İLK KURAMCILARDAN EMILE DURKHEIM

 

Durkheim, 1858-1917 yılları arasında yaşamış, sosyolojiye önemli katkıları olan Fransız yazardır. Sosyolojinin ilk kuramcıları arasında sayılır.

Bilimsel bir temele oturtmak için sosyolojinin biyolojiden, psikolojiden farklı bir bilim sahası olduğunu kanıtlamak için çalıştı ve Durkheim, biyolojik ve psikolojik yorumları reddederken, dikkatini insanlığın toplumsal sorunlarının toplumsal-yapısal belirleyicileri üzerine yoğunlaştırdı. (Coser, 2015. ss. 127)

Durkheim’ın sosyolojinin temeline koyduğu birincil ilkesi “toplumsal olguları şeyler olarak incele” idi. Bu ilke ile toplumsal yaşamın matematiğini çözebileceğini kastediyordu. Toplumsal fenomenler “toplumsal olgular”dır ve bunlar sosyolojinin temel konusunu teşkil eder. ( Coser, 2015. ss. 127) Bunlar bireyin dışındadır. Durkheim, toplumsal fenomenleri sui generis (kendine özgü) olarak ele almakta ısrarcıdır. Çünkü bireyler ölse bile bunlar varlıklarını muhafaza eder. Durheim’a göre, toplumsal olgular, bireyleri dışsal olan ve tek tek kişilerin yaşamları ile algılamaları dışında kendi gerçekliklerine sahip olan davranış, düşünce ya da duygu biçimleridir. Toplumsal olguların başka bir özelliği, onların bireyler üzerinde zorlayıcı bir güce sahip olmalıdır. (Giddens, 2005. ss. 9) Toplumsal olguların bu özelliği insanlar tarafından zorlayıcı olarak görülmez. Çünkü insanlar bu olguları kendi seçimlerine dayanarak karar verdiklerini düşünür, onlara boyun eğerler. Toplumsal olgulara karşı gelen bireyler ise bu kabul görmüş olguların altında ezilirler. Ayrıca Durkheim toplumsal olguları değişik biçimlerde sınırlandırır.

Durkheim İşbölümü adlı eserinde iki tip dayanışma biçimi olduğunu ortaya koyar. Ona göre geleneksel toplumlarda düşük bir iş bölümü hâkimdir. Bu iş bölümünü nitelendirmek için mekanik dayanışma kavramını seçti. Geleneksel toplumların meslek türlerinde yoğun bir farklılaşma olmaması yani benzer meslek çeşitleri olması, birbirlerine olan ortak yaşam ve inancı pekiştirmektedir. Sanayileşme ile gelişen kentleşme bu dayanışma biçiminin etkisini kırmıştır. İş bölümlerinde artış ile birlikte farklı meslek türlerindeki uzmanlık organik dayanışma kavramı ile nitelendirilmiştir. İş bölümünün genişlemesiyle insanlar birbirlerine daha çok bağımlı hâle gelmeye başlamışlardır.

Dünyadaki değişim süreçlerinin hızlı ve yoğun olması, önemli toplumsal sorunları meydana getirmektedir. Geleneksel yaşam biçimlerinde, kalıplaşmış olgular üzerinde yıkıcı etkileri bulunur. Durkheim, anomi kavramıyla bu alt üst edici koşulları, toplumsal düzendeki olumsuz değişimleri ifade etmiştir. Anomi zihinsel bir duruma değil toplumsal yapının özelliklerinden birine tekabül eder. Bu bireysel arzuların artık ortak normlar tarafından düzenlenmediği ve sonuç olarak bireylerin amaçlarının peşinden koşarken ahlaki bir rehberliğin olmadığı bir durumu karakterize eder. (Coser, 2005. ss. 130)

İntihar, Durkheim’a göre, toplumsal dayanışmanın çok yüksek veya düşük olduğu yerlerde bağımlılık ve özerklik ilişkilerindeki dengesizliğin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Durkheim’a göre intihar tipleri, dört gruba ayrılır:

  1. Bencil intihar, bireyin toplumla bütünleşmediği gruplarda ve toplumlarda görülür.
  2. Anomik intihar, toplumun ahlaki yapısının birey üzerindeki gücünü kaybettiği durumlarda ortaya çıkar.
  3. Özgeci intihar, toplumsal bütünleşmenin fazla olduğu durumlarda görülür.
  4. Kaderci intihar, bireylerin grubun yoğun baskısı altında yaşadığı ve kader olarak algıladıkları bu durum karşısında kendilerini tamamen çaresiz hissettikleri durumlarda görülür.

 

Rabia Durak

 

KAYNAKÇA

COSER, L. A. (2015). Sosyolojik Düşüncenin Ustaları, Ankara: De Ki Basım Yayım

GİDDENS, A. (2005). Sosyoloji, Ankara: Aytaç Yayınevi

 

Bir cevap yazın