KÜRKLÜ VENÜS KİTABINA ESTETİK BAKIŞ

Leopold Von Sacher-Masoch, Avusturya-Macaristan’a bağlı Lemberg’de (Galiçya, bugünkü Lviv- Ukrayna) 1836 yılında doğar. Bir kuşak öncesi Slav kökenli, İspanyol ve Bohemyalıdır. Ataları Avus- turya-Macaristan İmparatorluğu’nda devlet memuru olarak görev yapmıştır. Masoch doğup büyü- düğü Galiçya’da, değişik diller ve kültürlerle tanışma ve bir arada yaşama olanağı bulur. Çocukluğunda tanık olduğu isyan ve hapishane sahneleri onda derin izler bırakır. Lemberg’in belediye başkanı olan babası, polis müdürü olarak Prag’a atanınca, Prag’da hukuk eğitimi alan Masoch, babasının Graz’a atanmasıyla Graz’da da tarih öğrenimi görür. Graz Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra aynı üniversitede, çok genç yaşta doçent olarak tarih hocalığı yapmaya başlayan Masoch edebiyata tarih romanları yazarak başlar. 1859 yılında yayınlanan ilk romanı Graf Donski’den sonra 1860 yılında yayınlanan Der Emissör adlı romanı büyük başarı getiren Masoch bu romandan sonra akademik hayatını sonlandırıp yaşamını yazarak sürdürme kararı alır.1869 yılında yazdığı, 1870 yılında bastırdığı kitabı Kürklü Venüs’ten (Venus im Pelz) sonra 1870 yılında yazdığı Die Geschiedene Frau’nun yankıları Amerika’ya kadar ulaşan Masoch, daha sonra çeşitli öykü derlemeleri ve romanlar yazmaya devam eder. Tüm kitaplarını ,”Kabil’in Vasiyeti” olarak bu isim altında toplayan Masoch, bu şekilde sistematik olarak aşk, mülkiyet, para, devlet, savaş ve ölüm konularını işlemeyi amaçlar. Yapıtlarının tamamı, im- paratorluk içindeki azınlıklar, ulusal topluluklar ve devrimci hareket sorunlarının izlerini taşır: Galiçyalı larla, Yahudilerle, Macarlarla, Prusyalılarla ilgili öyküler anlatır. Tarım komününün örgütlenmesi ile köylülerin Avusturya yönetimine karşı ve özellikle de yerel mal sahiplerine karşı çifte mücadelesini sıklıkla dile getirir. Dolayısıyla yazarken de iktidarın şiddetine maruz kalarak aşksız, parasız, mülksüz bir hâlde yitip giden tüm insanları sembolize edecek bireylerin hikâyelerini kaleme alır. Etkilendikleri arasında Goethe, Puşkin ve Lermontov sayılır. Masoch’un kendine ise Küçük Rusya’nın Turgenyev’i denilir. ” Kabil’in Vasiyeti” serisinin ilk konusu aşktır. Masoch’un aşk üzerine yazdığı ilk kitabı ise aynı zamanda en bilinen romanı olan Kürklü Venüs’tür. Önce 1861 ve 1865 yılları arasında ilk mazoşist ilişkisini Anna von Kottwitz’le yaşar. Masoch’un karakterinde ki mazoşizmin izlerini en net, en açık şekilde ortaya koyduğu Kürklü Venüs eserini ise altı ay süreli bir “kölelik sözleşmesi” imzalayıp, İtalya gezisine köle ve uşak olarak eşlik ettiği Fanny von Pistor ile olan ilişkilerinden hareketle kaleme aldığı bilinmektedir. Masoch’un karşı cinsle olan iliş- kileri üzerine başlıca bilgiler 1873 yılında evlendiği ve ilk karısı olan, Wanda takma adını kullanan Auro ra Rümelin’in yazdığı kitaba dayanır. Masoch’un cinselliğe yönelik özel zevkleri arasında partneri ile kontrat imzalayarak kendini kırbaçlatmak, aşağılatmak, kendini kovalatmak, yakalatmak, kendine ceza verdirmek, partnerini başkalarıyla paylaşmaya razı olmak vardır. Ayrıca ayıyı ya da haydutu oy- namak, kürklü ve eli kamçılı, etli butlu bir kadın tarafından kendini avlatmak, bağlatmak, uşak kılığına girmek, fetişler ve farklı kılıklar edinmek, küçük ilanlar vermek, gerektiğinde sevdiği kadını fahişeleş- tirmek de fantezileri arasındadır. Bu sebeple Kürklü Venüs kitabında ki Severin’i, Masoch’un bir ben- zeri varsaymak doğru olacaktır. Çünkü kitap otobiyografik öğelerle doludur. Zira Severin tıpkı Masoch gibi kitabın diğer kahramanı olan Wanda adlı kadına bir kölelik sözleşmesi ile kendini teslim eder. Bu andan itibaren Wanda’dan beklentisi onun tarafından aşağılanmak ve onun verdiği tüm acılardan zevk almaktır. İlerleyen sayfalarda mazoşizmin ve adını Marquies de Sade’dan alan sadizme yönelik bilgiler yer alacaktır. Ek olarak Masoch’u Marquies de Sade gibi felsefe yapan biri olarak görmek pek olası değildir. Çünkü Masoch’un özellikle bu kitabı edebi anlamda güçlü bir yapıttır. Konusunu gerçek- liğinden alır ve bu anlamda Sade ile karşılaştırıldığında daha gerçekçi kalır. Romanda ele alınan yoğun kurgu mazoşizmin ve sadomazoşist ilişkilerin dinamiklerinden söz ettiği için tıbbi anlamda da yol gös- terici sayılmıştır. Bu cinsel eğilimin cinsel bir davranış olarak yaygınlığını saptamış Avusturyalı bir psiki- yatrist olan Richard Freiherr von Krafft-Ebing’in, Psychopathia Sexualis isimli kitabında bu cinsel eğili- mi tanımlamak için Masoch’un adını temel almasına neden olur: Masochism. Fakat Masoch’un kendi adının cinsel bir sapkınlığın ifadesi olarak kullanılması hiç hoşuna gitmez. Çünkü yaşanılan dönem iti- bari ile de anlayışlar günümüzden farklıdır. İnsanlar üzerinde sansürün ağır bir etkisi vardır. Bu sebep- ten Masoch Kürklü Venüs kitabında anlatımına dikkat eder. Aşırı açık bir dil kullanmaz. Yanı sıra mitolojiden, felsefeden, resimden bahsederek kırbaç darbelerinin izlerini azaltır. Fazla betimlemez ve göstermez. Ebing’ten sonra Viyanalı Psikanalist Isidor Sadger, “ Sado-Mazoşist Kompleks Üzerine” isimli makalesinde Sado-Mazoşizm terimini ilk defa kullanmasıyla Masoch’un adı Sade’ın yanına eklenerek bir dizi psikopatolojinin genel adı olarak psikiyatri literatürüne geçer. Sado- Mazoşizm terimi içsel bir bütünlük taşır. Yani klinik açıdan birbirinin bütünleyicisidirler. Fakat yazım anlamında birbirinden farklı iki isimdir: Sade ve Masoch. Çünkü iki yazarın da dili, kaygıları, arzuları, söylem ve eylemleri birbirinden çok farklıdır. Örneğin, her ne kadar iki yazarın yapıtlarında saldırganlık gerekli bir unsur olarak kullanılsa da temel fark şuradadır: Sade iktidar sahibinin, eziyet edenin dilini kullanıp, mazur gösterirken Masoch eziyet edilenin yani kurbanın dilini kullanır. Bu nedenle Sade’ın metinlerin- de arzu, istek çoğunlukla fiziksel bir durumken Masoch’un metinlerinde daha çok bir ruh hâli şeklinde sunulmaktadır. Sade bedeni parçalara ayırıp betimlerken Masoch bu tarz somutluklara inmeden, yer yer buğulu anlatımlara başvurur. Sade buyurgan dilini , felsefesinin kanıtı gibi sunarken Masoch’un öyküsel anlatımının ikna edici işlevi vardır. Kürklü Venüs bunun en iyi örneğidir. Severin bu yapıtta kendi benlik ve kimlik oluşumunu inşa ederken toplumda önemsenen bir şeyi askıya alır: Erkek çocuğun psikoseksüel gelişiminde baba ile özdeşleşip baba hukukunu devam ettirmesi beklendiği noktada Severin, Wanda ile olan ilişkisinde sosyal yönden erkekten beklenen rol ve sorumlulukları yerine getirmez. Bununla birliktde Sade’ın, Juliette adlı eserinde kadın bir kahramanı cinsel yönden aktif göstermesinin yanında Masoch yarattığı Wanda karakteri ile dominatrix tipi yazın dünyasına katan ilk yazar olur. Öte yandan Masoch, cinsel sapkınlıklarını açık yaşamasına rağmen Sade gibi toplum ve yasalar tarafından suçlanmayıp tam tersi bir şekilde Fransa’daki yayınevlerinin, öykü ve romanlarını yayın- lamak için rekabet ettikleri saygın ve ünlü bir yazar hâline gelir. Fransa’da Hachette ve Flammarion roman ve öykülerinin çevirilerini yayınlamışlardır. En son 1886 yılındaki Paris gezisinde Le Figaro gibi önemli ulusal gazetelerin övgülerine layık olur. Daha sonraki yıllarını yazdıkları unutulmuş ancak adı sapkınlıkla anılan bir yazar olarak geçiren Masoch 1895 yılında kalp yetmezliğinden ölür. Masoch’a ilişkin önemli kişisel kronolojik bilgiler kısaca şunlardır: Tam adı Leopold Ritter von Sacher-Masoch’dur. “Ritter” den de anlaşılacağı üzere bir şövalye ailesinin üyesi olarak 1836 yılında doğar. Beş kardeşin en büyüğüdür. Babası Leopold von Sacher, annesi Char- lotte von Masoch’dur. Karpatlar Ukrayna’sı olarak da adlandırılan Ruthenya kökenli sütannesinin etki- sinde kalır; anadili Ruthenyaca, sonraları Polonyaca ve Fransızca öğrenir.1845 yılında ilk tecrübesini yaşadığını ve çok zevk aldığını belirtir: Zenobia teyzesi tarafından kamçılanmıştır. 1848’de babasının görevi dolayısıyla Prag’a göç eder. Devrimi ve Prag’ın kuşatılmasını yaşar. Almanca öğrenir. 1859 yılında Avusturya’nın İtalya’ya karşı yürüttüğü savaşa gönüllü subay olarak katılır. 1871’e gelindiğin- de Graz’a yerleşir. Aktris Caroline Herold ile ilişkiye girer. Kızı Lina doğar. Kendisine “Wanda” adını takan ve 1873 yılında evlendiği Aurora Rümelin ile yazışmaları ve yoğun edebi yaratıcılık dönemi bu ilişkiyle başlar. 1874’te Oğlu Alevander’ın doğumu ve babasının ölümü yaşanır. 1876’da başladığı eserleri bitirmesi için Wanda tarafından bir odaya kilitlenir.Muhtemelen 1877’de Bavyera Kralı II.Lud- wig ile anonim yazışmaları bu döneme rastlar. 1881’de parasızlık nedeniyle Leipzig’e göç eder ve bu- rada kendi dergisini kurar. Yazarlığında yirmi beşinci yılını doldurması nedeni ile Onur Lejyonu madal- yasına layık görülür. Wanda adına borç yapar. Oğlu Alexander’i kaçırır. 1884’te Alexander tifodan ölür Masoch boşanmak için başvurur. 1885 senesinde mali zorluklar sebebiyle dergiyi kapatır. Evlenmek istediği Hulda Meister ile birlikte yaşamaya başlar; fakat Wanda boşanmaya karşı çıkar. 1886 yılında Hulda’dan kızı Olga doğunca Wanda’dan boşanır. Ardından 1887’de kızı Marfa ve 1889’da da oğlu Ramon dünyaya gelince 1890’da Hulda ile evlenir ve çocukları üzerine alır. Mali zorluklar sebebiyle Mannheim’e gider ve orada editör ve tiyatro eleştirmeni olarak çalışır. 1892’de otobiyografik romanı Entre Nous’u yazmaya başlar.
Marquies de Sade kimdir? Sadizm ve Mazoşizm Nedir? 1740 doğumlu Fransız aristokrat ve felsefe yazarı. Erotik edebiyatın önemli yazarlarındandır. Genellikle sert pornografik yazılarıyla bilinir. Yaklaşık yirmi dokuz yılını hapishanede, on üç yılını akıl hastanesinde geçiren Sade 1814’te yaşama veda eder. Önemli eserleri arasında Sodom’un 120 Günü, Justine, Juliette, Sade’ın Kayıp Günlüğü, Yatak Odasında Felsefe sayılabilir. Sadizme adını verme nedeni sadist söz ve edimlere kitaplarında sıkça rastlanmasıdır. Yazılarında ahlâki değerlere yasalara, dine ağır eleştiriler getirmesiyle tanınır. Çalkantılı bir hayatı vardır. Evliyken kadınlarla birlikte olmaya devam eder. Bir hayat kadınını kaçırıp taciz etmekle suçlanır. Bu tarz sebeplerden dolayı birkaç defa hapse girer. Ailesinin araya girmesiyle akıl hastanesine kapatılır. Orada on üç yaşında bir çalışanla birlikte olur. Tiyatro oyunları yazar. Ancak oyunları yasaklanır. Sadizm: Karşısındaki kişiye acı vermek veya eziyet etmekten seksüel haz duymanın adıdır. Sadist eylem sırasındaki fiziksel zarar sınırı genellikle semboliktir. Ancak bazı durumlarda ciddi yaralan- malara ve hatta öldürmeye kadar gidebilir. Mazoşizm: Kişinin hakaret edilme, dövülme, bağlanma, kırbaçlanma ya da başka bir biçimde ızdırap çekme eylemi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışla- rının tekrarlayıcı biçimde ortaya çıkmasıdır. Marquies de Sade Kürklü Venüs’ün Konusu Ve Olay Akışı Üzerine Severin adlı mazoşist bir gencin kaldığı yerde tanıştığı Wanda adlı genç, güzel bir dul ile olan aşk ilişkisini, bu bağlamda gerçekleşen arzuları, hayalleri ve acıları anlatan Kürklü Venüs’ün olay akışı şu şekildedir: Severin’in üç yıldan beri arkadaşı olan bir gencin rüyası ile başlayan kitabın ilk cümlesi “Çok kibar bir hanımla beraberdim.” şeklinde etkiliyici bir girişi barındırır. Kitap daha ilk sayfada naif, anlaşılır anlatımı ile okuyucuyu içine çeker. Genç rüyasında şöminenin karşısında bir koltuk üzerinde, üstünde büyük bir kürk ile uzanmış güzelliği ve ihtişamı ile göz dolduran Venüs’ü görür. Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası olan Afrodit’in Yunan mitolojisinde ki karşılığı Venüs’tür. Venüs’le aralarında tarih boyunca süregelen kadın erkek ilişkileri ile aşk üzerine konuşmalar geçer. Venüs erkeğin arzula- yan kadının ise arzulanan olduğunu ileri sürerken kadının kendini hemen teslim etmemesi erkeğin kadına daha çok tapmasına fırsat verir derken Helena, Delilah, II.Katherina ve Lola Montez’den örnekler verir. Rüyasından uyandırılan genç Severin’e rüyasını anlatır. O esnada bir resme gözü takılır. O resim rüyasında gördüğü Kürklü Venüs’ün tablosudur. Venüs tabloda sol elini kaslı bir erkeğe dayamış ve koyu renkli bir kürkün içinde çırılçılplak uzanmıştır. Sağ ayağı, önüne bir köle, bir köpek gibi uzanmış olan adama dayanmış dururken sağ elinde bir kırbaçla oynar vaziyettedir. Kadının ayak- ları için tabure vazifesi gören bu adam Severin’dir. Severin burdan itibaren önce Titian’ın Aynalı Venüs tablosunu anlatırken ardından kendi yaşamını konu edinen günlüğü arkadaşına okuması için verir. Bu el yazmalarının köşesine Faust’un tanınmış mısralarının bir dizesi yazılıdır. Şeytan olan Mefis- toteles’in sözleridir bunlar: “Sen doğaüstü şehvetli sevgili. Bir kadın aldatsın seni.” Titian – Aynalı Venüs Bu kürke sarınmış kadın Venüs’tür. Bu hâliyle kürke sarınmış kadın gaddarlığın ve despotluğun sembolü hâline gelmiştir. Yine günlüğe geçmeden önce diğer önemli ayrıntı kitap bittikten sonra çok daha iyi anlaşılacak niteliktedir. O da Severin’in mazoşist deneyimlerinden ve Wanda’nın onu terk etmesinden sonra sadist biri olmasıdır. Günlükte şunlar yazılıdır: Yazar kitap boyunca ben dili ile anlatımını gerçekleştirmiştir. Severin küçük Karpat ılıcasında (Ukrayna) yaşayan biridir. Tiyatro, müzik, resim ve edebiyatla amatör olarak uğraşan Severin’in gün- leri sakin geçmektedir. Kaldığı evde ondan başka Lwowlu dul kadın, kâhya Madam Tartakowska, bir köpek ve bir kedi yaşamaktadır. Kahvaltısını hanımeli çardağında yapan Severin Judith adlı kitaptan şu cümleyi okuyunca hayretler içinde kalır: “Tanrı, onu cezalandırdı ve onu bir kadının eline bıraktı.” Kendi kendine şu cümleyi kurar: Peki beni cezalandırması için ne yapmalıydım? Severin’in mazoşist eğilimlerinin ilk işareti budur. Daha da önemlisi böylesi bir ilişki yaşamanın imkansız olduğunu düşün- üp yalnızca hayal kuran Severin bir Venüs heykeline aşıktır. Evinin yakınlarında yer alan mermerden heykelin yanına fırsat buldukça gider. Güzelliği karşısında mest olur. Onun ayaklarının üzerine uzanır. Adeta ona tapar. Günler birbirini bu minvalde takip ederken Lwowlu dul kadın daha çok dikkatini çek- meye başlar. Genç, güzel, alımlı bu dul kadını beyaz elbisesi içinde beyaz katı yüzü, kızıl saçlarıyla görünce Venüs’ü görmüş gibi olur. Lwowlu dul kadın Madam Tartakowska aracılığıyla aldığı kitabı Severin’e geri vermek üzere alt kata Severin’in evine gelir. Aralarında ilginç, çarpıcı konuşmalar geçer. Antik Yunan’ın özgür tanrı ve tanrıçalarından bahsederken, aşka, kadın ve erkek doğasının farklılık- larına, dine ve Hristiyanlığa değinirler. Dul olan Wanda tüm açık sözlülüğü ile şunları söyler: “Doğada, sadece o kahraman zamanların aşkı vardır; çünkü o zamanlar, sadece tanrılar ve tanrıçalar severdi. Aşkı şehvet, şehveti zevk takip ederdi. Bence bunun dışındaki her şey yapmacık, uydurma. Ve günümüzde Hristiyanlık, tüm bu yüce zevkleri hiçe sayarak doğaya ve doğanın masum güdülerine düşman olmamız gerektiğini söylüyor. Ruhun şehvet dünyası ile olan kavgası, çağdaşlığın İncil’idir. Bundan pay istemiyorum.” Burada ek olarak şuna değinmek istiyorum Masoch’la aynı yüzyılda yaşa- yan ancak Masoch’dan yaşça küçük Alman filozof Friedrich Nietzsche Deccal adlı Hristiyanlığa Lanet kitabında Masoch’dan etkilenmiş olabilir. Zira bu kitabında Hristiyanlığın insan doğasına aykırı hare- ket ettiğini, içgüdülerimize, dürtülerimize, cinsel zevklerimize saygı duymadığını ifade eder. Bu anlam- da ona göre insan doğasının karşısında yer alarak akıldan ve bilimden de yoksundur. Wanda ile Severin arasındaki konuşma hararetle devam ederken kadının güzelliği kendine güveni ve söylemleri karşısında Severin karşı koyulmaz bir arzuya doğru çekildiğini hissetmektedir. Nihayet ona tanrıça Venüs deme cesaretini gösteren Severin’e karşılık Wanda ona “kölem olmak ister misiniz? diye sorar. O günden sonra her gün birlikte vakit geçirirler. Severin ona gittikçe aşık olmaktadır. Wan- da da onu sevebileceğini hissetmektedir. Çünkü Severin’de çoşku, derinlik ve ciddiyet görmektedir. Ona göre Severin diğer sıradan erkekler gibi cansız ve soğuk değildir. Severin hayalindeki ideal kadını bulduğunu düşünerek Wanda’ya “karım olmak ister misiniz?” diye sorar. Wanda ise karşılığında hafif- meşrep bir kadın olduğunu ama eğer evlenirlerse evliliğin gereklerini yerine getireceğini söyler. Bu kararı verebilmek adına Severin’e kendisini kazanması için bir yıl verir. Bu bir yıl boyunca karı koca gibi yaşayacak ve birbirlerini tanıma imkanı bulacaklardır. Ancak Severin’in hayalleri ve fantezileri kendisine acı verir. Çünkü o Wanda’yı koşulsuz sevmekte ve ona tapmaktadır. Wanda’nın ayaklarına kapanmakta ona ne istersen onu yapacağım, senin olmak ve sana sahip olmak istiyorum derken Wanda bu boyun eğmeden ve itaatten hoşlanmaz görünmektedir başlarda. Ama Severin’in ısrar- ları ve hayal dünyası onu hem şaşırtmakta hem de ilgisini çekmektedir. Ve Severin’in geçmişini öğrendiğinde onunla sevgililik ilişkisinin dışında efendi köle ilişkisi için ikna olur. Severin’e bu tuhaf- lıklar ne zaman başladı diye sorduğunda oldukça ilginç cevaplar alır. Severin’in karanlık iç dünyası onu daha fazla içine çekmeye başlar. Severin daha çocuk yaşlarda kadınlara karşı hep mesafeli olduğunu, hatta beşikteyken bile sütannesinin sağlık memelerini beğenmediği için keçi sütüyle beslendiğini anne sinden öğrendiğini, kiliseye gitmekten korktuğunu ancak babasının kütüphanesinde yer alan Venüs heykelinin önüne gidip onu seyrettiğini, ona dua ettiğini, dokunduğunu, taptığını, onu öptüğünü ifade ederken şu çok önemli detayı da ekler: Daha on dört on beş yaşlarında iken evlerine teyzesi Kontes Sobol gelmiştir. Kontesi sevmeyen Severin ondan hazzetmediğini açıkça belli eder. Ona karşı yaramaz ve kaba davranan Severin bir gün onun şiddetine maruz kalır. Severin’i aşçı kadın, aşçı yamağı kadın tutup soyarken konteste sırtında kürkü ve elinde kamçısı ile onu kamçılamıştır. Severin merhamet dileyene değin bu devam etmiş ve Severin bundan büyük zevk almıştır. O günden sonra kendi kendi- ne şöyle yemin eder Severin: “Hayallerimdeki acımasız şehvet, bir kültür hâline dönüştü ve bu kültürün kutsal duygularını sıradan bir varlık için harcamayacağıma, bir aşk tanrıçasına saklayacağıma dair yemin ettim.” Severin kürklere duyduğu hayranlığı ise şu şekilde açıklar Wanda’ya : “Çocukken dahi kürkler beni heyecanlandırırdı. Ayrıca onlar sinirli mizacı olan insanları, rahatlatan bir tesirde bulunurlar. İnsanın içerisini en azından aynı tuhaflıkta gıdıklayan ve hiç kimsenin karşı koy- amadığı fiziksel bir cazibedir. Bilim, elektrik ile sıcaklık arasında olan bir bağın varlığını kanıtladı, her ikisinin de insan organizması üzerindeki etkileri zaten aynıdır. Bu sıcaklık, ihtirası ve heyecanı artırır. Kürkün iktidar ve güzelliğin sembolik anlamı olmasını kendime bu şekilde açıklıyorum. Izdırapta tuhaf bir cazibe bulduğumu, ihtirasımı zulümden, özellikle güzel bir kadının sadakatsizliğinden başka körük- yebilecek bir şeyi olamayacağını anlatmıştım. İşte böyle bir ideal kadını kürksüz tasavvur edemiyorum.” Burada kitabın çizimlerini yapan Salvador Dali’den kısaca bahsetmekte fayda görüyorum: Kitap için yaptığı çizimler Kadın ile Koltuk Değneği, Kamçı, Kadın ile Kamçı, Balıkçıl, Mor Çizme, Diz Çökmüş Kadınlar’dan oluşur. Konuya hizmet eden bu desenlerin sahibi Salvador Dali, İspanyol asıllı olup 1904 yılında doğmuştur. Ressam sürrealist akımın en bilinen isimlerinden biridir. Bunun yanında bilimle, heykeltraşlıkla ve sinemayla ilgilenmiştir. 1989 yılında hayata veda etmiştir. Severin’i daha iyi anladığını düşünen Wanda iktidar sahibi iken yapacaklarından tedirgin olmasına rağmen Severin’in isteklerini göz ardı etmez. Ve onun için kırbaçlar ve kürkler alır. Ardından Wanda’ dan şöyle bir mektup alır Severin. “Sevgilim! Bugün yarın ve öbür sabah da seni görmek istemiyorum, akşam olunca yanıma gelmeni istiyorum ve o zaman kölem olarak..” Sahiben Wanda. Wanda Severin’in ısrarlarına rağmen sevdiği erkeğe şiddet, aşağılama, eziyet etmenin kendi doğasına uyduğunu çok düşünmemekle birlikte içinde böyle bir potansiyelin olabileceğini de varsayar. Nitekim Severin’in ciddi olduğuna inanmak için onunla bir sözleşme yapmaya karar verir. Sözleşmenin kural- ları çok açıktır. Severin’in hiçbir hakkı yoktur. O bir köledir. Ve Wanda onun üzerinde sonsuz bir güce sahiptir. Severin bunu heyecanla karşılamasına rağmen kendini tamamen bir kadına teslim etmenin doğruluğu üzerine sorgulamalar yapar. Wanda’nın onu terk etmesinin önüne geçmek için sözleşmeye bu doğrultuda sadakat içeren bir madde konulmasını talep eder. Wanda bunu önce kabul edecektir. Önemli bir diğer nokta ise Wanda ve Severin’in İtalya’ya gitmeleri olacaktır. Bu tarz bir birlikteliğin orada daha rahat sürdürüleceği kanaatinde olan Wanda, Severin’e kendisine uşak olarak eşlik edece- ğini emreder. Böylelikle yolculuk için gerekli hazırlıkları gören Severin Wanda’ya eşlik ederken uşak kıyafeti giyer. Wanda birinci sınıf bir kompartımanda yolculuk ederken Severin üçüncü sınıf kompartı- manda sağlıksız koşullarda seyahat eder. Ayrıca Severin’in her şeyine Wanda tarafından el konulmuş- tur. Gittikleri her yerde Severin, Wanda’nın keyfi için bir hayvan gibi oradan oraya koştururken kal- dıkları otelde de durum değişmez. Wanda şömineli odada kalırken Severin soğuk bir odada kalmak zorunda kalır. Nihayet İtalya’ya vardıklarında Wanda ünlü Cascine’lerin şatosuna yakın bir yerde bir villa kiralar. Ayrıca sözleşmeye göre de Severin’in adı artık Gregor’dur. Sevgili iken Severin diye hitap etmeye devam edecektir. Bunun haricinde o Gregor’dur. Bu noktada şuna değinmekte yarar görüyorum. Zira bu metinlerarası bir okumaya fırsat veriyor. Severin romanın başlarında gördüğü bir sanrıdan sonra kendi kendine şöyle der: “Peki, şimdi ben neyim, küçük bir böcek mi yoksa büyük bir eşek mi?” Acaba onun aldığı Gregor ismi ve bu böcek benzetmesi yazar Franz Kafka’yı etkilemiş olabilir mi? Onun Dönüşüm kitabında kahra- manı Gregor Samsa’nın kendini bir sabah yatağında bir büyük böcek olarak görmesi tesadüf olabilir mi? Kafka eğitimli bir gençti ve okuyan, yazan biriydi. Onun Prag’lı oluşu ve yine Masoch’un da yolu- nun Çek Cumhuriyeti’ne düşmesi arasında bir ilişki olabilir. Yani Kafka Masosh’u sonradan okumuş ve etkilenmiş olabilir. Konunun devamı şöyle gelişir. Severin, Wanda ona eziyet ettikçe ona daha fazla tapmaktadır. Öyle ki onsuz bir hayat tasavvur edemez. Sözleşmeyi Severin’in önüne koyduğunda Severin yine kuşkuya düş- er. Bu durumda hiçbir hakkı olmayan Severin’in yaşamı kadar ölümü dahi Wanda’nın keyfiyetine bırakılmıştır. Üstelik Severin’in eklenmesini istediği sadakat ve Wanda’yı seven bir erkek tarafından kırbaçlanmamak isteği de yer almamıştır. Bunlara ek olarak Severin’in kendi elleriyle yaşamına son vereceği maddesini de Severin’in el yazısıyla yazmasını ve imzalamasını ister. Severin derin bir deh- şete ve korkuya kapılmasına rağmen geri dönemez. Verdiği bir söz vardır. Sözleşme imzalanır. Wanda onu kırbaçlar. Sabana sürdürür, bağlatır. Karşılıklı olarak birbirlerinin isteklerine yerine getirirlerken Wanda bu ilişkiden sıkılmaya başlar. Hatta Severin’e onu artık bir erkek olarak görmediğini dile getirir. Aslında Wanda’nın istediği güçlü bir erkektir. Ve o da erkeğine tapmak onun boyunduruğu altına gir- mek ister. Wanda bir gezi esnasında yakışıklı, zengin bir genç ile karşılaşır. Severin’e onu bulmasını emreder. Severin kıskançlık ve acı içinde denileni yapar. Adı Alexis Papadopolis olan Yunanlı genç tam Wanda’nın aradığı erkektir. Durumu fark eden Severin kölelik sözleşmesinden vazgeçtiğini ifade eden bir mektup bırakarak evden ayrılır. Ancak dayanamaz ve geri döner. Wanda’nın o adamla görüşmesini istemediğini ilk defa sert bir dille dile getirir. Wanda onun bu tavırlarından etkilenmiş hatta onunla evlenmeyi kabul etmiş görünse de farklı bir oyun peşindedir. Zaten öncesinde Severin’i artık sevmediğini belirtmiştir. Artık oradan taşınma kararı aldıklarında Severin büyük bir sevince kapıl- ır. Fakat bir akşam ikisi birlikte iken Yunanlı genç gelir. Severin bağlı hâldeyken gerçeği anlar. Ama ar- tık çok geçtir. Yunanlı onu Wanda’nın ihtiraslı, yüksek kahkahaları arasında kırbaçlar. Ardından onu orada bırakıp uzaklaşırlar. Severin üç yıl sonra Wanda’dan bir mektup aldığında gülümsemesine sebebiyet veren şu cümleleri okur.: “Umarım, kırbacım sizi iyileştirmiştir. Tedavi gaddarcaydı ama oldukça radikaldi.” Günlük burada bittiğinde arkadaşı hikayeden alınacak dersi sorar Severin’e. Severin şöyle cevaplar: “Kendisini kırbaçlatan, kırbaçlanmayı hak eder. Gördüğün gibi kırbaç vuruşları bana iyi geldi, o gül rengi, doğaüstü sis dağıldı. Keşke ben kırbaçlasaydım.” Karakterler, Ortam ve Yazarın Üslubu Üzerine Romanı daha iyi anlamak ve yorumlamak adına karakterlerin özelliklerine, mekanlara ve yazarın üslubuna bakmak gerekmektedir. Romanda Severin’in arkadaşı, Alman bir ressam ve Alexis Papadopolis tiptir. Bu tipler olayın akışında yalnızca belirli yerlerde varlar. Bunun haricinde Wanda’ya villada hizmet veren siyahi kadınlar ise prototiptir. Severin’in arkadaşının günlüğü okuduğunu ve Severin’den hayatına ilişkin bilgiler aldığını, Alman ressamın Wanda’nın ve Severin’in birlikte ve ayrı ayrı resimlerini yaptığını, ayrıca Kürklü Venüs tablosunun da onun elinden çıktığını, Wanda’ya aşık olduğunu, Papadopolis’in ise oldukça yakışıklı, uzun boylu, şık giyimli ve Wanda’nın sevgilisi olduğunu biliyoruz. Romanda iki karakter var. Severin ve Wanda . Severin otuzlu yaşlarda Galiçyalı bir asilzade ve toprak sahibi. Karakterinde göze çarpan bir soğukkanlılık, ciddiyet ve titizlik var. Okuyan ve yazan biri. Şiir yazan, şarkı söyleyen, resim yapan, tiyatroya giden kısaca sanatla ilgilenen bir karakteri var. Felsefeye dair de okumalar yapan Platon’u , Sokrates’i, Hegel’i bilen entelektüel bir yapısı var. İyi bir gözlemci. Bir hayalperest. Antik Yunan’da ve Antik Roma’da sevdikleri kadınlar tarafında işkence gören erkeklere özel bir imrenme durumu var. Çocukluğu çalkantılı geçen Severin’in acıdan zevk alma durumu çocukluğuna dayanır. Sakin yerlerde yaşamayı tercih eder. Kargaşa ve kalabalık ona göre değil. Güzel ve kürk içinde despot bir kadın onun en büyük zaaflarından biri. Özel zevkleri arasında cinsel olarak haz alabilmek için kırbaçlanmak, sözel ve fiziki olarak aşağılanmak yatar. Ayrıca naif bir yapısı var. Sevdiği kadını kırmayı, üzmeyi istemez. İlişkisinde çoklukla duygusal ve kıskanç. Bu acı ona gizli bir zevk verir… Bir köle olunca bir eşyadan farkı kalmaz. Zira itaat etmek hoşuna gider. Normalde güçlü bir erkekken sevdiği kadın despotlaştıkça karşısında küçü- lür ve değersizleşir. Böyle hissetmek de acı ile karışık bir zevk verir ona. Ayrıca dolgun, etli butlu kadınlardan hoşlanır. Teyzesinin dolgun elleri gibi Wanda’nın elleri de dolgun ve güzel. Burada Severin’in karakterinin dönüşümünde etkili ona dair birkaç cümle alıntılayacağım : “Beni, önceleri de mahvetmiş olan aşkın fanatizmine yeniden kapıldığımı hissediyordum. Bu acımasız, bu taş kalpli kadın beni yeniden büyüsü altına almayı başarmıştı ve bu durum beni ürkütüyordu ama kaçamıyordum.” Wanda’ya “Sensiz olamam. Özgürlüğümü verirsen ölürüm; Bırak kölen kalayım. Öldür beni ama kovma.” dedim. Wanda von Dunajev yirmi dört yaşında dul, güzel, çekici, zeki bir kadın. Yeşil gözlü, kızıl saçlı, kırmızı dolgun dudakları olan Wanda aynı zamanda Severin von Kusiemski’nin daima dikkat ettiği dolgun ellere de sahip. Beyaz tenli, şık giyimli, zengin bir kadın. Resim yapan, okuyan bu kadının da entelek- tüel bir birikimi var. Bir tek an dışında açık sözlü ve dürüst. ( Severin’i terk etmeden önce kandırır.) Sözünde duran bu kadın yapacaklarını önceden söyler. Sonunda bir tek sözleşmeye riayet etmez. Onun da nedenleri üzerinde yukarı da duruldu. Zevk ve keyif onun en büyük arzusu. Ve yalnızca isteklerine göre yaşar. Sevdiğine karşı naif, sevgi doluyken güç eline geçtiğinde sadist birine dönüşebilir. Antik Yunan’ın ve Antik Roma’nın özgür, zevkine düşkün, acımasız kadınlarına öykünür ve öyle biri olur. Bir erkeğe ömrünün sonuna kadar bağlı kalabileceğine inanmaz Özel zevkleri arasında kırbaçlamak ya da kırbaçlatmak, aşağılamak, nefret etmek yatar. Esas beğendiği erkek tipi yakışıklı, kendine güvenen, güçlü bir erkek. Dolayısıyla içinde “erkeğine” boyun eğmek isteyen bir yönü de var. Wanda’nın karakterini anlatan birkaç cümlede burada alıntılamam gerekiyor: “Evet biz kadınlar yaratıcıyızdır. Dikkatli olmalısın ve aradığın kadını bulduğunda, sana hayallerinden çok daha zalimce davranacağından emin olabilirsin.” Olaylar Ukrayna’da ve İtalya’nın Floransa kentinde geçer. Ukrayna’da yaşadıkları yer sakin, ağaçlıklı bir yer. Çayır, çam ve şimşir ağaçları, patikalar ve bir fıskiye bulunur. Bölge kuzeyde yer al- dığı için havası çoğunlukla soğuk. Floransa ise güneyde yer aldığı için daha sıcak. Kiraladıkları villa da sakin, çok kimsenin bulunmadığı, bol ağaçlıklı, bahçesi ve atölyesi bulunan bir ev. Romanın anlatımı duru, anlaşılır ve açıktır. Yazarın dilinin akıcı özelliği, yaptığı edebi betimlemeler yapıtı özel kılar. Akım olarak romantizmin daha ağır bastığını söylemek mümkündür. Fakat bununla birlikte gerçekçi bir anlatım ve kurgunun olduğunu dile getirmek gerekir. Dolayısıyla bir anlamda rea- listtir. Romanda Kullanılan Semboller Alman ressamın yaptığı Kürklü Venüs ile Titian’ın Aynalı Venüs tablolarının aşk tanrıçası Venüs’ün İhtişamlı güzelliğini ve gaddarlığını anlatan iki tablosu ile kullanılan kürk, kamçı ve çizmeler en önemli sembollerdir. Severin’e göre ideal kadın mutlaka çok güzel olmalı ve bu güzelliğini giydiği kürklerle, elindeki kamçılarla ve giydiği çizmelerle taçlandırmalı ve despotluğunu bu şekilde hissettirmelidir. Yukarıda olay akışını yazarken Severin için kürkün ve kamçının öneminden bahsetmiştim. Çizmeler- de cinselliğin, ihtirasın, despotluğun ifadesi ve bütünleyecilerinden biridir. Sözleşmenin varlığı da olmazsa olmazdır. Çünkü karşılıklı bir rıza ve ikna süreci, anlatımın gerçekliği bakımında da etkilidir. Kullanılan bir diğer önemli duvar resmi Wanda’nın kiraladığı küçük villada bulunan Samson ve Delilah’ın resmidir. Samson bir Filistinli Delilah ise İsraillidir. Bu olay mitolojik bir anlatım içerir. Bu Bağlamda tarihsel bir olaydır. Delilah çok güzel ve alımlı bir kadındır. Samson’u baştan çıkarır. Onu dizlerinde uyutur. Onu kandırır. Çünkü o bir düşmandır ve Filistinlidir. Uyuttuktan sonra gücünü saç- larından aldığına inanılan Samson’un saçları kesilir. Ardından sevdiği kadına tapan Samson, Delilah’a aşık gözlerle bakarken gözleri oyulur. Severin tavanda yer alan bu resme bakarken başına gelecekleri anlar. Romanda kullanılan bir meta- forda bunu destekler niteliktedir. Severin rüyasını şöyle anlatır: “Beyhude çıkış aradığım bir buz tarlasında gördüm kendimi. Wanda ayaklarında küçük patenler ile buzun üzerinde uçarak geldi. Bana sarıldı ve beni öpmeye başladı. Kahkaha attı, ona baktığımda, onun artık Wanda değil, pençelerini vücuduma batıran büyük bir beyaz ayı olduğunu fark ettİm.” Kullanılan semboller ağırlıklı olarak bu şekilde. Ve okuma tarzı metinlerarası ayrıca disiplinlerarası bir okumayı gerekli kılmaktadır. Örneğin yukarda Masoch’un etkilendiği isimler ile onun etkiledikleri üzerine biraz odaklanmıştım. Disiplinlerarası bir roman olarak da görmek mümkün. Çünkü anlatı- mını edebiyat dışında coğrafyadan, tarihten, felsefeden,ahlâktan bağımsız gerçekleştirmiyor. Örneğin Kürklü Venüs’te “Kabil’in Vasiyeti” adlı serinin bir parçasıdır. Kabil ise Adem ve Havva’nın oğlu olup Habil’in kardeşidir. Ve kıskançlığından, öfkesinden kardeşini öldüren Kabil tarihte ki ilk katil olarak bilinir. Bir nevi cinayeti, kanı, öldürmeyi miras bırakmıştır. Masoch bu nedenle kitaplarını bu isim altında toplamıştır. Çünkü tarih bir anlamda ezen ve ezilen ilişkisi üzerine temellenmiştir. Romanın Basındaki Yankıları Üzerine Kürklü Venüs özellikle günümüzde üzerine çokça konuşulan bir yapıt. Sadizmin ilgi görmesi ile de İlgili bir durum olabilir. Sade’ın daha çok biliniyor olması Masoch’u geri planda bırakmış görünse bile İlginin gün geçtikçe arttığını ve artacağını düşünüyorum. Zira başta İngilizce, Fransızca, İtalyanca gibi Batı dillerinde çevirileri gerçekleşen bu eserin filmi ve tiyatro oyıunları da mevcut. Ukrayna’da yaşadığı yerde Masoch adında bir kafe de var. Bu kafede yeme-içme dışında müşterileri üzerinde cinselliği çağrıştıran kırbaç uygulamaları da var. Kürklü Venüs filmi ise Polonyalı yönetmen Roman Polanski’ye ait. 2013 yılında komedi dram türünde yazılarak uyarlanan filmin konusu şöyle: Bir yönetmen ve onun sahneye koyacağı Kürklü Venüs oyununda rol alması için seçmeler düzenler. Oldukça iddialı bir aktris gelir. Seçmelerde adı olmamasına rağmen rolü alabilmek için ısrarlı davranır. Nihayet rolü aldığında onun bu role ne kadar çok uyduğunu anlayan yönetmen ondan çok etkilenir. Oyun içinde oyun olan bu filmde Severin olan yönetmen ve Wanda olan oyuncu provalarda rollerine iyice bürünürler. Ayrıca yönetmen olan Polanski gençliğine göndermede bulunuyor olabilir. Çünkü Mathieu Amalric Polanski’nin gençliğine epey benzemekte. Aktrisi ise gerçek hayatta Polanski’nin eşi olan Emmanuelle Seigner canlandırmakta. Kürklü Venüs’ün tiyatro uyarlamaları ise Türkiye’de ve dünyada oldukça çok. Türkiye’de özellikle İstanbul’da, Bursa’da da sahnelenen oyunun bir versiyonunu Yolcu Tiyatro gerçekleştirdi.. Kürklü Venüs romanını tiyatro yazarı ve yönetmeni David Ives tiyatroya uyarladı ve Yolcu Tiyatro bu eseri sahneye taşıdı. Kürklü Venüs(2018): Mazoşizm Tiyatroda Hiç Böyle İrdelenmemişti başlığı ile açılışını yapan oyun büyük beğeni topladı. Bir başka versiyonu ise Thomas Novachek tarafından yazıldı ve uyarlandı. Bu Kürklü Venüs filminin senaryosunun bir benzeri aynı zamanda. Kürklü Venüs New York’ta da sahnelendi. Haberlerde yer alan New York’un En Erotik Oyunu başlığıyla da ses getirdi. Tüm bu bilgilerin ışığında Kürklü Venüs elbette bir yapıttır. O eşsizdir, bir benzeri daha yazılmamıştır. Duygusu çok yüksek bir çoşku ve heyecan uyandırır. Yalnızca konusu bile farklılığıyla, insan ruhunun sınırlarının derinliğini anlatır niteliktedir. Kurgusu kusursuzdur. Bu yüzden merak uyandırır, düşündürür, okuyucuyu içine çekmeyi başarır. Başarılı bir yapıttır. Zira çağları aşabilme gücünü, çoşkusunu içinde barındırır. Evrenseldir çünkü tarih boyu süregelen kadın erkek ilişkisini, entrikaları, ihtirasları iktidar ve mülkiyet üzerinden gerçekçi bir üslup ve bilgi ile temellendirir. Bunu yaparken mitolojiyi, tarihi, felsefeyi, ahlâkı, insan doğasını referans alır ve bunu gösterir. İnsanın eli- ne güç geçmeyegörsün insana her şeyi yaptırır. Çünkü güç istemi bizim doğamızda vardır. Dolayısıyla okuyucuyu ikna edici bir anlatımı da mevcuttur. Ve bütün bu anlattıklarımın ışığında estetik yargım şudur: Kadın erkek ilişkisinde bir aşk söz konusu olduğunda daima iki taraf vardır. Erk sahibi olan ve itaat eden. Yan yargılarım ise şunları içerir: İnsan kendi eliyle kendini bir başkasına kurban etmemelidir. Zira sonu acı, hüsran hatta ölümle bile sonuçlanabilir. İnsanın içindeki ruhun doğası böylelikle gün yüzüne çıkar. Ama dediğim gibi bu birçok tehlikeyi içinde barındırır. Öte yandan bunu destekleyen diğer bir yargım ise şudur. Kitabın önsözünde de yer alan şu cümle oldukça vurucudur. “İnsan kendini yalnızca insanda tanır.” Goethe bu cümleyi kurarken ne kadar da haklıdır. Çünkü bu yapıtta Severin ve Wanda aynı zamanda kendilerine doğru bir yolculuğa çıkarlar. Yapıt boyunca Wanda kendi insan doğasını daha iyi anlar. İçindeki güç potansiyeli Severin’le yaptığı sözleşmeden, antlaşmadan sonra iyice açığa çıkar. Wanda her ne kadar güç istemiyle kendini bir tanrı-tanrıça gibi görse bile sadizm- den mazoşizme doğru giden bir yolda gibidir. Severin ise yapıt boyunca içsel sorgulamalar yapar. Ne isteyip, istemediğini iyice anlar. Aslında kendini ve insanı tanır. Ve nihayetinde kendini tama- men bir kadına,karşı cinsine teslim etmenin korkunç tehlikelerini yaşamış biri olarak mazoşist birinden sadist birine dönüşür. Bu nedenle kitabın, günlük okunmadan hemen önce şimdiyi görü- rüz. Geçmiş geride kalmış ve Severin sadist olmuştur. Ona hizmet eden güzel kadını azarlar ve bağ- ırır. Ve bir gün seni yakalayıp kırbaçlayacağım der. Bir diğer yargım ise şudur: Sevgilisi aynı zamanda kölesi olan bir insan aldatmak konusunda daha İstekli ve özgür davranır. Çünkü tapınan kendisidir ve güç onun elindedir. Bu sebeple hem aldatır hem de bundan haz duyar. Son yargım ise şu cümlelerde saklıdır: Wanda ve Severin’de gördüğümüz köle-efendi ilişki- sinin mutlu bir son ile bitmesine imkan yoktur. Sevgi ya da aşk tapılan tarafından kolaylıkla hırsa, şiddete, nefrete, ayrılmaya dönüşür. Romanda eleştirebileceğim yargılar da mevcuttur. Bizzat Wanda tarafından kadının yüceltilmesi gibi, aşağılanması da söz konusudur. Bu iki tavrı da doğru bulmuyorum. Çünkü bu kadın erkek iliş- kisinde aşırılığı tetikleyen şeydir. Ve içinde çokça tehlike taşır. Mazoşizmin ve sadizmin sapkınlık olduğu unutulmamalıdır. Yine Wanda tarafından kadının karakterinin oturmadığı, onun yalnızca hisleriyle hareket ettiğini ileri sürmesi ve ancak belli bir eğitimden geçerse erkeğin yanına yakışa- bileceğini savunması kabul edilebilir değildir. Bu bakış açısı erkeğe güç verir. Ve bu bağlamda da hayatın diğer alanlarında da kadının ikinci sınıf olmasına zemin hazırlar. Bu salt kadının bakış açısından kaynaklanmaz. Zira tarih boyunca neredeyse erkeklerin kadınlar için yazdığı tarihi okumak ya da yaşamak özelde kadının insan haklarına genelde ise insan haklarına aykırıdır. KAYNAKÇA 1.Leopold von Sacher-Masoch / Kürklü Venüs 2.Gilles Deleuze / Sacher Masoch’un Takdimi 3.”Erkek” Cinsel Kimliği Sadizm ve Mazoşizm Üzerine Bir Saha Araştırması / Makale 4.Kürklü Venüs filmi ve oyun uyarlamaları GAMZE SARIATEŞ

Bir cevap yazın