Site Loader

    Özgürlük, kişinin seçeneklerinin olması ve kendi tercihini yapabilmesi meselesidir. Peki bu ne kadar mümkün?

     Seçim özgürlüğüne sahip olmak, seçeneklerin oluşmasında belirleyici faktör değildir. İçinde bulunduğumuz sistemin işleyişi, sosyal yapının şartları, sahip olduğumuz veya olmadığımız ekonomik, kültürel ve sosyal sermayemiz seçeneklerimizin alt yapısını oluşturur ve seçenekler belli bir kısıt içerisinde önümüze sunulur. Bauman, üniversiteye gitmek isteyen bir öğrencinin seçim sürecinden bahsediyor. Öğrencinin gitmek istediği üniversitelere yerleşebilmesi için belli niteliklere ve elde edilmiş bir başarıya ihtiyacı vardır. Öğrencinin almış olduğu eğitim başarı puanını belirler. Bu noktada öğrencinin geçmiş deneyimi geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynar. Yani geçmiş deneyimler gelecekteki seçimlerimizi kısıtlar. Aynı zamanda üniversitelerin sınırlı kontenjanı ve öğrencinin rekabet etmek zorunda olduğu rakipleri vardır. Öğrenci istediği üniversitede eğitim almak için yeterli kaynaklara sahip değilse seçim yönünün değişmesine yol açacaktır. Farklı bir ülkede üniversiteye gitmek isteyen öğrenci eğer ekonomik olarak bunu karşılayamayacak ise bu tercihinden vazgeçmek zorunda kalabilir. Doğal olarak öğrencinin seçimini; bireysel yeterliliği, üniversiteye yerleştirme sistemi ve sahip olunan kaynakların durumu son derecede kısıtlayacaktır.

     Seçim yapmakta özgürsün ama sonucuna katlanmak zorundasın. Hemen şu an iş yerinde yaptığın işi olduğu gibi bırakıp sadece ceketini alıp oradan ayrılabilirsin ve böylece yaşamını, hep hayalini kurduğun Karadeniz yaylalarında geçirebilirsin. Tabii, eğer hayatını ekonomik olarak idame ettirebilmek için başka bir planın varsa. Çünkü iş sözleşmen, sen tercih yönünü bağlı olduğun sistemden bağımsız olarak değiştirdiğin anda feshedilmiştir ve çalışmak senin için bir seçim değildir.  Bauman, cezayı, yaptıklarımızdan sorumlu olduğumuzun doğrulaması olarak görür ve caza eğer istersek kuralı çiğneyebileceğimizi gösterir. Yani işini terk edebilirsin ama terk edersen kovulursun, eğer istersen derslerine çalışmayabilirsin ama çalışmazsan dersinden kalırsın… Bu bağlı olduğumuz sistemin sıkıysa yap demesinin daha kibar halidir.

     Bir toplum varoluş koşullarını gerçekleştirebilmek için kendisinin en çok gereksinim duyduğu alana daha fazla mükafat verir. Bu durum insanların seçimlerinin yönünü belirler. (Mükafatların eşit olarak dağıtılmaması eşitsizliğe ve toplumsal tabakalaşmaya neden olur. İşlevselcilere göre eşitsizlik toplum olmanın tabiatında vardır çünkü toplum olarak yaşayabilmek için belli işlevlerin yerine getirilmesi gerekir.) Mesleklere ve işlevlerine göre dağıtılan mükafatlar, insanların seçimlerinin, bireysel isteklerine göre değil, en karlı olana yönelmesine neden olur ve insanlar yeteneklerini, en çok mükafat getirebilecek alana göre geliştirme çabasına girer. Gelişmemiş ülkelerin temel geçim kaynağı tarım sektörüdür ve gelirlerini tarımdan elde ederler. Böyle bir ortamda devlet kaynağının büyük bir kısmını mühendislere değil, tarım işçilerine ayırır. Bu yüzden kimse mühendis olma çabasına girmez, zaten o yönde gerekli kaynağa da sahip değillerdir. Herkes tarımda daha fazla gelir elde etme peşindedir ve yeteneklerini bu yönde geliştirirler. Buna karşın gelişmiş ülkelerde yatırım daha çok teknoloji alanına yapıldığı için mevcut kitle potansiyelini teknik becerilere, kodlamalara ve programlamaya yönlendirecektir ve dolayısıyla yetenekleri bu yönde gelişecektir. Bu toplumda tarımla uğraşan birisi çok fazla gelir elde edemeyecektir, muhtemelen ülke tarım ihtiyacını, geliştirmiş olduğu teknoloji ile uygun bir maliyete zaten karşılamaktadır. Her ne kadar çiftçiliğe sempati duysanız da mahrum kalacağınız statü, iktisadi gelir, kültürel ve fiziki çevre sizin konum olarak daha yukarılarda olan mesleklere yönelmenize neden olacaktır. Potansiyelin büyük bir kısmının aynı yöne yönelmesi o yönde değer kaybına neden olacaktır ve bireyler kendilerine göre daha karlı olan başka bir alana yönelecektir.

    Anlık olan yapısallaşmış geçici eşitsizlikler içinde bulunduğu durum nedeni ile kişinin yerinden çok fazla oynamasına imkân tanımaz. Bu durum kişinin karar alma ve seçim yapma alanını çok fazla kısıtlar. Anlık yapısallaşmış eşitsizliklerden kurtulmanın tek yolu zamandır. Zamanla geçici eşitsizlik kalıplarına (Yaşlılık, engellilik, çocukluk, hastalık hali) dair kanun veya imtiyaz yapılabilir. Zaman geçtikçe sıkışılan alanın genişlemesi ile özgürlük alanı da genişler. Mesela araba kullanmak isteyen bir bireyin ehliyet alabilmesi için 18 yaşını doldurmuş olma zorunluluğu vardır. Yaşını doldurmamış olan bireyin araba kullanmayı seçme hakkı henüz yoktur fakat zamana bağlı olarak bu durum tersine dönecektir.

     Toplumsal kategorileri katı bir hiyerarşi içerisinde yer alan topluluklarda geçirgenlik en düşük seviyededir. Geçirgenliğin az olması hareket hakkı tanımadığından kişinin seçim alanını kısıtlar. Kişinin doğmuş olduğu ailenin şartları, statüsü her ne ise kişinin de hayatı buna göre şekil alır. Kendi çabalarının pek bir önemi yoktur. Geçirgenliğin yüksek olduğu açık toplumlarda ise kişi sahip olduğu mevkiiye kendi çabası ile gelir. Kendi hayatını şekillendirmek için daha fazla söz sahibidir. Kast toplumu statü grubu olması dolayısıyla kişi içinde doğmuş olduğu grubu değiştirme, yeni bir grup seçme hakkına sahip değildir fakat modern demokratik toplumlarda kişi mevcut konumuna kendi becerileri sayesinde gelir. Kendi yaşam koşullarını şekillendirebilme yetkisine sahiptir.  

     Liyakate dayalı toplum aristokratik toplum düzenine oranla, kişilere daha fazla seçim hakkı tanıyor denilebilir fakat birden fazla seçeneğin olması, bireylerin seçimlerini özgür olarak gerçekleştirdiği anlamına gelmez.

     Toplumsal hareketlilik bireylerin veya grupların mevcut konumlarının değişmesidir. Hareketlilik insanların içinde bulundukları sistem içerisinde nerede olmak istedikleri konusunda daha fazla seçenek sunar. Tabi bunun gerçekleşmesi için aralarında hareketliliğin olabileceği konumların olması ve bu konumlara erişimin açık olması gerekir. Bireyler bu hareketlilik alanı içerisinde de tam olarak özgür değillerdir; iş bölümü, ekonomi, hukuk, siyaset, kültür gibi yapısal etkenler, mevcut kaynakların durumu ve bireyin vasıfları hareketliliğin yönünü etkiler. Ne tarafa hareket edeceği kişinin özgür seçim hakkına bırakılmaz. Mesela yaşadığı ülkenin vatandaşlık haklarına sahip olmayan bir birey o ülkedeki birçok çalışma olanağından veya hukuki haktan mahrum kalabilir. Bu durum kişinin hareket alanını daraltır. Bakıcılık hizmetinin olması kadının çalışma hayatına girmesinin yolunu açabilir ve kadına çalışabilmesi için seçim hakkı doğabilir. Sosyalizasyonun etkisi ve kaynaklar çocukların yetişme koşulları, sahip olabilecekleri kültürel çevre ve beceriler kişinin yaşamı boyunca vereceği kararların çerçevesini çiziyor.

     Kişiler seçimlerini yaparken onların kültürleri, inançları, sosyalizasyon süreçleri ve cam tavanlar karar vermelerinde onlara yön verebilir veya onları kısıtlayabilir. Almak istediği karar sosyal çevresi tarafından hoş karşılanmayacak ise kişi bu karardan vazgeçebilir. Muhtemelen aşık olacağımız kişi bile belli bir sosyal çevrede yetişmiş, belli bir etnik kökene ve ekonomik gelire sahip bireyler arasından seçilecektir. Toplum tarafından empoze edilen yargılar özgür seçim hakkımıza kota koyar. Sonra da evleneceğimiz kişiye kendimizin karar verdiğini düşünürüz.

KAYNAKÇA

ZYGMUNT,BAUMAN(2016)SOSYOLOJİK DÜŞÜNMEK.İSTANBUL:AYRINTI YAYINEVİ

ELMAS AYÇA KILINÇ

AYÇA KILINÇ

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla