Kalemi Berceste Yazar ve Düşünür: Hannah Arendt 

                                  
                                                                     ‘’Şiddetle değişen bir dünyɑ, ɑncɑk dɑhɑ çok şiddetin  
                                                                              vɑr olduğu bir dünyɑ olur.’’ 
                                                                                                                          -Hannah Arendt 

Siyasi gündemin politikanın dış hatlarını aşamadığı modern çağda, kendi içinde yeterince modernize olamamış devlet yönetimlerine getirilemeyen bakış açısını getiren ve devlet yönetiminin ahlaksal dayanağının ne olduğunu bize en iyi anlatan; siyasete, siyaset felsefesine getirmiş olduğu soluğu Almanya’dan tüm dünyaya taşıyan biri Hannah Arendt.

Arendt, Almanya’nın, henüz dünyanın hatırladığı o totaliter dönem Almanya’sına dönmesinden yaklaşık olarak otuz bir sene öncesinde, 1906 yılında Hannover’de Yahudi kökenli Alman bir ailede dünyaya geldi. Doğduğu ve gelişimini sürdürdüğü yıllarda, onun ve onun gibi Yahudi kökenli olan binlerce ailenin önünde yaşamlarını ciddi boyutta etkileyecek siyasal yaptırımlar henüz yoktu, bu yüzden alması gereken temel eğitimi alarak donanımlı bir şekilde üniversite yıllarına ulaşabildi. Marburg ve Freiburg’da eğitim aldığı sıralarda,henüz yirmili yaşların başındayken içinde bulunduğu dönemin şartlarının ve Marburg’ta iken hocası olan Martin Heidegger’in de etkisiyle siyaset felsefesine yöneldi ve ‘’kitle toplumu’’ terimi başta olmak üzere siyaset literatüründe sıkça anılacak olan terimlere fikir sahipliği yaptı. Hayatında attığı bu adım, Hannah Arendt’in adını şu an bilmemize sebep olan en önemli adımdı. Yöneleceği alanı tespit etmesinden sonra, Heidelberg Üniversitesinde doktora dönemi başladı ve burada onu ciddi şekilde etkileyecek olan hocalarından biriyle çalışma fırsatı buldu; Karl Jaspers ile. Jaspers bir varoluşçuydu ve Arendt’in hayatına belki de en çok bu yönüyle etki etmişti. Arendt’in düşünce eğitimiyle geçirdiği yılların, Almanya’nın benimsediği siyasi tutumun aleyhine işlemesi neticesinde, Adolf Hitler iktidara geçti ve Hannah Arendt’in ileride üzerinde çokça duracağı ve sonradan ünlü olacak o Totaliterliğin  Kökenleri adlı kitabına esin kaynağı oldu. Arendt diktatörlük,tiranlık ve totaliterlik arasındaki farkı, o günün Almanya’sında, Hitler’in ve onun benimsediği Nazizm politikasının sayesinde ayırt edebilmişti. Gelecek yıllarda da hep bu kavramlar arasındaki farkı anlatmaya çalıştı. Hitler ve rejimiyle değişen 1933 Almanya’sında, düşünce eğitimi almak bir yana, etnik kimliğinden ötürü yaşam hakkı dahi tanınmayan insanlardan biri olan Arendt, çözümü Paris’e kaçmakta buldu. Paris’te Youth Aliyah isimli bir organizasyonla beraber Yahudi gençlerini Avrupa’ya aldırmak için çalıştı ve 1940 yılında  kendisi gibi Alman olan Heinrich Bluecher ile ikinci evliliğini bu çalışmaların gölgesinde gerçekleştirdi. Bluecher genç yaşlarında Almanya Komünist partisiyle sıkı bağlantıları bulunan ama Stalin rejimiyle birlikte Almanya Komünist Parti’sinden ayrılıp, Stalin rejimi karşıtı kömünist yapılanmalar içinde faaliyet gösteren bir felsefe profesörüydü. Heinrich’in Stalin karşıtı görüşleri, Hitler’in Almanya’da uyguladığı  politikayı Stalin’in Rusya’da uyguladığı politikayla eşleştiren ve bu konuda birçok  eleştirisi ve incelemesi bulunan Hannah Arendt’i her zaman etkilemişti. Zira Hitler ve Stalin, Arendt’in siyaset incelemelerine derin ölçüde yansıyan iki karakterdi. Öyle ki, bu iki siyasal figürden yola çıkarak, totaliterizmin benimsendiği devlet yönetimin halk üzerindeki ayrıştırıcı ve işlevselsizleştirici yanlarının dünya siyasetine ne denli etkide bulunduğunu açıklayabilecekti.
Uzun süre üzerinde çalıştığı siyaset felsefesine getirmiş olduğunu kavramsal yenilikler ve dönem siyasetine açtığı farklı boyutlardaki kapılar, günümüzde hala incelenmekte olan kitaplarına yol gösterici nitelikte olmuştu. Geniş bir ufka sığdırılan akıl getirilerini ileride doğduğu topraklardan uzakta, Amerika Birleşik Devletleri’nde, bir Amerikan vatandaşıyken kaleme alacağı  kitaplarında barındıracak, bu amaç uğruna söyleşiler yapacak, dergilere demeçler verecek, gazetelere yazılar yazacaktı. Kendini her ne kadar felsefeci olarak tanımlamasa ve bu ünvanı asla kabul etmese de, bu alana önemli katkılarda bulunacak ve felsefe tarafından kuşatıldığını düşünmeyen ama tamamen felsefenin içinden biri olan Hannah Arendt, ürettiği ve adını koyduğu her şeyi insanlık tarihine katarak 1975 yılında aramızdan ayrılacaktı.  

 

 

 

—————————————-   KAYNAKÇA   —————————————

Totaliterizmin Kaynakları, Hannah Arendt
Zihnin Yaşamı, Hannah Arendt
Hannah Arendt,For Love of The World , Elizabeth Young Bruehl
https://plato.stanford.edu/entries/arendt
http://hac.bard.edu/about/hannaharendt
https://www.biography.com/people/hannah-arendt-9187898 

Bir cevap yazın