüm kavramlar tek bir şeyi göstermek adınadır. Şiirle başlayan akıl yürütme, insanın en önemli özelliği olarak kabul edilerek bu özelliğin olanağının ancak görüntü olarak görülebilen, daha fazlasını da kendinde gizleyen bir gerçekliğin varsaymaktadır.  Bu varsayma,  mağarada yansıyan bir gölgeyi resmenden ilk ınsandan başlayan, her düşünceyi güzel melodi ve sözle ifade eden ve bu ifadeyi en sonunda tutarlı bir yanlışlama süzgecinden geçiren bir hikayedir. Rainer Maria Rilke ise bu varsayımın hala yirmi altı bin yıllık bir “varsayım” olduğunu bize poetikasıyla göstermektedir.

 

Sorulması gereken sorularımız bitmemiştir. Şiirlerde gizlenen gerçeklik nerededir? Bu gerçeklik nereden gelir ve ne vasıtasıyla doğrulukla kıyaslanabilir? Doğruluk ve gerçeklik aynı şey midir?

 

Yazımızın ortaya koymaya çalıştığı şey oldukça basittir: Şiir, insana gerçekliğin bulunduğunu söylemektedir. Biz felsefecilere düşense, şiirde gizlenen gerçekleri aramaya devam etmektir. Bu nedenle de yazımızı bir yazı dizisine dönüştürme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Logos’un Mitos’una bakılan bu yazı dizisi kendini insanın bilme etkinliği olan “Bilim’in” temellerine kadar sorgulayan bir süreçle sonlanacaktır. Şiirle başlayan varolanlara yönelik merakımız, akılla vardığı son nokta olan matematiksel bilimle sonlanmıştır. Peki ama matematiksel bilimde bizi gerçekliğin özüne yani Varlık’a götürebilecek midir?

 

Bu nedenle yazı dizimiz, sorduğumuz ve cevaplamadığımız her soruna tek tek değinecektir. Varlık’tan başlayan sorgulamamız Varlık’ın bilgisine ulaşan “varolanın” ne olduğu ve bu varolanın Varlık’a yönelen arayışında onun bilgisine nasıl ulaşabileceğini gösterecektir. Bu yazı dizisi, düşünen herkesin düşünsel tarihini sorgulayarak, sorgulamayı öğrenmeyi hedeflemektedir.

 

 

Kaynakça:

Heidegger, Martin, Sein und Schein

Jaeger, Werner,  İlk Yunan Filozoflarının Tanrı düşüncesi

Aristotle, Metaphysik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir