INTERPOL’DEN PAUL BANKS İLE BİR SOHBET

Kaynak: The Talks

Çeviren: Esin Nisan YILDIRIM

 

Şarkı sözü yazarlığınız için size ilham veren yazarlar kimlerdir?

Vlidamir Nabokov’un eserlerini hep takip ettim. O, benim için her zaman dilin güzelliğinin ve zarafetinin, Henry Miller ise dürüstlüğün sembolü oldu. Thomas Mann ise görünmeyen, yüzeyin altındaki ve tam olarak anlaşılmamış insan davranışlarını anlamaya çalışırdı. Ben de ince ve kolay anlaşılmayan davranışlar hakkında konuşma fikrini severim. Ve tabii ki Charles Bukowski’yi de seviyorum! Bukowski, muhtemelen yazı stilime en yakın insan. Bu saydığım yazarların hepsinin kullandığım yazma biçimine katkıları oldu. Ama Henry Miller favorimdir.

Interpol için yazdığınız şarkı sözleri bana Bukowski’den çok Henry Miller’in yazdıklarını hatırlatıyor.

Miller’ın, Big Sur ve Hieronymus Bosch’un Portakalları romanını hep çok sevmişimdir. Aynı zamanda Marousi’nin Devi ve Seksus üçlemesini de çok severim. Üçlemenin içindeki kitaplar olan; Seksus, Pleksus, Neksus ile ilgili bir dövmem bile var. Hepsini çok seviyorum! Kitaplarında çok iyi yazılmış bölümler var. Bu bölümlerin hemen ardından gelen birkaç sayfalık bölümlerse bir yazı stili bundan daha iyi olamaz dedirtecek kadar var! Bu her zaman ilham verici olmuştur. Ardından daha uzun ve genişletilmiş pasajlar geliyor. Bu pasajlar insana farklı bir boyuta geçme hissi yaşatıyor. Miller’ın üslubundaki bu akışkanlık, onun ruhundan beslenen bir yalınlıktan geliyor. Fazlasıyla mükemmel. Yazılarını nasıl düzenlediğini hayal bile edemiyorum.

Bir yazar olarak bilinç akışı gibi bir durumla karşı karşıya geliyor musunuz?

Evet! Sanırım ben her zaman soyut fikirlere güvenip onları kucakladım. Bir bakıma ifade etmek istediğim bir duyguyu sözcüklerle ifade etmek yerine, bazen sözcükler kendiliğinden zihnimde beliriyor ve bir devinim oluşturuyor. Onların akışı ve çağrıştırdıkları kavramlar hoşuma gidiyor. Ve nereden gelip zihnime yerleştiklerini bilmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam, Sürrealistler otomatik yazma kavramından bahsetmişlerdi. Sanırım, ben de yazarken böyle hissediyorum. Cümleleri kurma biçimim zihnimin derinliklerinden geliyor. Bilinçaltımda bir yerlerde oluşuyorlar ama bir şekilde bana çok samimi ve doğru olduklarını hissettiriyorlar. Bugüne kadar hiç içi boş bir dil kullanmadım. Ama aynı zamanda insanlar yazdıklarımı anladı mı anlamadı mı gibi bir sorgulamaya da hiç girmedim.

İnsanlar şarkılarınızın ardındaki anlamı sorduklarında, bu sorular sizi rahatsız ediyor mu?

Yazdığım sözler, benim için şiir gibi. Yani benim yoğunlaştırılmış ve özetlenmiş versiyonum gibiler. Eğer bir şeyi daha az sözle söylemenin yolunu bulmuşsam bunları neden uzun cümlelerle benden açıklamamı bekliyorlar ki?  Bu açıklamaları yapmanın benim görevim olduğuna inanmıyorum. Eğer uzun paragraflarla anlatmak bana göre olsaydı uzun uzun yazardım. Ama kısa şarkı sözleri yazıyorum!

Ve sanat kısa ve net cevapların verildiği bir form olmak zorunda değil.

Doğru. Mesela David Lynch’in filmlerini seviyorum. Kafamın karışması benim için problem yaratmıyor. Hayatın kendisi çoğu zaman fazlasıyla gizemli ve gördüğüm ya da hissettiğim şeyleri her zaman anlayamayabiliyorum. Kendi belirsizliğimi ve kafa karışıklığımı anlatan bir dil kullandığımda kendimi rahat hissediyorum.

Bu yazım tarzının daha dürüst olduğuna mı inanıyorsunuz?

Bana göre dürüst. Örneğin, Interpol’de insanlığın durumu hakkında söz söylemeyi deniyordum ama kendi hayatımda bu durumu istediğim şekilde keşfedecek, yapmak istediğim şekilde ifade edecek bir anekdot yoktu. Sanırım tipik olarak, sözcükleri asıl anlamlarıyla kullanma fikrini reddettim.

Pusha T, şarkı sözü yazarken söylenebilecek en iyi şeyi, en zor şekilde ifade etmekten bahsetmişti.

Hip hop benim için her zaman büyüleyici olmuştur. Çünkü hip hop şarkı sözü yazarlığı üzerinde gelişen bir tarz. Anlatım yöntemi olarak harmoniye değil, şarkı sözlerine güvenir. Yani, kelimelerle haşır neşir olan bir insan olarak söylemek gerekirse ana dilimize sürekli yeni sözcükler ekleyen bir müzik türü. Pusha T, bu konuda kalemi güçlü bir şarkı sözü yazarıdır ama ikimizin de yazıya farklı yaklaşımları var. Aklıma gelen birçok yazarın gerçekliğin fazlasıyla içinde olduğunu ve bu yüzden onlarla kolayca bağ kurulduğunu düşünüyorum. Ama Interpol’ün yeni albümü Marauder için, daha geniş bir fikir havuzundan beslendiğim yeni bir dönemdeyim. Hayat deneyimlerimi özetleyerek, bunları cümle yapısı içine yerleştirerek bireysel bir perspektiften anlatabilirim.

Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Yirmili yaşlarında bir ayrılık yaşadıktan hemen sonra bu ayrılık hakkında yazmak zorunda hisseden türden bir yazar değildim. Böyle bir durumda daha çok ‘’yalnızlık’’ teması üzerinde yazmayı tercih ederdim. Ama ardından zaman geçiyor, yaş almaya başlıyor, daha çok ayrılık yaşıyor ve bir noktada kendinizden yoruluyorsunuz. Hayatınızın kendine özgü mevsimleri olduğunu fark ediyor ve geriye dönüp onlara bakabiliyorsunuz. Geçmişte, diğer insanların hayatını keşfetmek için çok daha fazla motivasyona sahiptim. Bu deneyimler hakkında düşünmek için yeterince vaktim oldu. Bu deneyimlerin geçmişi yeterince anımsatan ve çağrışımsal bir tarafı olduğunu hissediyorum.

Daha önce bestelediğiniz şarkıları bugün sahneye çıkıp çalmak nasıl bir duygu? O şarkılara yönelik bakış açınız herhangi bir değişime uğradı mı?

İçimdeki çocukla ve gençliğimle çok bağlantılı olduğumu düşünüyorum. Anlatabiliyor muyum? İlk albümün şarkı sözlerini yazdığım zamanki insan değilim artık ama ne zaman istersem ona ulaşabilirim. Bir şarkıyı grupla sahnede çalmanın çok canlandırıcı bir etkisi var. Demek istediğiniz, bu parçaları çalmaktan yorulmam ya da çalmaya zorunlu hissetmem gibi bir durumsa hayır bunu anlayamam. Bunu gerçekten anlayamam. Eski albümlerimiz bana çok canlı geliyor. Bu yüzden onları tekrar çalmanın sorumluluğunu hissediyorum. Her şarkıya eşit muamele yapıyorum.

Müziğe başladığınız zamandan bugüne kadar bir sanat formu olarak albüm konsepti değişti mi?

Müziğin değil de albüm formunun sıkıntı çektiğini düşünüyorum. Birçok gruba göre albümler muhtemelen belli bir formatta kalacak çünkü sadece tek bir şarkı yazmıyorlar. Ama belki şimdi Spotify’la beraber, albüm biraz daha geri plana atılacak. Rap müzik yapan Migos’un bir albümü yirmi dört şarkı içerirken, Kanye West’in yedi şarkı içerebiliyor. Bu gerçekten çok ilginç, o yüzden kim bilebilir ki? Hip hop başka müzik tarzlarına yetişmeye başlayan bir tarz. Özellikle eğer başarılı yapımcılar ve sanatçılar bir arada çalışırlarsa muazzam sonuçlar elde edebilirler. Kesinlikle çok canlı ve taze bir olay bu.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir