Kara Kedi: Bir Edgar Allan Poe Hikayesi

Bu yazı hikâyenin içeriğine dair bilgiler içerir.

Poe’nun en bilinen öykülerinden biridir “Kara Kedi”. Öykünün başlarında eskiden nasıl iyi huylu ve uysal olduğunu belirtir. Daha sonra ise nasıl kötü birine dönüştüğünü; yavaş yavaş, içimize işleyerek, tüylerimizi diken diken ederek işler öyküsünde ve bizi anlattığı dehşetin içine sokar.

Hayvanlara düşkünlüğü ile bilinir anlatıcı. Karısı ile birlikte, birçok hayvanı evlerinde beslerler. Pluto adlı bir kedisi de vardır, kapkara bir kedidir. İletişim Yayınları’nın Türkçe çevirisindeki notlara göre bu öyküde; eski Mısırlıların kedileri kutsal saymasının inancı ile orta çağ insanlarının şeytanın kılığına girmeyi en çok tercih ettiği hayvan olarak gören inancın çatışmasını anlatılır. Pluto ile anlatıcının arasında sıkı bir bağ vardır. Yıllarca süren bu dostluk anlatıcının, kendi deyimiyle “içki belasına kapılmasıyla son bulur. Anlatıcı, içki bağımlılığı yüzünden onu hiç kimsenin tanıyamayacağı hallere sürüklenir. Eski uysal ve iyi huylu halleri gider, yerine içine kapanık, tahammülsüz, sinirli biri gelir. Çok sevdiği karısına ve evcil hayvanlarına kötü davranmaya başlar. Bu konuda tek bir istinası vardır: Pluto. Fakat bu istisna da yavaş yavaş yok olmaya başlar ve anlatıcının yeni haline kedi de maruz kalmaya başlar.

Bir gün sarhoş bir şekilde eve döndükten sonra, kedinin ondan kaçtığını fark etmesi üzerine kediye işkenceleri başlar. Cebinden çakısını çıkarıp gözlerinden birini oyar kedinin. Anlık bir pişmanlığın yerini umursamazlığa bırakması ise çok uzun sürmez.

Kedi tek gözlülüğüne alışsa bile anlatıcıyı görünce kaçmaya devam eder. Anlatıcı bir sabah yatağından kalkar, kediyi bir ağaca asar. Şöyle anlatır hikâyede;

“Gözlerimden sicim gibi yaş boşanarak ve yüreğimde acı bir pişmanlıkla onu astım; onun beni sevdiğini bildiğim için ve bana bir kabahat işleme nedeni vermemiş olduğunu hissettiğim için astım; onu astım, çünkü bunu yapmakla bir günah; ölümsüz ruhumu En Merhametli Tanrı’nın ve En Kahredici Tanrı’nın sonsuz merhametinin ulaşabileceğini sınırların ötesine yollayacak- böyle bir şey mümkünse tabii- ölümcül bir günah işlediğimi biliyordum.” (Bütün Öyküleri, 232)

Bu durumu hepimiz yaşıyor sayılırız aslında. İnsanoğlu çoğu zaman kendisine karşı iyi davrananlardan intikam almaya meyillidir. Bir nevi kendini layık görememektir bu, aşağılık kompleksinin acısını başka varlıklar üzerinden çıkartmaktır, her şeyin tüm sorumlusunu karşındakiler olarak görmektir. Anlatıcı da böyle hisseder. Kendisine iyi davranmasına dayanamaz ve onu öldürmekle bulur çözümü.

Aynı günün gecesinde ise bir yangınla uyanır anlatıcı. Karısı, hizmetkarı ve kendisi canını zor kurtarır, yangın bütün mal varlığını yok eder. Ertesi gün evinin yıkıntıları arasında gezerken, yıkılmayan tek duvarın, üstünde boynundan asılmış devasa bir kara kedi resmi olan duvar olduğunu görür. Bu gördüğü resmi kendi kendine açıklar, kendi kendine telkinlerde bulunur ve tekrardan huzuruna kavuşur ancak bu huzur kısa sürecektir.

Bir gün bir meyhanede çok sevimli bir kedi görür anlatıcı. Tıpkı öldürdüğü Pluto kadar kapkara bir kedidir bu. Ayrıca, Pluto gibi bir gözü yoktur. Tek farkı bu kedinin gövdesinde tek tük beyaz tüylerin olmasıdır. Kediyi çok sever, evine götürür. Kedi, karısının ve kendisinin yeni ilgi odağı olur . Fakat olaylar tekrar etmeye başlar. Anlatıcı, bu kediden de tiksinmekte, içinde nefret duyguları filizlenmektedir. Özellikle tek gözlü olması ona karşı olan nefretini artırır. Buna rağmen kedi, anlatıcıya daha bir bağlanır , anlatıcının etrafından hiç ayrılmaz. Gövdesindeki tek tük beyaz tüyler bir darağacı şeklini almıştır. Anlatıcı dehşete düşer. Kedi adeta ona bir ızdırap yaşatır; gece gündüz anlatıcının peşinden ayrılmaması da bu ızdırabı arttırmaktadır.

Bir gün anlatıcı, karısıyla kiler merdivenlerinden inerken, kedi de peşlerinden gelir. Neredeyse anlatıcının merdivenlerden yuvarlanmasına sebep olan bu olay anlatıcıyı büyük bir öfkeye sürükler ve kedinin kafasını baltayla ayırmaya karar verir. Tam baltalı elini kaldırdığı sırada karısı onu engeller ancak daha da hiddetlenen anlatıcı, baltayı karısının kafasına saplayıverir.

Olayın üzerine anlatıcı, karısını mahzenin duvarına gömer, fakat önemli bir ayrıntıyı atlamıştır: Kedi de karısı ile birlikte duvarın içinde kalmıştır. Kediyi öldürmek için her yerde arayıp da bulamayınca, umursamamaya başlar ve büyük bir iç huzuruyla dolarak hayatında devam eder.  Anlatıcı, bütün polis soruşturmalarından başarıyla geçer. Fakat bir gün boşboğazlığının etkisiyle kendi kendini ele verir. Bu duvarlar çok sağlamdır, der polislere. Elini duvara attığı anda kedinin sesi duvarın ötesinden gelir ve cinayet açığa çıkar.

Poe’nin bu öyküsü pek çok tiyatro oyununa, filme uyarlanmıştır. Bugün bile kendini tekrar tekrar okutan, Amerikan edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Edgar Allan Poe’nin öykülerinin her biri, okumaya, üstüne düşmeye değerdir.

Kaynakça

Poe, Edgar Allan, Bütün Öyküleri, çev. Hasan Fehmi Nemli, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015.

Bir cevap yazın