Site Loader

 

Nedense hep, kendi sanatsal yolculuğumla, dünyanın sanatsal yolculuğunu benzetmişimdir. Kendi
arayışlarımı düşünüce; soğuk bir mağarada elindeki iki taşı birbirine vurarak kopan parçalara bakan,
onları etrafında gördüğü bir şeylere benzetmeye çalışan bir adamın motivasyonunu da hiper-realist
resimler çizen birini de, bir minimalisti de anlamak zor gelmiyor, hatta çok iyi anladığımı
söyleyebilirim.

Çocukken bana havalı gelen bir laf duyduğumdaki tepkilerim ya da şimdi yüzümü ekşittiğim kötü
pop şarkılarına eşlik edişim gözlerimin önünde ve beni çeken şeyleri bugün analiz edebildiğim
kanaatindeyim. Öncelikle şu var ki; onlar basittiler, sadeydiler. Zaten sade olmasalardı anlayamazdım.
Çok az pop şarkısı ağdalı ve gerçekten sanatlı bir dil üzerine kurulur, bir kamyonun arkasına Fuzili’den
bir beyit yazmazlar çünkü anlaşılmaz. Sanatın kendisi bir dildir, bir kodlama, imleme işidir, zaten bu
yüzden de sanat göstermek değil gizlemektir. Bir bulmaca bırakıp çözülmesini beklemektir. Bana 6
yaşındaki bir çocukken pop şarkısı dinlettiren ilk şey buydu, anlayabiliyordum, o bulmacayı çözmeye
muktedirdim ve bu bana keyif veriyordu.

İmkan ve iktidar; insanın en büyük iki arayışı. Çok uzunca bir süre “bu zevk aldığım bulmacaların”
daha zorunu ve daha da zorunu çözmeye çalıştım. Ne kadar zor, anlaşılması güç ve karışıksa bana o
kadar zevk vereceğine inandım. Bu hezeyan içerisinde, etten kemikten oluşumdan kopmuş, sürüklenir
bir hale geldim. Hissetmiyordum, sanata kalbimle değil beynimle ve beynimin yarattığı formel
mekanizmalarla yaklaşıyordum. Zaten uzunca bir süre sanatçılarda böyle yapmışlardı. Bir resmi
çizerken kumaşı ya da eli tuvale, gerçeğine yakın vaziyette aktarmanın zorluğunu görüp, saatlerce
değişik pozlarda eller ve değişik ışıkların altında kumaşlar çizmişlerdir. Güzelliği eserlerindeki
“doğrularla” resmetmek onların yegane ereği olmuştur.

Sanki şiirde bir kelime aynı anda iki değil de üç farklı manayı işaret ettiğinde onlar daha yüce şairler
olacaklarmışçasına bildikleri bütün dilleri, bütün kelimeleri tarayıp şiir yazmaya çalışmışlardır. O şiiri
okuyan bir “münevver” de bu kelimenin işaret ettiği üç manayı da bulursa büyük bir kıvançla kendine,
kendini övebilmek gibi bir armağanı verebilir.

Ama bugün görüyorum ki entellektüel olmak sadece bilmekle değil aynı zamanda unutmakla da
olan bir süreç. Asla kendi sanatsal hayatımdaki nihai zirveye filan ulaştığımı iddia etmemekle beraber
tamamen kalbimi ve ruhumu özgür bırakmış durumda olduğumu biliyorum. Hislerime normatif değil
pozitif gözlerle bakmak için her şeyi yapıyorum. Picasso’nun o meşhur sözünü bilmeyen yoktur; “bir
çocuk gibi resim yapabilmek için ömrümü harcadım.” Ben de bugün şunu söyleyebilirim ki bir
çocuğun, arkadaşının çizdiği bir resme baktığı andaki heyecanını yaşayabilmek için ömrümü
harcayabilirim. Artık büyükler ve onların bütün o büyük dertleri; şaşa, caka, çalım, janjan, âfi ya da her
ne derseniz deyin; biraz fazla, biraz bayağı, biraz banâl, biraz Kitsch!

Hüseyin Tosun

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla