Site Loader

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ölçütüydü bu… Sorardı o: “Paris’tesin, açsın cebinde elli frangın var… Ne yaparsın? Karnını mı doyurursun? Sinemaya, son günlerin en iyi filmine mi gidersin? Kitap mı, yoksa küçük bir tıpkıbasım mı (reprodüksiyon) alırsın, müzeye mi gidersin?” Eklerdi sonra: “İşte o yaptığın senin kültüründür.”

Mimar Cengiz Bektaş’ın kitabında yer verdiği bu anekdot, kültürel kirlenme ve mimarlık arasındaki gerilimli ilişki üzerinde konuşmak için uygun bir altlık oluşturmaktadır. Buradan bakınca, pek çokları ruhsal doyumunu göz ardı edip fiziksel açlığını giderme eğiliminde olacak, bazıları gündemin ucundan tutabildiğini ispatlama gayretiyle, sosyal mecrada paylaşım yapabilecek filme gitmeyi tercih edecek,  kimileri uzun zamandır aradığı kitabı ya da basımı temin edecek, azınlık kesim ise gezmeye ve görülmeye değer bir müze ziyaretinde bulunacaktır. Söz konusu kişi, grup veya topluluk, kültürel seçimini kendi yapacak; kültür denen geçmiş yaşayıştan devreden değerler sistemine ne kadar sarılsa da onu serbestçe kendi istediği parçaları bir araya getirerek gerçekleştirecektir. Bu noktada kültür yorumu, belirli insan topluluğu tarafından fiilî bir hareketle belirlenen davranışlar bütünü değil midir?

Benzer bakış açısıyla, kültür kavramının söylemden öte “eylem” odaklı vurgusu için Amerikalı kültür tarihçisi Will Durant’ın “İnsanlığın Kültür Tarihi” başlıklı eserinde yer verdiği kültür tanımına işaret edilebilir: “Kültür, yaratıcı eylemi elverişli kılan toplumsal düzendir.” (Cemal, 2014). Bu tanım üzerinde düşünüldüğünde, her şeyden önce kültür ile geçmişten günümüze katmanlaşan bilgi yığılmaları ve verili koşullar arasında doğrudan bir benzerlik olmadığı söylenebilir. Buradan temellenen bir anlayışla, örneğin bugün Koca Mimar Sinan’ın beş yüz yüzyıllık (16. yy’dan günümüze) bir bilgi birikimine sahip olunması, yukarıdaki anlamda kültürlü olarak kabul edilmek için, salt olarak yeterli değildir; çünkü bunun için söz konusu bilgi birikiminin, insanlığın yaratıcı eylemlerde bulunmasına imkân tanıyan toplumsal düzene dönüştürülmüş olması gerekmektedir. Zira insan herhangi bir alandaki yaratıcı eylemlerini, ancak bu eylemler için uygun bir ortam sağlayacak toplumsal düzen kapsamında ve o düzenler aracılığı ile gerçekleştirebilir. 

Mimar Sinan’ın büyük yapıtlarındaki birtakım mimari tutumları, onun kültür yorumunu açıkça göstermektedir. Bu durumu en iyi anlatan örnek, İstanbul’daki ilk büyük yapıtı olan Şehzade Cami’nin çevre duvarının en çok önünden geçilen köşesinde, geçmiş kültüre ait kolona yer vermesidir. (Görsel 1). Böylesi önemli bir yapıta, ne gibi içgüdüsel bir davranış ve duygularla yapmıştı bu eklemlenmeyi? Geçmişe hoşgörülü ve özenli davranarak, saygı duyarak ve ötekinin “yerini önceden tasarlayarak” (Bektaş, 1991).


Görsel 1: Şehzade Camisi çevre duvarı köşesinde oluşturulan nişe yerleştirilen geçmiş kültüre ait kolon

Benzer bir anlayışla, Sinan’ı “kültürlü” addedebilecek bir başka yaklaşımı, Selimiye’nin koruma duvarında oluşturduğu özel nişe eskiçağ kolonunu aynı özenle yerleştirmesidir (Bektaş,1991). Sonrasında bu kolonun hemen yanına dikilen posta direği,  bu ölçüde bir incelik ve itina gösterilerek yapılan bir tasarımın, özgün dokusunu bozmuştur (Görsel 2).

Görsel 2: Selimiye Camisi dış duvarı köşesinde oluşturulan nişe yerleştirilen
geçmiş kültüre ait kolon ve sonrasında yapılan posta direği

Kültürel açmazın mimari açılımlarına, geçmişte olduğu gibi, içinde yaşanılan şu günlerde dahi tanıklık edilmektedir. Bu anlamda bir kültürel yıkım, artık tam bir çıkmaza dönüştüğü –içinde bulunulan toplumsal düzenin herhangi bir biçimde çalışmadığı- noktada, o geçmişten alınan devri miraslar üzerinde, değer azaltma gücüne ve etkisine sahip olmaktadır. İşte o zaman, o geçmişin temelini baltalayan süreçte, mimarlık özelinde, tarihi tahribatların oluştuğu ve yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Bu saygısızlık, hem en olmaması gereken kişiye mimarlık tarihinin en değerli şahsiyetlerinden olan Mimar Sinan’a ve en olmaması gereken yere Mimar Sinan Türbesi’nin duvarlarına yapılmıştır. Kamuoyu tarafından büyük tepki çeken bu müdahale, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ekipleri tarafından eski haline getirilmiştir (Görsel 3).

Yalnız bu yapıya (Mimar Sinan’ın türbesine) böyle olmadı; mevcut pek çok tarihi mimari yapıta da böyle oldu… Bu özellikle, yukarıdaki örneklerde de görüldüğü üzere, mimari tasarımların ve müdahalelerin en “kültürlü” davranan kişisine, Koca Sinan’a yapılması bakımından, vahim bir durum olarak değerlendirilebilir. Nitekim kültürü de, kültür yapıtını da, kültürün kendisi ve kültürlü kişi/toplum korur!

melike nur saraylı

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla