Reading Time: 3 minutes

5.yy’da Atina’da demokrasinin yerleşmesiyle beraber kozmolojik varoluş tartışmalarının yerine siyasal ve toplumsal yapıya ilişkin kurgusal açıklamalar ortaya çıkmaya başladı. İyi ve doğru yaşamın ne olduğu ve ya en iyi yönetim biçiminin ne olacağı gibi epistemolojik çalışmalar yapılmaya başlandı. Mevcut düzenin mümkün dünyalar içindeki en iyisi olup olmadığı sorunsalı baş gösterdi. Tarihsel olarak bu tartışmaları ilk başlatanlar , Sofistlerdir.

tumblr_inline_o12jk13Mwr1r0es5h_500.jpg

Sofistler , gezici öğretmen ve bilgiyi parayla satan entelektüeller olarak görüldü. Bunun yanı sıra ; Platon , onları  zengin delikanlı avlamaya çalışan tüccarlar olarak betimlerken Aristoteles de ipe sapa gelmez işlerle uğraştıklarından bahseder. Karşıt fikir beyan etseler dahi , bu iki büyük düşünürün onlar üzerine tartışması dahi Yunan felsefesi için ne denli önemli olduklarını vurgular. Sofistlerin bilgisi, özel uzmanlık gerektiren ve siyasal yaşama içkin olduğundan; onlar , aynı zamanda siyaset öğretmenidirler. Bunun yanı sıra Sofist düşünce bir bütün olarak suçlanmasına karşın aslında Sofist okulu olarak nitelendirilebilecek sabit bir nokta yoktu. Hatta Sofist düşünürlerin fikirleri , çoğu noktada birbirine karşıt olarak konumlanmıştı.

 

Sofist düşünce tarihi , birinci ve ikinci kuşak olarak iki ayrı dönemde ele alınır.Birinci kuşak Sofistler : Protagoras , Gorgias , Prodikos ve Hippias’tır.

Bunlardan en ünlü olan düşünürler : Protagoras ve Gorgias’tır.

 

Protagoras’a göre doğruluğun göreceli biçimi siyasal alana da yansır. Yani her polis(şehir) için ortak bir doğru yoktur. Bu bilgileri belli kesim insanlara öğretmeleriyle beraber bu düşüncenin elitizmi içeren yanı da ortaya çıkar. Onlara göre polise en üstün amacını kazandıran unsur , insanın varlığıdır. Devlet ikincil konumdadır ve başından beri devlete içkin bir durumun varlığı söz konusu değildir. Devletin , insan istenci neticesinde ortaya çıkan bir ürün olduğu fikri onları devletin doğal olduğu ve üstün amaç olduğu fikrinin karşısına koyar. Toplum sözleşmesi düşüncesinin temeli olarak sayılabilecek bu adım , devletin ve yasaların da değişebilirliğini ortaya koyar. Bunun daha da ileri götürülmüş versiyonu , Sofist Hippias’ta karşımıza çıkar. İnsanların doğal yasa tarafından akraba ve kardeş ilan edildiğini belirterek bütün bu doğa yasalarına uygun dünya devleti fikrini yani kozmopolitzm fikrini ortaya çıkarmıştır. Gorgias ise bu birleşmeyi , dönemin koşulları ışığında ; polisler arası çatışmalar devam ettiğinden Yunanlıların Barbarlara karşı birleşmesi yani panhelenizm olarak karşımıza çıkar. Prodikos’la beraber Sofizm’in merkezine aldığı Hümanist düşünce anlayışı insan merkezli açıklamalarla bağdaşır. Genel kanının aksine Hümanizm , insanseverlik anlamına gelmemektedir.İnsan merkezli açıklamaları ve insani değerleri benimsemek olarak yapılan açıklama doğru olanıdır. Bu noktada Sofistlerin insanı merkeze koyarak tanrıdan uzaklaştıkları veya tanrısız oldukları iddiaları belirginleşir. Oysa Prodikos’un açıklamalarıyla da kavramsallaştırdığı üzere ; bu bakış açısı sadece tanrı merkezli söylemlerden kaçınmak anlamına gelir , tanrıların kendilerinden değil. Prodikos’la başlayarak Protagoras ile de yinelenen açıklama doğrultusunda tanrılara ilişkin engin bilgileri bilemeyeceğimiz kanısına varırlar. Bu tür tanrısal merkezli tanımlamaların, insanları korku ve esarete ittiği gerekçesine dayanarak savlarını ortaya koyarlar.

Mutlak bir bilginin olamayacağı savıyla rölativist görüşü benimseyen Sofistler , bilginin değişken yapısını sabit bir özneyle yani  insan figürüyle açıkladıkları için Protagoras’ın da meşhur ifadesinde belirttiği üzere  , “insanı her şeyin ölçüsü” olarak ilan ederler. Sofistlerin insanı mikrokozmos olarak konumlandırmaları neticesinde tekil bir bireyden ziyade toplumsal bireyi temele aldıkları da anlaşılır. Bu nedenle toplumun birliği yanlısı oldukları için aynı zaman da kovansiyonel (uzlaşmacı) anlayışı da benimsedikleri kabul görür.

 

Birinci kuşak düşünürler arasında , şüphesiz en sivri yaklaşımlara Gorgias ‘ta rastlarız. Üç aşamalı akıl yürütmesinde Sofist şüpheciliği ve göreliliği daha da ileri götürerek nihilizme ulaşmıştır. Ona göre : “ Hiçbir şey yoktur.Olsa bile bilemeyiz, bilsek de aktaramayız.”

Mutlak bilginin imkansızlığı olarak karşımıza çıkan bu akıl yürütme konuşma eyleminin dahi bir yanılsama olarak düşünülebileceğini akla getirir.

Tavsiye Edilen Yazılar

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle