KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI : BİR BAŞKOMİSER NEVZAT POLİSİYESİ

‘’ENSEDEN TEK KURŞUN, KIRMIZI KADİFEDEN GÖZ BAĞI, KESİLEN SAĞ KULAK, OLAY YERİNE BIRAKILAN OYUNCAK.’’

Ahmet Ümit, 2015’de çıkardığı, İttihat ve Terakki dönemini konu alan romanı Elveda Güzel  Vatanım’dan sonra, bir Başkomiser Nevzat polisiyesi ile tekrar okurla buluşuyor. Başkahramanımız Nevzat ve yardımcıları komiser Ali ile kriminolog Zeynep, bu defa Körebe lakaplı bir seri katilin peşine düşüyor. Klasik bir whodunit romanından fazlası olan Kırlangıç Çığlığı, ‘’Katil kim?’’ sorusunun yanı sıra, ‘’Katil neden öldürüyor?’’ sorusunun da cevabını arıyor.

‘’SERİ KATİLLER İÇİN RİTÜEL ÇOK ÖNEMLİDİR.”

Körebe, 2012 yılında 12 kişiyi öldürmüş ve bu cinayetlerde, kendi oluşturduğu ritüele sonuna kadar sadık kalmış profesyonel bir katil. Aradan 5 yıl geçtikten sonra tekrar ortaya çıkıyor ve cinayetleri çözmek tabii ki Başkomiser Nevzat’a düşüyor. Körebe, kurbanlarını enselerinden tek kurşunla öldürüyor, gözlerine kırmızı bir kumaş bağlıyor, sağ kulaklarının yarısını kesiyor  ve kurbanları özellikle çocukların bulunduğu oyun parkları, müze ve kreş gibi yerlere bırakıyor. Öldürdüğü kişilerin ise bir ortak özelliği var: Hepsinin çocuk tacizcisi olması. Peki bu 12 sayısı neyi ifade ediyor? Neden kurbanlarının sağ kulağını kesiyor? Nasıl arkasında tek bir ipucu bile bırakmadan 12 kişiyi öldürebiliyor? Kusursuz cinayet yoktur felsefesi ile başladığımız hikayede yazarın bıraktığı ipuçları, okurun zihnini sürekli meşgul ediyor.

 

Ahmet Ümit,  romanın çerçevesini oluşturan Körebe cinayetleri üzerinden, Türkiye’nin son 5 yılda gündemine iyice oturmuş  çocuk tacizlerini ele alıyor. Toplum olarak, erkek ve kız çocuklarını istismar eden suçluların elini kolunu sallayarak sokaklarda dolaşmasına alışınca, kurgusal bir dünyada bile olsa onların cezalandırıldığını görmek okurda garip bir his uyandırıyor. Ali ve Zeynep’in bu konulardaki karşıt görüşleri ise, iyi-kötü kavramına geniş bir parantez açmış oluyor. Ali, ‘’Kötü,kötüdür. Onu düzeltemezsin.’’  derken Zeynep daha hümanist bir yaklaşımla, önemli olanın toplumu iyileştirmek, insanın ruhunu yüceltip sapıklığı ve suçu ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor. Yazar bu noktada psikoloji ve sosyolojinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Suçun neden işlendiğini anlayamazsak, onu nasıl ortadan kaldırırız?

‘’GÖÇMEN SORUNU VE YERALTI DÜNYASI”

Yazar, Körebe cinayetleri daha da karmaşık bir hal alırken hikayede bize yeni bir cephe açıyor : Göçmen sorunu ve yasa dışı organ ticareti. Bize bu cepheyi açan kapı ise Başkomiser Nevzat’ın sevgilisi Evgenia. Kendisi bazı zamanlar Tatavla adlı meyhanesinde, Suriye’den İstanbul ‘a gelmiş Medeni ve ailesini konuk ediyor. Kızını, kardeşini ve tüm mal varlığını savaşta kaybetmiş olan Medeni, yeğeni Fahhar kaybolunca çareyi Evgenia’nın sevgilisi Başkomiser Nevzat’ta arıyor. Fahhar’ın kaybolmasıyla başlayan süreç, bizi sıkça duyduğumuz ‘’yeraltı dünyası’’na kadar götürüyor. E, yeraltı dendiğinde Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’nden hatırlayacağımız Janti Cemal de tekrar çıkıyor karşımıza. Fakat bu defa  Başkomiser Nevzat’ın karşısında değil yanında yer alıyor.

Hikayenin alt metinlerinden birini oluşturan göçmen sorununun Evgenia ile başlaması bir rastlantı değil. Kendisi de bir göçmen, Rum göçmeni. Konuya ilişkin olarak kitaba ismini veren kırlangıç kuşları ile ilgili şu pasaj da oldukça manidar: ‘’Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış.’’

‘’DOĞRU NEYDİ, YANLIŞ NEREDEYDİ ?

Kızı Aysun ve karısı Güzide’yi yıllar önce bir patlamada kaybetmiş olan Başkomiser Nevzat, yine gerek rüyaları gerekse çarpıcı monologları ile kişisel geçmişini günümüze bağlıyor. Ona hem acı hem de mutluluk veren hatıralarla yaşayan kahramanımız, meslek hayatının bu dönemlerinde, insan doğasını daha çok sorgulamaya başlıyor. ‘’Doğruluğundan emin olduğum düşüncelerin hayat karşısında paramparça olduğunu görmek çok yıpratıcı.’’ Başkomiser, hikaye boyunca doğru-yanlış, merhamet-acımasızlık gibi zıtlıkları kendi terazisinde tartmaya çalışıyor. Polis olmanın getirdiği vicdani sorumluluğu ise şu cümleleriyle açıklıyor: ‘’Bizim yaptığımız yanlışların bedeli çok ağır. Bizim yanlışlarımız, insanların hayatlarına mal oluyor.’’

12 sayısının peşine düşerken Başkomiser Nevzat’dan Sipsi İsmail’e, komiser Ali’den Körebe’ye kadar karakterlerin karanlık sırlarını öğreniyoruz. Kimisi geçmişiyle yüzleşemeyecek kadar zayıfken kimisi bu zayıflığını yenmek ve özgürleşmek için kendisiyle bir mücadeleye girişiyor. Tüm bu olaylar yaşanırken okura hep aynı soruyu yöneltiyor yazar: ‘’Hakikat nedir, nerededir?’’  Yine İstanbul’un bozulan tarihi dokusundan, beton ve plastikle büyüyen mimarisinden dem vuran usta yazar, okuruna ters köşe yapmayı da ihmal etmiyor. ‘’Gerçek, kitaplarda yazılanlardan, bütün o karmaşık teorilerden çok daha basittir.’’ Sözü ile de Agatha Christie’nin Beş Küçük Domuz romanında geçen ‘’Hayatta karşılaşılan sorunlar modern kitaplardan öğrenilen felsefe kırıntılarıyla çözümlenemez.’’   Cümlesine şık bir gönderme yapıyor.

Konusunu çocukların istismar edilmesinden, organlarının satılıp ölüme terk edilmesinden alan Kırlangıç Çığlığı’nı okurken, şair İsmet Özel’in şu dizeleri çarpıyor kulaklarımıza:

Yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan

Yıllardır balçıklı bir hayvan çeperlerimizde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir