Klasik Dönem Tragedyası ve William Shakespeare

17. yüzyıl ortalarında kuramsal dayanağı olan Rönesans hareketlerinin etkisiyle ortaya çıkan Klasisizm hareketi William Shakespeare’in etkilendiği bir akımdır. Fakat dönemin özellikleri göz önüne alındığında ve sanatçının eserleri incelendiğinde Klasisizmin kuralcı ve katı tutumunu dönemin diğer sanatçıları kadar ciddiye almadığı görülür. Bir başka deyişle klasik dönem sanatçısı olmasına rağmen Shakespeare romantik döneme geçişe sağlam bir zemin hazırlamıştır. Eserlerinde romantizm akımının etkileri de görülmektedir. Bu etkileri göstermek adına sanatçının başarılı olduğu bir tür olan trajedi örneklerini inceleyeceğiz; Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Kral Lear ve Julius Caesar gibi oyunlar en çok bilinen önemli trajedi eserlerindendir.
Shakespeare, klasik dönemin getirdiği mükemmeliyetçiliği, dilin akıcı ve şiirsel kullanımını bana göre başarılı bir şekilde kullanmıştır. Onun eserlerinin romantizme yaklaştığını düşündüğüm en önemli özelliği klasisizmin trajediyi oluşturmadaki kuralı olan üç birlik kuralına yani mekân, zaman ve konu bütünlüğüne uymamasıdır. Bir diğer önemli özellik ise merkeze alındığı ve akla uygun kararlar verebilme yetisidir. Fakat birazdan inceleyeceğimiz eserde göreceğiz ki bu bazen geri planda kalacak.

“Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar. Ölümleri olur zaferleri, öpüşürken yok olan ateşle barut gibi…”
(Romeo & Juliet)

Belkide tarihin en güzel aşk tragedyalarından biri olan Romeo ve Juliet tıpkı bu replikteki gibi bir şiddetle başlamış ve bir yok oluşla bitmiştir. Birbirlerine düşman iki ailenin, bu düşmanlığı birbirine kavuşamayan iki gencin intiharı ile son bulmuştur. İki hayatın yok oluşu ezeli düşmanlığı da bitirmiştir.

Konuyu kısaca özetleyelim: Şehrin soylu ailelerinden Montague ve Capuletler birbirlerine besledikleri bitmek tükenmek bilmeyen kin ve nefret çokça kanın dökülmesine sebep olmuştur. Bu ailelerin çocukları Romeo ve Juliet ise birbirlerine âşık olurlar fakat aradaki düşmanlık bu aşkın önünde büyük bir engeldir. Onlara yardım edebilecek tek kişi olan rahibin yardımıyla gizli bir nikâh kıyarlar. Bu nikâhın iki tarafı yumuşatacağını ve küslüğün son bulacağını düşünselerde işlerin planladıkları gibi gitmeyip çığrından çıkması onları korkunç bir sona sürükler. Juliet’in kuzeni Tybalt’ı öldüren Romeo sürgün ile cezalandırılmıştır. Öte yandan Juliet hiç istemediği bir adamla evlenmenin eşiğindedir. Bu noktada tekrar rahip ön plana çıkar ve Juliet’e onu iki gün boyunca ölü gibi gösterecek bir iksir içirir. Böylece onu evlilikten kurtaracak ve Romeo’ya haber verip onun geri gelmesini sağlayacaktır. Juliet’in iksiri içmesiyle ailesi tarafından öldüğü düşünülüp evlilik konusu aşılsa da rahibin Romeo’ya yazdığı mektup zamanında ulaşmamıştır. Döndüğünde sevgilisini ölü olarak bulan Romeo da zehir içerek kendini öldürmüştür. Juliet uyandığında yanı başında Romeo’yu o şekilde görünce hançeri kalbine saplayarak bu kez gerçekten hayatına son vermiştir.

Eseri incelediğimizde karakterlerin kararlarını akıl ve mantığı göz önünde bulundurmaktan ziyade duygularına göre hareket ettiğini görmekteyiz. Juliet’in Romeo’ya duyduğu derin aşk onu hiç bilmediği bir iksiri içmeye itmiştir. Bu noktada onun aşkı için hayatından vazgeçebileceğini görmekteyiz. Bu özellik klasik dönem özelliğinden çok duygunun ve duygusallığın konu alındığı romantik dönem özelliğinden kaynaklanmaktadır. Yine eser klasik dönem tragedyaları aksine üç birlik kuralına uymaz. 24 saati aşkın bir zaman dilimi ve farklı mekânlar görülmektedir. Konu genel olarak Romeo ve Juliet’in aşkı olsa bile ancak nadir olarak farklı konulardan da bahsedilmiştir. Shakespeare’in bu eserinde aktarmak istediği düşünce gerçek aşkın engel tanımadığını, koşulsuz ve her şeyden üstün olduğudur ve büyük ölçüde amacına ulaşmıştır.

Yazar: Öykü Yufka

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir