KİAROSTAMİ SİNEMASININ EVRENSEL DİLİ : ŞİİR

”Ne kadar düşünsem de anlamıyorum: Karın bu kadar beyaz olmasının sebebini.”

”Bir şiiri daha fazla yorumlamak şiire derinlik getirmez, bu zor bir iştir ve tefsire girer. Bazen bir şiiri olduğu gibi bırakmak gerekir. Bizde uyandırdığı ilk çağrışımla yetinmemiz gerekir. Eğer bir çocuk, bana kar neden bu kadar beyaz diye sorarsa onu ikna edecek bir cevabım olmaz. Bu cevap verememe hali doğanın karmaşık halini anlamamıza yardımcı olur. Şiir hakikatin ötesine gider, gerçeklik âleminin derinliklerine dalar ve bizim metrelerce yükseğe uçup oradan dünyaya bakmamızı sağlar. Şiir az sözle çok şey söyler. Şimdi tekrar üzerine düşünecek olursak; neden kar bu kadar beyaz diye, bu kadar. Fazlası yok. Zaten bizi, bu soruya cevap verilebileceği konusunda kim ikna edebilir?”

İran Sineması’nın önemli isimlerinden olan Abbas Kiarostami, uzun sinema kariyeri boyunca kamerasını minimal hayatlara tuttuğu bir ayna gibi kullanmıştır. Minimalist tarzıyla öne çıkan Kiarostami, İran şiirini filmlerinde kullanarak sanatlar arası ilişkinin başarılı örneklerini oluşturmuştur. Ustaca bir şiirsel söylem karışımı ile oluşturduğu film duyarlığı sayesinde sinemaya derin bir hümanist bakış kazandırmış, filmlerindeki manzaralarda İran şiirinin özünü yakalayabilmiş ve şiirsel görüntüler yaratabilmiş olması ile de sinema tarzının bize bir diğer başarılı yönünü göstermiştir.

Abbas Kiarostami

Abbas Kiarostami, 22 Haziran 1940 yılında İran’da doğmuş ve sanata ilişkin ilk deneyimi resim yapmakla başlamıştır. Resim yapmaya 18-19 yaşlarına kadar devam eden yönetmen, 18 yaşında evden ayrılıp Tahran Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde eğitime başlamıştır. Tam da bu sıralarda bir resim yarışmasını kazanmış, üniversitede resim ve grafik tasarımı üzerine öğrenim görmüştür. Mezun olduktan sonra ressam ve grafik sanatçısı olarak çalışmış, kitap kapağı ve poster tasarlamıştır. Bize yönetmenlik kariyerinin başlangıcını şöyle anlatır; ”Bir gün şehirdeki en büyük reklam şirketine gittim ve kendimi yönetmen olarak tanıttım. Termosifonla ilgili bir taslak hazırlamamı istediler ben de bir gece içinde bir şiir yazdım. Bir kış gününü resmettim, karın ilk düşüşü, o soğuk ve karlı caddeler, insanlar ise bir evin içinde termosifonun başına toplanmış hâlde. Birkaç hafta sonra televizyon izlerken şiirimin üzerine kurulmuş bir reklam gördüm, şaşırdım. İşte bu yönetmenlik kariyerimin başlangıcı oldu. Ağır ağır ilerledim, küçük piyesler yazdım ve seneler içinde ortalama yüz elli tane reklam filmi yaptım.”

”İzlediğim ilk film: Elimle sardığım selüloz şeritleriydi. Gençken Tahran’da filmlerin tek karelik baskılarını satan dükkânlar vardı. O insanların kim olduklarını bilmememe rağmen arkadaşlarımla beraber bu karelerden alır, ışığa tutar ve üzerlerinde çalışırdık. Karelerden birinde bıyıkları, düzgün taranmış saçları ve kocaman bir gülümsemesi olan bir adam vardı. Yıllar sonra o adamın Clark Gable olduğunu farkettim.”

Abbas Kiarostami, toprağından kopamamış bir yönetmen olsa da filmlerinde bir milliyetçilik barındırmamaya özen göstermiş ve her bir seyircinin kendisi ile ilişki kurmasını sağlamıştır. Bu konuda maruz kaldığı görüşlere ve eleştirilere karşılık şu görüşü savunmuştur; ”Ben İranlıyım. Tüm hayatımı İran’da geçirdim. Memleketimde, etrafımda olup biten her şeyden etkileniyorum ve bana pasaport veren de İran hükümeti ancak çalışmalarımın İran pasaportu olmasını istemiyorum. Memleketimde yabancı film festivalleri için film yapmakla suçluyorlar beni oysa ben filmlerimi insanlar için yapıyorum. Eğer bir insanı X-ray cihazından geçirirseniz bu insanın ırkı ya da inancı hakkında bir şey söyleyemezsiniz. Görünüşte, dinde, dilde ve yaşam tarzlarındaki farklılıklara rağmen dünya üzerindeki millet topluluklarının ortak özellikleri vardır; akli yapımız özdeştir, kan dolaşımımız, sinir sistemimiz ve gözlerimiz benzerdir. Aynı anda güler ve ağlarız, aynı acıları çekeriz. Camdan dışarı baktığımızda veya doğada yürüdüğümüzde sessizlik ve renk aynıdır.” Kiarostami, her nerede doğmuş ve yaşamış olursak olalım aynı gökyüzü altında yaşadığımızı, aynı trajediye maruz kaldığımızı ve sevginin evrenselliğini şiirsel bir üslupla vurgulayarak kültürel ve politik farklılıkları ortadan kaldırmamız gerektiğini bizlere vurgulamıştır.

Abbas Kiarostami

İran şiirinde doğayla çok yakın bir ilişki vardır. Çünkü İran şairinin beslendiği kaynak, içinde yaşadığı coğrafya, göller, ırmaklar ve ağaçlardır. Böyle bir kültür içinde yetişen İranlı yönetmenler, bu yüzden sinemada şiirsel bir anlatıma yönelmektedirler. Geleneğinde şiir bulunan İran seyircisi, sinemadaki şiirselliği de kolayca algılayabilmektedir. Kiarostami’de doğayı olduğu gibi resmederken, aktarılan çoğunlukla günlük yaşamın içinden sıradan bir öyküdür. Öykü içinde geçmiş veya gelecek çok dikkate alınmadan şimdi, yani anda olan gösterilmektedir. Gerçeklik meselesine bulduğu çözüm, doğadaki zamanın ritmine uyum sağlamak ve sahici olanı anlatmaktır. Ayrıca filmlerinde isim, tema veya diyalog olarak İran şiirinin de etkisi görülür. Aynı zamanda bir fotoğrafçı ve şair olan Kiarostami, sinema dışında sanatın diğer ifade yollarını; resim, fotoğraf ve şiiri anlatımını güçlendirmekte bir yol olarak kullanmaktadır. Abbas Kiarostami’nin film yönetimi, modern Fars şiir estetiğine, özellikle de Fürûğ Ferruhzad (1935- 1967) ve Söhrab Sepehri (1928-1989)’nin şiirlerine benzer. Söhrab Sepehri aynı zamanda ressamdır Füruğ Ferruhzad’ın sinema yapan bir şair olması da imgelerle ne kadar içli dışlı olduğunu göstermektedir. Ferruhzad’ın hayatı ve şiiri onun toplumsal normlara ya da şiirsel kurallara göre davranmadığını göstermektedir. Ne Ferruhzad ne de Sepehri, samimi içsel duygularından esinlendikleri sanat biçimini yaratmaktan çekinmemişlerdir. Özellikle Ferruhzad, kadın sanatçıların kendi cinsel arzularını gizlemesi ve onun yerine sosyal konulara öncelik vermesi gerektiği yönündeki beklentileri kırmıştır. Ferruhzad’ın şiiri, şüphe götürmez bir şekilde kadınsı perspektifiyle cesur ve oldukça tartışma yaratmış, şiirinde kendi gerçek duygularının, aşkın ve cinselliğin hisleri üzerine eğilmiştir. Gonah (Günah) şiiri en çok tartışma yaratan ve alıntılanan şiirleri arasındadır;

Günah işledim hazla dolu bir günah
ateş gibi sıcak bir kucakta,
kollarla sarmalanmış günah işledim
alev alev yanan hınçlı öfkeli kollar.
o kapkaranlık, sakin, gizli odada,
sırlarla dolu gözlerine baktım sevgilimin.
yalvarışlarının sonsuz zevkine yanıt verircesine,
kalbim heyecanla titredi göğüslerimin içinde.

Fürûğ Ferruhzad tarafından 1962’de çekilen ”Siyah Ev” filmi neredeyse 30 yıl sonra yapılan Kiarostami’nin filmleriyle oldukça önemli benzerlikler gösterir. Ferruhzad’ın filminin, Kiarostami’nin film dili üzerinde hangi boyutta bir etkisi olduğunu söylemek zordur ancak yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın işaret ettiği gibi,”Çağdaş İran sinemasına etki etmiş en iyi İran filmi idi” (Rosenbaum, 2003, s 2). Ferruhzad, sadece şiiriyle Kiarostami’yi etkilememiştir; aynı zamanda kendi filmiyle İran sinemasına ve haliyle Kiarostami’ye de esin kaynağı olmuştur.

Fürûğ Ferruhzad 

Adını İran’lı şair Fürûğ Ferruhzad’ın aynı isimli şiirinden alan ”Rüzgar Bizi Sürükleyecek” filmi, Elbruz dağlarının arasında bütün sıradanlığı ve doğallığıyla oturmuş bir yaşamın aktığı köye gelen bir kaç şehirli aydının üzerinden bir toplumun hikayesini anlatmaktadır. Birinin mühendis olduğunu anladığımız; fakat diğerlerini bir türlü göremediğimiz birkaç arkadaş, ölümü beklenen yaşlı bir kadının ağıt ritüellerinin resimlerini çekmek ve röportaj yapmak üzere köye gelirler. Kalmaları için bir ev ayarlanır ve yaşlı kadının ölümünü belgesele çekmek amacı ile beklemeye başlarlar. Behzad, şehirde kiraladığı cep telefonu ile belgesel yapmak üzere anlaştıkları kişiler ile konuşmaya köyün yüksek bir tepesine çıkar ve orada bir verici istasyonu kurulması için çukur kazan Yusuf ile karşılaşır. Biz Yusuf’un, ölmesi beklenen yaşlı kadının ve Behzad’ın arkadaşlarının yüzünü hiç görmeyiz. Fakat filmdeki anlatı ve simgeler ile bu karakterler üzerinden gerçek hayata göndermeler yapılır. Filmin son kısımlarına doğru Behzad’ın gazeteci arkadaşları, ölümünü bekledikleri kişinin ölmemesi üzerine Behzad’a haber vermeden köyü terk eder. Behzad son ana kadar kalır ve amacına ulaşır.

Filmin metaforik anlatımı Söhrap Sepehri, Ömer Hayyam ve Fürûğ Ferruhzad gibi şairlerin dizeleriyle bir kimliğe bürünürken, muhteşem doğa görüntülerine İranlı şairlerin dizelerinin eşlik ettiğini de belirtmek de fayda var.
küçücük gecemde benim, ne yazık
rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar

bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu
benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi götürecek
rüzgâr bizi götürecek.
(Çeviren: Haşim Hüsrevşahi)

Rüzgar Bizi Sürükleyecek

Kiarostami, filmlerinin şiirler gibi muğlak bir ifade biçimi olmasını istemiş ve açıkça dillendirilemeyecek fikirleri şiirsel bir üslup ile izleyicilerinin gözleri önüne sermiştir. Bunu yaparken de seyircilerinin anlama gayreti açısından özel bir çaba sarfetmeleri gerektiğini, böylelikle onların da kendilerini daha iyi ifade edebileceklerini düşünmüştür. Kiarostami bu konudaki düşüncelerini bize şu ifadelerle dile getirmektedir; ”Şiiri anlamadığı için kim bir şairde kusur bulabilir? Şiiri anlamak nedir ki zaten? Müziği anlıyor muyuz? Soyut bir resmi anlıyor muyuz? Hepimiz farklı şekillerde kavrıyoruz olanları, anlamanın bulanıklaştığı eşiklerimiz var ve tam da bu noktada tereddütler baş gösteriyor. Şiiri, derhâl ve tamamen anlamak beklenmemelidir. Bu gibi şeylerin üzerinde çalışılması gerekir. Sinemada pek çok film her şeyi izleyicinin önüne sunar. Seyirciler, sürekli olarak açık ve net bir mesaj alma beklentisine yönlendirilir. Düşünmeden tüketirler, bu yüzden de açık uçlu filmlere, benim tarzım olan sinemaya karşı kendilerini koşullandırırlar. Anlaşılamama ihtimali olumlu bir özellik olarak kabul edilmediği sürece sinema asla ana sanat dallarından biri olarak görülmeyecektir.”

”Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim.”

Demet Taştemir

Kaynakça

Cronin, Paul (2017). Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri. I. Baskı. İstanbul:Redingot Kitap

Durmaz, Volkan (2016). ”Kiarostami.” (https://www.volkandurmaz.com/sinemayazilari/kiarostami/)

Sheibani, Khatereh (2010). ”Kiarostami ve Modern Fars Şiir Estetiği”. Sinecine Dergisi 1: 97-103

Torun, Ayla (2016). Kiarostami’de Gösterilmeyenin Görüntüsü Şiir ve Şirin. İstanbul: Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir