Endülüs Emevileri

Endülüs’ün Altın Çağı

image

Endülüs, İspanya’nın güneyindeki, Endülüs özerk bölgesine verilen isimdir. İspanyolca’nın Endülüs lehçesi konuşulmaktadır. Başkenti Sevilla olup, nüfusu 8,3 milyon civarındadır. Nüfus olarak İspanya’nın en büyük bölgesidir.

Ancak Endülüs tarihte günümüzdekinden daha büyük bir coğrafyayı temsil etmekteydi. Tüm İber yarımadası için kullanılan bir terim olup, Atlas okyanusu, Akdeniz ve Pirene Dağları arasında kalan bölgeye Endülüs denilmekteydi. Bu isim bölgeyi işgal eden Vandallar tarafından kullanılan ismin Arapça okunuşudur. Kuzey Afrikalı Müslümanların 8. yüzyılda yarımadayı fethetmeleriyle İber yarımadasında yeni bir dönem başlamıştır.

İber yarımadası tarih boyunca sürekli işgallere uğramıştır. Milattan önce bazı Kelt kabileleri yaşamaktayken, daha sonra Yunan ve Kartaca yerleşimleri görülmeye başlamıştır. MÖ 218 yılında ise Romalılar ve Kartacılar arasında yapılan ikinci Pön savaşı ile bölge Roma egemenliğine girmiştir. Romalılar, yarımadadaki İber nehrine istinaden bölgeye İberya demişlerdir. Roma kültürü bölgede egemen olmaya başlamış ve kullanılan Kelt dilleri Roma akademileri ve yönetici Roma elitleri sayesinde Latin diline evrilmeye başlamıştır.

image

Kavimler göçü ve Roma imparatorluğunun çöküşü ile birlikte Pirene Dağlarını aşan Germen kökenli Vizigotlar yarımadada hakimiyet kurmaya başlamışlardır. Vizigotların kabilelerinden özellikler Vandallar ve Alanlar bölgeye yerleşmiştir. Kelt, Kartaca, Roma ve Germen kültürünün birleşmesiyle farklı bir kültür ortaya çıkmıştır.

Vizigotlar küçük derebeylikler ve krallıklar halinde yarımadayı yönetmekte ve sık sık birbirleri arasında savaşmaktaydılar. Bu sırada Emevi devleti sınırlarını Atlas Okyanusu’na kadar ilerletmişti. Bizansla beraber devrin süper güçlerinden birisi olmuşlardı. İber’deki bu karışık zamanda bazı Vizigot yöneticileri ve Yahudiler güçlü bir müttefik arıyorlardı. Bunun üzerine Emeviler İber üzerine bir sefer yapmak istediler. Emeviler zaten bir şekilde Fas’ın karşısında kalan bu yarımadaya adım atmak istiyordu. Bu gibi bir fırsatı hemen kullandılar ve bölgeyi bilen bir generali, Tarık Bin Ziyad’ı, İspanya’nın fethi ile görevlendirdiler.

image

Tarık Bin Ziyad’ın kökeni ile ilgili olarak iki farklı görüş bulunmaktadır. bir görüşe göre kendisi Berberi’dir. Diğer bir görüşe göre ise Hazar Türklerinden olan bir mevalidir (yani köle). O dönemde İranlılar ve Berberiler mevali sayılmamakta, devletin asli unsuru olan Araplarla eşit statüye sahip olmaktaydılar. Bu yüzden Mevali olarak adlandırılan kişilerin büyük bir çoğunluğu Hazar ve Kıpçak yörelerinden getirilen Türklerden oluşmaktaydı.

681 yılında Tarık bin Ziyad 10-11 yaşlarında küçük yaşta bir çocuktu. Emevi halifesi Abdülmelik’in kardeşi Muhammet bin Mervan komutasındaki Arap ordusu tarafından Hazarlarla yapılan bir savaşta, 693 yılında esir edildi ve Şam’a gönderildi. Onun gibi 100 civarında Yahudi Hazar genci de esir edilmişti. Bunlar taş ocaklarına sevk edildiler.Sabahtan akşama kadar çalıştırılıyorlardı. Güçlü ve kuvvetliydiler. Musa bin Nusayr, Tarık bin Ziyad ve arkadaşlarını bu taş ocaklarında keşfetti ve her birini satın aldı. 698 yılında Kuzey Afrika valiliğine atanınca Tarık bin Ziyad ve arkadaşlarını alıp, görev yerine gitti ve Hazar Türkleri’nden askeri bir birlik kurdu. Zamanla Şam civarından başka Hazar gençlerini de getirtti. Askeri birliğin sayısı 2000’e kadar çıkmıştı ve zekasıyla öne çıkan Tarık bir Ziyad’ı bu birliğin komutanı olarak atadı. 709 yılında onun ordusunda 3000 kadar Yahudi Hazar genci vardı.Musa bin Nusayr’dan emir almaktaydılar.

image

İslam ordusunun İber’e geçme fikri küçük bir rastlantıya dayanmatadır. Bir gün İspanya’dan bir kervan gelir. Kervanın sahibi olan kervancıbaşı, Tarık bin Ziyad tanışır. Bu kervancı da Hazar Türkçesi bilmektedir. İkisi oturup sohbet ederken, kervancıbaşı İspanya’da geniş bir Yahudi Hazar kitlesinin bulunduğunu, Vizgot kralı Witiza’nin öldüğünü, onun yerine geçen oğlu Aşil’in elinden krallığı komutanlarından Rodrik’in zorla aldığını, ülkenin kargaşa içinde kaldığını, İspanya’ya yakın Kuzey Afrika kıyılarındaki Sebte valisi Julian’ında Rodrik’le arasının iyi olmadığını, hatta kızı nedeniyle Sebte valisinin ve Rodrik’in birbirlerine düşman bulunduklarını söyler. Halk Vizgotlardan çok rahatsızdı. Eğer İspanya’ya gelmek isterlerse, devrik kral taraftarlarının, Septe valisinin ve İspanya Yahudilerinin destek vereceklerini söyler. Tarık bin Ziyad da bu durumu Musabin Nusayr’a anlatır ve bir sefer düzenlenmesi konusunda oınayını alır. Kervancıbaşıya bir iki yıl içinde geleceklerini, beklemelerini söyledikten sonra hemen güçlü bir ordu hazırlamaya başladılar.

Musa bin Nusayr 500 kişilik bir öncü kuvveti 710 yılının bahar mevsimindeTarîf bin Mâlik komutasında İspanya’nın güney kıyılarına yolladı. Bu keşif birliğinden olumlu haber geldi. Tarık, Afrika ile Avrupa arasındaki boğazın güney kıyısında yer alan Tanca’ya yerleşmiş ve Musabin Nusayr tarafından şehre vali tayin edilmişti.O, Tanca’da bir yıl kadar valilik yaptı. 27 Nisan 711’de Tarık, 7000 kişilik askeri kuvvetle İspanya’ya ayak bastı.

Tarık Bin Ziyad’ın gemileri yaktırma hadisesi herkes tarafından bilinmektedir. İber yarımadasına çıktıktan sonra tüm gemileri yaktırmış ve askerlerine kaçacak yerleri olmadığınıi, bu yüzden azimle savaşmaları gerektiğini söylemiştir. Bu olayı gerçekliği kesin değildir ve ilk kez Tarık bin Ziyad’dan 300 yıl sonra yaşamış olan  İdrisi’nin Nüzhetü’l-Müştâk adlı eserinde geçmiştir.

image

Tarık bin Ziyad, İber yarımadasına ayak bastığı sırada Vizigotların Kralı Rodrik kuzeydeki bir isyanı bastırmakla uğraşıyordu. Güneye yapılan çıkartmayı öğrendiğinde hemen 50-60 bin kişilik bir ordu topladı ve Tarık Bin Ziyad’ın üzerine yürüdü. Bu sırada Müslüman kuvvetlerinin sayısı 12 bin kişiye çıkmıştı. Müslümanlarla müttefik olan İspanya Yahudileri (ki bunların da Hazar Türkleri’nden olma ihtimali vardır) de 12 bin civarında kuvvetle Müslümanlara katıldılar. Vizigot ordusu ve Müslüman birlikleri Sevilla’nın güneyindeki Frontera ovasında karşılaştılar. 8 gün süren savaşın en hiddetli anında Tarık Bin Ziyad, Vizigot kralı Rodrik ile karşılaşmış ve onu öldürmüştür. Başsız kalan orduda büyük bir panik ortaya çıkmış ve savaş Müslümanlar’ın zaferiyle sonuçlanmıştı. Bunun üzerine altı ay gibi kısa bir süre içerisinde tüm İspanya’nın fethi tamamlanmıştı.

İslam ordusu Endülüs’te tutunduktan sonra Fransa’ya da seferler düzenlenmiştir. Ama etkili bir başarı elde edilemediği için Pirene dağları sınır olarak kabul edilmiş ve Fransa’ya yapılan küçük akınlarla yetinilmiştir. Müslümanlar İber yarımadasının dışına çıkamadılar.

İslam Devleti’nde hakimiyetin 750 yılında Emevilerden Abbasilere geçmesi üzerine Abbasi katliamından kaçan I. Abdurrahman tarafından 756 yılında İber yarımadasında Endülüs Emevi Devleti kurulmuştur. Bu devlet bir taraftan Abbasilerle, bir taraftan da Franklarla mücadele etmiştir. Askeri başarılarının yanısıra bilim konusunda da çok gelişmişti. Devrinin ilim bakımından en üstün devleti olmuştu. Bunda Endülüs’teki özgür düşünce ve farklılıklara karşı gösterilen hoşgörünün büyük payı bulunmaktaydı. Avrupa ve diğer Müslüman ülkelerden öğrenciler kabul ediyorlar ve devrinin ötesindeki üniversilerde eğitim imkanı sağlıyorlardı. Yeni gelen fikirler ile ülke gelişiyor ve zenginleşiyordu. Ayrıca azınlıklara ve diğer dinlerden olanlara karşı gösterdikleri hoşgörü, insanların devlete olan bağlılıklarını perçinliyordu. Orta çağ karanlığında kalmış Avrupa için Endülüs ve Endülüs medreseleri adeta bir fener işlevi görüyordu. Mimari açıdan mükemmel eserler verdiler. İspanyollar tarafından yıkılmamış olsa şu an İspanya’nın her noktasında muhteşem mimarı eserler görülebilecekti. Ama maalesef Kurtuba bölgesindeki Elhamra Sarayı ve şu an müze olarak kullanılmakta olan Kurtuba Camii dışındaki eserlerin hemen hemen hepsi İspanyollar tarafından yıkılmıştır.

image
image

Kuzeyde bulunan ve Vizigotlardan kalmış olan kalıntılar, Endülüs medeniyetini kıskançlıkla izlemekteydiler. Endülüs müslümanlarının da rahata kavuşmaları ve fetihten çok dünya mülküne sarılmaları yüzünden araları açıldı ve Endülüs Devleti küçük emirliklere parçalanmaya başladı. 929-1090 yılları arasında Endülüs devleti emirlerin yönettiği şehir devletleri haline gelmişti. Daha sonra bölgedeki karışık durumu fırsat bilen Kuzey Afrika hanedanlıkları kısa süreler için İber yarımadasını ele geçirip, kısmi bir sükunet sağlamışlardı. 1090-1147 yılları arasında Murabıtlar, 1147-1238 yılları arasında Muvahhidler egemen oldularsa da iç karışıklıklar ve kuzeyden gelen Hristiyan baskısıyla kısa sürede dağıldılar.

16. yüzyılda ise Aragon Kralı II. Fernando ve Kastilya Kraliçesi Isebella’nın evlenip, güçlerini birleştirmesiyle yeni bir döneme girildi. Tek başına yenilmeyen İslam orduları bölünüp, parçalandıktan sonra İspanyollar için kolay lokma haline gelmişti. Coğrafi keşifler ile zenginleşen İspanyollar güçlü ordular kurdular ve Müslümanlar’ın üzerine yürüdüler. Sonuç olarak Müslümanlar’ın eline son kalan yer olan Gırnata Emirliği’nin de 2 ocak 1492′de Emir Ebu Abdullah tarafından teslim edilmesiyle İber yarımadasındaki Müslüman hakimiyeti sona ermiştir. Emir Abdullah ve annesi bir at arabasında Gırnata’yı terkederken, Emir’in İspanyollar’ın şehri yaktığını gördüğünde ağlamaya başladığı söylenir. Yanındaki annesinin de “Erkek gibi savaşsaydın kadın gibi ağlamazdın” dediği rivayet edilir.

image

Hristiyan hakimiyetinin başlaması Müslüman ve Yahudiler için her alanda baskıların artmasına neden olmuştur. Müslüman eserleri yıkılmış, tüm ilmi ve edebi eserler yakılmıştır. 1 milyon kitabıyla birlikte büyük Gırnata kütüphanesi tamamen yakılmıştır. Ünlü Fransız fizikçi Pierre Curie “Müslüman Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı. Atomu parçalayabilirdik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık” demiştir.

Kastilya Krallığı Gıranada’nın teslim anlaşmasında tüm Müslüman ve Yahudilerin, can, mal ve inanç hürriyetinin sağlanacağına dair söz vermişti. Ama bu sözler hiç bir zaman tutulmamış, zorla Hristiyanlaştırma çalışmalarına hemen başlanmış, Hristiyanlar dışındakileri dışlamak amacıyla Müslüman ve Yahudilere Morisko denilmiştir. Moriskolardan bazıları baskılara dayanamamış ve din değiştirmiş olsa da eski alışkanlıklarını ve dinlerini gizliden gizliye devam ettiriyorlardı. Domuz eti yemiyor, ramazan ayında gündüzleri oruç tutuyorlardı. Hristiyanlar sonradan Hristiyan olmuş Moriskoların samimiyetine inanmıyor ve onları her zaman denetim altında tutmak istiyorlardı. Çocuklarını toplayıp, Hristiyan ailelere veriyor ve mallarına el koyuyordu. Baskılar her alana yayılmıştı. Öyleki Moriskoların ev kapılarını her zaman açık olması bir zorunluluktu.

En sonunda bu baskılara dayanamayan Moriskolar 1568’de Alpujarras’ta isyan ettiler. Bu isyan 1570 yılında zorlukla bastırılabilmişti. Moriskoların bir çoğu kılıçtan geçirildi. Bir kısmı Osmanlı ile irtibat kurmaya çalıştı.Osmanlı’dan kısmi yardım görseler de çok fazla direnemediler ve Kastilya kralı III. Philip tarafından 1610 yılında yayınlanan bir ferman ile Moriskoların 3 gün içerisinde İber Yarımadasından çıkartılmasına karar verildi. Osmanlı denizcilerinin yardımıyla Moriskoların büyük bir bölğmü Fas kıyılarına çıkartıldı. Bazıları da mülteci olarak Osmanlı ülkesinde Selanik, İstanbul ve Bursa’ya yerleştirildi. Ve böylece 900 yıllık Endülüs medeniyetinin son kırıntıları da yok edilmiş oldu. İspanyollara göre yeniden fetih anlamına gelen Reconquestia sona ermiş oldu.

İspanyollar her ne kadar Moriskolardan kurtulduklarını düşünseler de Morisko kültürü İspanyol kültürünü derinden etkilmiştir. Bu gün bile hala Ali, Ayşe, Selma gibi Arap kökenli isimlere rastlanabilmektedir. İspanyolca’nın içerisinde binlerce Arapça kelime bulunmaktadır. Moriskoların acı günlerini anlatan Flamenko gibi müzik çeşitleri ortaya çıkmıştır. İspanyol mimarisinin temeli Arap mimarisine dayanmıştır. İspanyollar bu kültürü Yeni Dünyaya da götürmüşler ve oradaki halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır.

image

Kaynaklar

http://www.talhaturhal.com/endulus-muslumanlarinin-150-yillik-cilesi.html

http://www.academia.edu/9095190/TARIK_BİN_ZİYAD_ENDÜLÜS_DEVLETİ_NİN_KURULUŞU_ve_ENDÜLÜS_HAZAR_YAHUDİLERİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir