Haruki Murakami

JAPON EDEBİYATININ DALİ’Sİ : HARUKİ MURAKAMİ

Haruki Murakami; takvimler 12 Ocak 1949‘u gösterirken II. Dünya Savaşı’nın kalıntılarının hala hissedildiği bir dönemde, Japonya’nın Kyoto adlı şehrinde dünyaya geldi. Gençlik yıllarına kadar Kobe’de yaşayan Murakami, küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duydu. Özellikle Batı edebiyatıyla ilgilendi ve postmodern yazarların etkisi altında kaldı. Üniversite öğrenimini Tokyo’daki Waseda Üniversitesinde drama eğitimi alarak tamamlayan yazar, bu dönemde kısa süre sonra eşi olacak Yoko ile tanıştı.

Murakami ile eşi Yoko
Murakami ile eşi Yoko

Yazdığı kitapların hemen hemen her bölümünde iyi müziğe olan tutkusu belirgin olan yazarın eşsiz müzik zevki bu dönemlerde kendini göstermeye başlamıştı. Üniversiteden mezun olduktan sonra eşiyle beraber ‘Peter Cat’ adlı bir caz bar açtı ve 7 yıl boyunca burayı işleterek müziğe olan tutkusunu canlı tuttu. (Murakami’nin çalışmalarında bulunan müzisyenlere, şarkılara ve albümlere, yapılan referanslara buradan göz atabilirsiniz.)

Peter Cat

Haruki Murakami’nin dünya çapında bir yazar olma macerası beyzbol maçı izlerken başlıyor. 1978’de bir Nisan günü öğleden sonra Jingu Stadyumu’nda beyzbol maçı izleyen Murakami, aniden roman yazmaya karar verip evine gidiyor ve ilk romanını yazmaya başlıyor. Yazarın ilk kitabı olan “Kaze no uta o kike” 1979 yılında Japonya’da yayımlanıyor. Bu kitabıyla Gunzou Edebiyat Ödülü’ne layık görülen yazar daha sonra “Hitsuji wo meguru bōken” (1982) adlı romanını yazarak da Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü’nün sahibi oluyor. Murakami ilk iki kitabının olgunlaşmamış eserler olduğunu düşündüğü için uzun süre İngilizceye çevrilmesini istememiş . Bu yüzden, dünya çapında tanınan bir yazar olma macerası uzun sürmüştür. Ünlü yazar üç yıl sonra ise “Sekai no ovari to haado boirudo” adlı eseriyle okuyucusuyla yeniden buluşmuş ve Tanizaki Ödülü’nün sahibi olmuştur.

Sürrealizm ve Batı edebiyatından izlerle karşılaşılan eserleri Japon gençleri tarafından çok sevilse de ünlü yazar, geleneksel akım yanlısı olan eleştirmenler tarafından olumsuz sözlerle eleştirilmiştir. Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu yönünde eleştirilere maruz kalmıştır. Eleştirilere kulak asmayan ve kendi bildiğini okumaktan vazgeçmeyen yazar, 1986 yılında ülkesini terk ederek New York’a yerleşmiştir. Bir yandan üniversitede ders verirken diğer yandan da yeni kitabını, onu asıl ününe kavuşturacak ilk realist eserini, yazmaya başlamıştır. Dilimize “İmkansızın Şarkısı” olarak çevrilen ve yazarın ilk büyük çıkışını sağlayan “Noruwei no mori” (1987) adlı kitabı, 16 dile çevrilmiş ve aynı zamanda yazarın sinemaya uyarlanan ilk kitabı olmuştur. The Beatles’ın Norwegian Wood adlı şarkısından yola çıkarak başlayan hikayede, utangaç Japon gençlerinin aşkına tanıklık ediyorsunuz.

Noruwei no mori
Noruwei no Mori’nin filminden bir sahne

Ülkesine duyduğu özlem giderek artan yazar, 1995 yılında Kobe’de binlerce kişinin hayatını kaybettiği büyük depremden de etkilenerek Japonya’ya geri dönmüştür. Aynı yıl Tokyo metrosunda yaşanan acı olay (Aum Şinrikyo isimli dini örgütün zehirli bir gazla yaptıkları eylemde 12 kişi ölmüş, binlerce kişi de yaralanmıştır.) sonrasında yaralılarla özel görüşmeler yapan yazar, o zamana kadar sıradan hayatları nedeniyle eleştirdiği Japon halkını daha yakından tanımış ve aslında gerçeğin hiç de düşündüğü gibi olmadığını fark etmiştir.

Fazlasıyla düzenli ve disiplinli olduğu bilinen Murakami, aynı zamanda aktif bir maraton koşucusudur ve her yıl bir ultra maratona katılmaktadır. Günlük ritüeli ise sabahın erken saatlerinde kalkıp yazı yazmak, ardından 10 kilometrelik koşusunu tamamlamak ve akşamları çeviri işleriyle uğraşmaktır.

Murakami'nin çalışma masası
Murakami’nin çalışma masası

1980’li yıllarda Yunanistan’da başlayan yolculuğunun devamında Türkiye’ye uğrayan yazar, Türkiye’de en sevdiği yiyeceğin taze pişmiş ekmek, içeceğin ise çay olduğunu belirttiği “Yağmur ve Cehennem Sıcağı” adlı kitabını yazarak Yunanistan ve Türkiye hakkındaki izlenimlerini tek bir kitapta toplamıştır. Kitap henüz Türkiye’de yayımlanmadı.

Sürrealist kurgularıyla kendini kanıtlama amacı gütmeden etkileyici romanlar yazan Murakami, Japonya’nın XX. yüzyıldaki en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir.

“Kader bazen yönleri değiştiren bir kum fırtınası gibidir. Sen yön değiştirirsin fakat kum fırtınası peşinden gelir. Tekrar yön değiştirirsin, ama fırtına yine seni bulur. Tekrar ve tekrar böyle devam edersin, tıpkı şafaktan önce ölümle yapılan meymenetsiz bir dans gibi. Neden? Çünkü fırtına uzak bir yerden sana doğru esen herhangi bir şey değil. Fırtına sensin. Senin içindeki bir şey. Bu yüzden yapman gereken şey kendini vermek, fırtınanın tam içine girmek. Kum girmemesi için gözlerini yummalı, kulaklarını tıkamalısın. Ve adım adım içine doğru yürümelisin. Orada güneş yok, ay yok, yön yok, zaman algısı yok. Beyaz kum taneleri tıpkı un ufak edilmiş kemikler gibi gökyüzüne yükseliyorlar, işte bu hayal etmen gereken şey. Ve sen gerçekten bu şiddetli, metafizik, sembolik fırtınanın içine yürümek zorunda kalacaksın. Ne kadar metafizik ya da ne kadar sembolik olduğunun bir önemi yok, buna aldanma, yine de binlerce tıraş bıçağı gibi etini parçalayacak. İnsanlar, orada kanarlar, sen de kanayacaksın. Sıcak, kırmızı kan. Bu kanı avuçlarına alacaksın, kendi kanını ve diğerlerinin kanını. Ve fırtına dindiğinde bunu nasıl yaptığını hatırlamayacaksın, nasıl hayatta kaldığını. Emin olamayacaksın, aslında, fırtına gerçekten dinmemiş de olsa. Ama şu kesin. Fırtınadan çıktığında fırtınaya giren kişi olmayacaksın artık. İşte fırtınanın esprisi tam olarak bu.” 

Sahilde Kafka

Aydeniz Ateş

Kaynakça

1- Haruki Murakami, Sahilde Kafka, (Çev. Hüseyin Can Erkin), Doğan Kitap, İstanbul 2009

2- http://www.harukimurakami.com/

3- Academia.edu

4- http://japonsinemasi.com/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir