Site Loader

Eric Satie’nin benim dinlemeye doyamadığım, bir sergide duyduğu Rumen pop​ ​ve Endonezya vurmalı çalgılarının müziğinden esinlenerek çalışmalarına başladığı eserlerinden, “Gnossienne”lerin büyülü dünyasına girmekten eminim ki siz de oldukça keyif alacaksınız bu yazıyla.

Bestecinin altı adet “​​Gnossienne”​ ​başlıklı eseri bulunuyor fakat bunların ilk üçü ö​lü​​münden önce, geri kalanı da ölümünden sonra yayımlanıyor;​ b​u sebeptendir ki ilk üç ​Gnossienne üzerine paylaşımlarda bulunmak istiyorum sizinle. Form ve ritimsel olarak da önceden bir benzeri olmayan​ “​Gnossienne”​ eserlerinin müziksel açıdan üzerimizde yarattığı bambaşka etkileri dışında,​ kelimelerinin​ arkasındaki​ gizli anlamları keşfetmek ayrıca bir güzellik katıyor bu eserlere.

Popüler olarak ​Gnossiennes ve ​Gymnopedies eserleriyle illaki​ karşılaşmış olduğunuzu tahmin ettiğim Satie, bestelerinde minimalist bir tutum sergiliyor. Karmaşık nota düzeninden uzaklaşmış besteleri ile​ d​önemdaş piyanistlerden farklı bir tarza sahip olduğunu gösteriyor. Kıyaslamalı olarak yavaş, hüzünlü, acı veren ruh hâ​​llerini yansıttığını düşündüğüm piyanist, pürüzsüz bir şekilde karşıya hissettiriyor duyguları. Bu duygu yoğunluğunun tam aksine,​ ​müzikte “M​izahın Ba​bası”​ olarak da anılıyor. Neşeli, keyif veren birçok eseri de mevcut tabii. Sürrealizmin yaşatıcılarından biri olarak, çoğu bestesindeki o dingin ama inanılmaz güzel müzikalitedeki havanın kaynağı olan yaratıcılığını, eserlerini isimlendirirken de fark edebiliyoruz. Tam adı Alfred Eric Leslie Satie olan Fransız besteci ve piyanistin tercih ettiği “Gnossienne” kelimesinin herhangi bir dilde karşılığı bulunmuyor. Aslına bakarsanız bu durum hâl​​iyle doğrudan sorgulamaya itiyor insanı:​ P​arçaları dinlediğimizde ya da dinlemeden önce isimlerine bakarak değerlendirip bazı çıkarımlarda bulunabiliyoruz çünkü. 

Yarattığı hislerden ya da temasından başka, parçaların isimleri, nasıl çalınmaları gerektiği hakkında da bilgiler sunar bize. Fransız modernizminin önde gelen isimlerinden André Gide’nin ​Chopin Üzerine Notlar kitabında Chopin’in Impromtu’su üzerinden bir örnekleme yapılıyor. ​Impromtu kelime anlamı olarak Fransızcada “doğaçlama”yı ifade etse de​ ​eser bir doğaçlama değil elbette. Burada söylenmek istenen;​ ​parçayı bir sonraki nota belirsizmiş gibi, merak uyandırıcı, güven vermeyen, belki de yavaş diyebileceğimiz bir şekilde, birazdan çalarken anlatacaklarının​  zaten notalarla yazılmış olduğunun izlenimini vermeden çalmaktır. Bu yüzdendir ki eser başlığının anlamını bilmek, icra etmek için de oldukça önemli bir değerdedir. Biz de bestecimizin ​Gnossiennes ile bize neler söylediğini, nasıl çalınmasını istediğini keşfetmek istiyoruz. Eric Satie gibi bir dehanın burada karşımıza çıkardığı durum, olay örgüsünün heyecanını katlamaya yetiyor. Daha önce de piyano eserleri için kendi yeni türlerini oluşturan ve bunlara literatürde bulunmayan isimler koyan, yani yeni kelime üreten biri olarak Satie’nin yarattığı gizemi çözmek daha başka bir boyut kazandırıyor bu parçalara, eserlerin üzerimizde bıraktıkları izlerin yanı sıra.

Bazen herhangi bir başka konuya aitlik gösteren bir kelimeyi yeni bestesine isim olarak tercih etmesinden öte -Örneğin;​ ​Ogive​s başlıklı parçası mimarî​​de kullanılan “ogive” teriminden gelmektedir- Gnossienne’de bambaşka bir durumla karşılaşıyoruz. Bu kelimenin çıkış noktası için üç adet teori bulunuyor:​ ​İlki, “​​Gnossienne”​ kelimesinin kökeninin “gnosis”ten geldiğinin düşünülmesi. “Ruhanî,​ sezgiyle elde edilen bilgi” olarak çevirilen bu kelime kökünün de bu parçaya önayak olması, Eric Satie’nin o dönemlerde gnostik tarikatlar ve ayaklanmaların bir parçası olarak hareket etmesinden kaynaklanıyor. Öz Tü​rkçede “​​bilinircilik akımı”​ olarak tanımlayabileceğimiz bu düşünce tarzı, aslolanın fizikî​ ​yaşam değil ruhsal yaşam olduğunu, hakikate ulaşmada dinin yetersizliğini savunuyor. Bu teoriyi ele aldığımızda “Gnossienne”deki ruhanî​ d​uyguyu ya da sezgisel müziği hissedebiliyoruz, bu da bu teorinin altyapısını güçlendiriyor hâl​​iyle. İkinci olarak ise bu kelimenin kökeninin Girit dilindeki “knossos” ya da “gnossus”tan geldiği öne sürülüyor. Knossos, Minos uygarlığının başkenti olarak geçiyor. Mitolojide Theseus ve uygarlık kralı Minos’un kızı Ariadne’nin aşkı, labirent olayı ve Minotaur’un ölümü efsanesi, Knossos’taki çok sayılı odaya sahip ve bu nedenle labirenti andıran Knossos sarayı ile ilişkilendiriliyor. Bu sarayın duvarlarında soykırımı anlatan pitoresk antik görünümler bulunuyor ve bu soykırım adına Knossos’ta tören olarak dans geleneği mevcut. Bu mitolojik hikâ​​ye öncülüğünde de ayin dansına ev sahipliği yapan yerin Knossos olması, esere bakıldığında bu platforma oturtulabiliniyor. Son olarak da Satie’nin “Gnossienne” başlığının tercihi olarak John Dryden’in Aeneid isimli Lat​​in epik şiirinin bir pasajından esinlendiği söyleniyor. Truva Sav​aşı sonrası Romalıları anlatan bu destansı şiirde şöyle diyor:

Let us the land which Heav’n appoints, explore;

Appease the winds, and seek the ​Gnossian​ shore.

(Hadi cennetin atadığı ülkeyi keşfedelim;

Rüzgâr​​ları yatıştıralım ve ​Gnossian​ kıyılarını arayalım.)

Bu üç teori de kendi içinde farklı büyüde ve güzellikte ​Gnossienne ​gizemini çözümlememize yardımcı oluyor. Ama parçaları irdelemeden kafamızda tam olarak hangi teoriyle daha büyük oranda özdeşleştirdiğimize karar vermeyelim.

1890 yılında bestelenen bu ilk üç eser farklı ezgileriyle de olsa serbest zaman olarak bilinen -bar çizgisi, ölçü işareti, müzikal zamanı olmayan- türleriyle ortak paydada buluşuyor. Kendisini müzisyen olarak görmeyen Satie, tabii ki de kendisi için başka bir titr üretmeyi de pas geçmiyor. “Sesleri ölçen” anlamında yarattığı “phonometrcian” kelimesiyle eserlerinde kullandığı ve az önce bahsettiğim yeni ritim uygulaması, kendini doğrular nitelikteliğinin göstergesi. Bir ve üç numaralı “​​Gnossienne’’​​ler ​lent (yavaş), “​​Gnossienne N​​o:2”​ ise ​avec étonnement (hayretle, şaşkınlıkla) tempolarıyla çalınıyor. Dinlendiğinde de net bir şekilde alaşılabilen bu hız ve ritim eşleşmesinden başka, yine bir ve üç Gnossienne’leri benzer akor yapıları ve temaları ile birbirilerini takip eder şekilde besteleniyor. Üç “​Gnossienne’​​’de de karşılaştığımız durum, fazlalıklarından kurtulmuş, yalın anlatımlar, 19. yüzyılın yansıması crescendo ve doruk noktalarından ayrılışların yansımaları…Romantik dönemden kendini sıyırmış bir Satie ve geride bıraktığı, duygularını sözü uzatmadan anlattığı “​​Gnossienne’​​’ler birer dans olarak geçiyor. Hızlarının yavaş olması bir dans olması için engel değil elbet. Parçaların hipnotik havası bir ritüeli ve sürekliliği çağrıştırıyor.​ Hü​znü, acıyı, başkaldırıyı, yenilgiyi hissediyorum “​Gnossienne N​​o:1”​ ​dinlerken. Karşıt düşünceler yaratıyor bende aynı notaların bir sonraki satırda öncekinden farklı olarak ​piano ya da ​forte çalınması. Iki numaralı “​​Gnossienne’’​​de bir belirsizlik havasına bürünüyorum:​ ge​lgitler içeren karar değişiklikleri ​ve arka planda yine ölüm temsili melodiler. Parçanın çalınma temposundan da -hayretle, şaşkınlıkla- ruh h​âlini​ anlayabiliyoruz yine. Sonuncusu için de yine ilk nota girişiyle beraber dans teması dinleyiciye çok rahat geçiyor. Yavaş, dinginlik sağlayan ama aynı zamanda girişken ve aksiyon alan bir modda.

Bu noktaya kadar eğer aklınızın bir​ köşesinde teorileri bulundurarak geldiyseniz sanıyorum ki artık hangi teorinin bu isme daha çok uyduğuna ve onun anlamına göre “​​Gnossienne”​​leri dinleyip nasıl icra edeceğinize karar vermişsinizdir. “​​Gnossienne”​ ​gizeminin kapalı kapılarını aralamak bile inanın çok iyi hissettirmeye yetiyor insanı. İçine girdikçe daha güçlü bir bağ oluşuyor parça ve dinleyici arasında.

Şimdi gözlerinizi kapayın ve kelimenin arkasında saklananları düşünerek dinleyin, bir başka olacak her şey.

İpek Özel

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla