KURUMLAR SOSYOLOJİSİ

 

Toplum, kurumlaşmış davranış biçimleri sergileyen bireylerden oluşmuş bir bütündür. Sosyal kurum kavramı, birlikte eş güdülmüş ve örgütlenmiş göreli bir bütün oluşturan düşüneler, inançlar, gelenek, görenek ve davranışlarla; maddesel ögelerden (yapılar, mallar, belgeler, simgeler) kurulu ve sürekliliği olan düzenlemeleri ifade eder.

Şimdi bu genel tanımdan yola çıkarak, cümle içinde geçen her kelimeyi tek tek irdeleyerek daha somut biçimde kurum nedir bir bakalım. Eş güdüm günlük dilde çok kullanılan bir sözcük olmasa da bize çok uzak bir kelime değil. İngilizce karşılığı “coordination” olan bu kelime en genel anlamda birlikte uyum içinde çalışmak demektir. Koordine kelimesi ile bu kelimeyi karşılayabiliriz. Yani cümlenin devamında sıralanan faktörlerin birlikte uyum içinde çalıştığını söyleyebiliriz.

Diğer kelime örgüt ise hala sık kullandığımız Türkçe sözcüklerdendir. Buradaki anlamı ise uyum için yani eş güdüm için bir araya gelmiş bir birlik demektir. Diğer kelimelere hepimiz oldukça aşinayız. Yine de hep beraber anılan gelenek ve görenek kelimelerine bir göz atalım. Gelenek için kabaca bir toplumda geçmişten beri var olan ve bu zamansal büyüklüğünden dolayı saygı gösterilen kültürel ögeler, alışkanlıklar, çoğu zaman davranışlar, bilgiler ve töredir diyebiliriz. Peki görenek kelimesinin net anlamını bildiğimize emin miyiz? Görenek için yapılabilecek en net tanım, bir şeyleri eskide olduğu şekilde yerinde getirme alışkanlığıdır. Yani adetler bunun içine girer. Örneğin düğünü olan bir çift olsun. Kızların araba yerinde ata bindirildiğine, arabaların bu kadar çok olduğu bu dönemde bile rastlayabiliriz. Önemli olan eski şekliyle yerine getirmektir ve gelinin evden at ile çıkması gelenek olarak da kabul edilir. Bu yüzden gelenek ve görenek kelimeleri, birlikte anılmak için oldukça uygun içeriklere sahiptir.

Hepsini toparlayıp ne demek istediğimizi açıklayalım. Bu çerçeveden bakında kurum için bir süreklilik gerektiğini söyleyebiliriz. Yani tarihin en geçmiş dönemlerinde de günümüzde de hala varlığını sürdürür. Ancak içeriğini gelenek, görenek, inanç gibi faktörler oluşturduğu için her toplumda kurumların farklı şekilde süreklilik gösterdiğini söyleyebiliriz. Aile kurumunu ele alırsak, bazı toplumların anaerkil bazı toplumların ataerkil olması bu duruma bir örnektir.

Kurumlar, sosyal kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu sistem içinde her bireyin en az bir rolü vardır. Roller, içinde bulunduğumuz toplumun bizden beklediği davranışlardır. Bir kadın hem bir şirkette yönetici hem anne hem eş hem çocuk olabilir. Yönetici konumundan beklenen davranışlar ile annelik konumundan beklenen davranışlar farklıdır. Bir birey birden fazla statüde birden fazla role sahiptir. İkinci bir örnek olarak 10 yaşındaki bir çocuk hem abi/abla hem öğrenci statülerine sahiptir. Öğrencilik yönünden ondan beklenen derslerinde başarı ve topluma uyumlu bir birey olmasıdır. Ağabey olarak ise kardeşi ile vakit geçirmesi sayılabilir.

Konunun çok dışına çıkmadan yeniden kurum kavramına dönüp ne işe yaradığına bir bakalım. Az öne bahsettiğimiz rolleri ve bu rolleri nasıl yerine getireceğini bireyler, kurumlardan öğrenir. Dindar bir birey, dinî vecibelerini nasıl yerine getireceğini din kurumu ile, nasıl davranması gerektiğini aile ve eğitim kurumu aracılığı ile öğrenir. Sosyalizasyon süreci ile öğrenilen bu bilgiler, bireylerin yaşamını kolaylaştırır. Kurumlar davranışları öğrettiği gibi onları kontrol de ederler. Yani bireyler için belirli ideal davranışları işaret ederek sapmayı önlemeye çalışır. Bir ailenin aşılayacağı doğru sevgi sayesinde kişi hayvan sevgisini öğrenebilir ve onlara zarar vermemesi gerektiğini bilir. Bu norm yani kurallar sisteminden sapanlar, hiçbir toplumda sevilmez ve toplum sistemi onları otomatik olarak dışlar.

Temel kurumlar, ilkelinden gelişmişine kadar tüm toplumlarda bulunur. Yani bu formel yapılar evrenseldir, insanlar arasında ortaktır ancak fevkalade bir içerik değişikli gösterdiğini yukarıda söylemiştik. Toplumsal açıdan bakıldığında bu altı temel kurumun altında ya da ayrı olarak onlara belki de yüzlere toplumsal kurum bulunur. Şimdi gelin birlikte bu temel kurumlar nelermiş bir bakalım.

1)Aile Kurumu

 

Aile kavramının evrensel bir tanımını yapmak oldukça zordur. İki farklı insanın evlenerek oluşturduğu, çocukların da katılmasıyla genişleyen bir kurum olduğunu söylemek yanlış değil ancak oldukça eksiktir. Bu tanımlama çocuksuz evlilerin ya da eşcinsel birlikteliklerin aile olmadığını sonucuna vardırır. Ancak çocuksuz birçok mutlu aile, evlenerek gayet mutlu yaşamlar süren eşcinseller vardır. Hatta son dönem tartışmalarından olan, evlilik yapmayan ancak aile evinden uzaklaşarak kendi hayatını kurmuş, tek başına yaşayan kişilerin de aile olduğu söylenmektedir. Biz bu yetersiz tanımları ve tartışmaları bir yana bırakıp aile için; genelde iki cins arasındaki ilişkileri, neslin devamını düzenleyen, standartlaştıran bir sistem diyebiliriz. Aile kurumu her toplumda birçok farklı şekilde var olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Nüfus yenileme, milli kültürün gelecek nesillere aktarımı, çocukları sosyalleştirme, ekonomik, biyolojik ve psikolojik tatmin fonksiyonlarını yerine getiren bir kurumdur.

 

Bunlar dışında aile, ilk dini bilgilerin alındığı ve pratiklerin gerçekleştiği yerdir. Buna karşılık din tarih boyunca aileyi koruyucu ve kollayıcı ilkeler vazetmiştir.  Ayrıca aile boş vakit değerlendirmek için oldukça önemli bir yerdir. Sosyal kişiliğin belirlenmesinde, sapmanın kontrolünde oldukça önemli bir kurumdur.

aiyyle.jpg

Aile türleri ve sınıflamaları konusunda birçok ayrım mevuttur. Kuramsal detayına inmeden bakacak olursak Fransız sosyolog Emile Durkheim aileyi şu altı kategoriye ayırır:

  1. Totem ailesi
  2. Anaerkil aile
  3. Babaerkil aile
  4. Pederi aile
  5. Soy ailesi
  6. Modern aile

Bu sınıflama hariç yapılmış birçok sınıflama vardır: Büyük kent ailesi, kasaba ailesi, gecekondu ailesi, köy ailesi, göçebe aile; sanayi öncesi aile, sanayi ailesi, sanayi ötesi toplum ailesi; geleneksel aile, çekirdek(modern) aile; dar aile, geniş aile…

Aile oluşturmak hemen hemen her toplumda onaylanan bir durum olsa da çoğu toplumda aile oluşturma hususunda bazı yasaklamalar ve şartlar vardır. Bazı toplumlar sadece endogami yani aile iç evliliğe onay verirken çoğu toplumda exogami yani dış evlilik yaygındır. Bunun haricinde dünyanın neredeyse her yerinde geçerli olan “Ensest Yasağı” vardır.  İç evlilik yapan toplumlar bile enseste onay vermez. Bunun haricinde onaylanan/onaylanmayan birçok eş edinme yolu vardır. Bunlardan ilki değiş-tokuş yoluyla evliliktir. Pek hoş bir adlandırma olmadığı açıktır. Amaç, özellikle kız vermede yaşanan iş gücü kaybını karşılamaktır. Başlık parası ile bu kayıp karşılanmaya çalışılır. Hatta ölen karısının kız kardeşiyle evlenme anlamına gelen “sororat” ve ölen eşinin erkek kardeşi ile evlenme anlamına gelen “levirat” evlilik türleri de yine ekonomik/sosyal güç dengesini korumaya yöneliktir. İkini eş edinme yolu da satın almadır. Bu da yine hoş karşılanmayan bir durumdur çünkü kadının metalaştırılması söz konusudur. Ne kadar sevilmeyen bir durum olsa da bazı toplumlarda hâlen uygulanmaktadır. Genellikle kız için biçilen başlık parası, kızın babasının cebine gider. Üçünü yol ise anlaşmadır. Günümüzde oldukça yaygın olan ve en uygun olduğu düşünülen bu yol, bireylerin kendi rızaları ile evlenmeye karar vermesidir. Son biçim ise kaçma/kaçırılma yoluyla eş edinmedir. Genellikle birbiriyle evlenmek isteyen ancak ailesinden onay alamayan ya da onlara danışmayan çiftler kaçarak evlenir. Ancak çeşitli sebeplerle bir tarafın rızası alınmadan yapılan, kaçırılma ile gerçekleştiren evlenme türü aynı zamanda hukuki bir suçtur.

Son olarak eş sayısına göre ailelere bir bakalım. Günümüzde tek eşlilik(monogami) oldukça yaygın olsa da kimi toplumda kadının ya da erkeğin çok eşliliği(poligami) oldukça olağan karşılanan bir durumdur.  Savaşlarda öncelikle erkeklerin yer alması sebebiyle erkek nüfusunda azalma olması, yeterli ekonomik düzeyi olmadığı için bekar gezen birçok erkeğin olması çok karılılığın(polijini) belli başlı sebeplerindendir. Bu evlilikler çoğu toplumda bir dönem çok görülen ancak geçici evliliklerdir. Ahlaki kaygılarla ya da doğal şartları göğüsleyemeyeceği düşünesiyle kız çocuklarının öldürülmesi, özel türden bazı ağır ekonomik şartlar ise çok kocalılığın(poliandri) sebeplerindendir.

2)Ekonomi Kurumu

Bilindiği üzere ekonomi, toplumların en temel işlevlerinden birisidir. Salt biçimiyle ekonominin ya da iktisadın iki anlamı vardır:

-Belirli bir ülkede ya da ülkeler arasındaki üretim-tüketim, alış-veriş, değiş-tokuş ilişkilerinin incelenmesi,

-Birey, aile ve ulusların, sınırlı imkanlarla gittikçe artan tüketim ihtiyaçlarını karşılamak yolundaki tutum ve davranışları.

Birincisi bir bilim, ikincisi ise bir davranış biçimidir. Sosyolojiyi ilgilendiren de bu ikinci anlamıdır.

Esasen tüm ekonomik olgu ve ilişkiler düzeyinin gerisinde sosyal etkiler vardır. Mesela tasarruf ve yatırım şekilleri salt ekonomik olmaktan çok sosyaldir.  Birileri işleterek bundan yeni kârlar elde etmeyi düşünürken, birileri dövize dönüştürmeyi hedefler, bir başkası yastık altında biriktirmeye ve saklamaya çalışır. İnsanlar iktisadî faaliyetlerini gerçekleştirirken birçok motifin etkisi altındadır ki bunların arasında gelenekler, grubun kuralları, ön yargıları, ahlaki değer ölçüleri, dini motifler sayılabilir. Mesela altının değeri nesnel değil toplumsaldır. Düğünlerde altın değerine eşit para vermektense altın vermek tercih edilir. Ekonominin en içkin yasası kabul edilen “arz-talep” dengesi bile bir toplumsal düzlemde vardır.

Ekonomi kurumu, toplumda örüntüleşmiş, süreklilik kazanmış işlemler ünitesidir ve bu haliyle toplam kültürün önemli bir parçasını meydana getirir.

Peki ekonomi kurumunun işlevi nedir? Ana işlevlerini kabaca üçe ayırabiliriz. İlki meta(mal-hizmet) üretimi, ikincisi dağıtımı, üçüncüsü de tüketimidir. Tabii ki bu sistemin işleyiş biçimi toplumdan topluma farklılık gösterebilir. Örneğin mübadele esastır ancak bazı toplumlar bunu takas ya da hibe ile bazı toplumlar da para gibi bir ara değer ile yapar.

a-Üretim: Mal ve hizmetlerin elde edilmesi ve çoğaltılmasıdır. Tabii ki güdülen amaç sosyal fayda sağlamaktır. Üretim için pek çok araç ve teknik olsa da en önemli imkan tabii ki toprak yani tarımdır. Teknik ise sanayi olgusunu meydana getirmiştir.

b-Dağıtım: Üretilen mal ve hizmetlerin karşılıklı ya da karşılıksız toplumun değişik üye ve kesimlerine ulaştırılmasını sağlayan ünitedir. Tarım döneminde bu aile arasında yapılıyordu, endüstrileşmiş toplumlarda ise dağıtım görevini devlet üstlenmektedir. En önemli dağıtım yolu tabii ki ticarettir.

c-Tüketim: toplumsal eğilimlere göre şekillenen bir tutum ve davranıştır. İsrafçı ya da tutumlu olmak salt kişisel eğilimlere indirgenemez. Kültürün ortaya koyduğu ve ideal denilebilecek kurallar vardır. Dağıtım kuralları, tüketime göre belirlenir.

ekon0omi.jpg

Tarihsel açıdan bakıldığında ekonomi, birçok gelişim göstermiştir. Ekonomi (en azından Batı’da) belli başlı dört evreden geçmiştir:

1)Kapalı Aile Ekonomisi: Bu sistem hala bazı toplumlarda varlığını sürdürür. Bu modele göre mal ve hizmetler aile içinde hep birlikte üretilip tüketilir. Yani bir üretim ve tüketim ortaklığından bahsedebiliriz. Ürünün fazlası bir başkasına verilse bile bu mübadele amacı taşımaz.

2)Şehir Ekonomisi: Üretim ve tüketim işlemlerinin birbirinden ayrıldığı bir dönemdir. Alıcıya göre üretim yapılır. Mübadele değerlidir ve aracısız yapılır. Bu model, komşuluk bağı üzerine kurulmuştur. Aynı meslekler arasında rekabet yoktur. Meslekler arası ilişkiler loncalar tarafından düzenlenirdi. Loncalar sivrilmeye izin vermez ve herkesin kazanması için imkân sağlardı. Hatta günümüzdeki modern emeklilik sistemi bile o dönemde kendini göstermiştir. Artık mesleğini icra edemeyecek kadar yaşlanmış zanaatkarlara loncalar tarafından düzenli olarak yardım yapılırdı.

3)Ulusal Ekonomi Düzeni: bu ekonomi, ticaret malı üretimine dayanır. Üretimin hedefi satış ve kar sağlamaktır. Çok ileri boyutta iş bölümü gerçekleşmiştir. Buradan yola çıkarak denilebilir ki yoğun rekabet kiminin sermaye sahibi olarak daima yükselmesine kiminin ise bu rekabette ezilip emeğini kiralayan kişi konumuna gelmesine neden olmuştur. Servet belirli ellerde toplanmaktadır. Çoğu zanaatkar ise ustası olduğu işe tamamen yabancılaşmıştır. Ulusal ekonomi olarak kabul edilmesinin sebebi ise ekonominin bir modernite olgusu olan ulusçuluğa dayanmasıdır.

4)Uluslararası Ekonomi Düzeni: Ulusal düzenden farklı olarak artık ilişkiler ulusun sınırlarını aşmış, uluslararası bir düzeye ulaşmıştır. İthalat ve ihracat trafiği oldukça yoğundur. Artık pazar tek bir bölge değil, tüm dünyadır. Birbirini belki de hiç göremeyecek insanlar benzer stil sahibi olmuş, hatta aynı kıyafeti giyebilmiştir. Küreselleşme bu anlamda birçok firma için daha fazla kazanç anlamına gelse de piyasa ekonomisi izlemeyen çoğu firma iflas etme durumu ile karşı karşıya gelmiştir.

Ekonomi kurumunun içeriği sadece bunlar ile sınırlı değildir. Ancak kurumların genel yapısını anlayabilmek için bu temel bilgilere sahip olmamız gerekir.

 

3)Din Kurumu

Din insanın belli türden davranışlarını kapsayan bir kurum değildir. Tarihin ilk dönemlerinden beri şöyle ya da böyle insanın tüm eylemlerine damgasını basmıştır. Hatta bazı düşünürlere göre din, diğer kurumların kendisinden doğduğu ana kurumdur. Aslında din, insanların (maddi-manevi) çevresini bir algılama sistemidir. Buradan hareketle din ve kültür iç içedir diyebiliriz. Yani dinler kültürel yönden içinde doğdukları toplumdan soyutlanamazlarsa da dini olgu sırf toplumun ürünü sayılamaz. Bu açılardan bakına dinin toplum ile iç içe olduğu görülür. Peki din sosyolojisi nedir?

Din sosyolojisi, din-toplum ilişkisindeki sorunları ele alan bir bilimdir. Ancak din sadece sosyolojinin konusu değildir. Din felsefesi, dinler tarihi, din psikolojisi gibi birçok disiplin mevcuttur. Peki dinin hangi işlevleri onu ana kurum yapmaktadır?

Diğer kurumlar gibi din de toplumsal açıdan pek çok önemli işleve sahiptir. Örneğin soyun devamı konusunda din de öğütler verir. Öğrenmenin, ilim bilmenin manevi değerini vurgular. Birçok kesim için din, bir huzur kaynağıdır. Bizim için bunlardan daha önemli olan dinin sosyal işlevleridir. Bu konuda dinin ilk işlevi, toplumlara bir sosyal kimlik belirlemesidir. Günümüzde de pek çok toplum kendini din ile tanımlamaktadır. Bir diğer işlevi ise değer hiyerarşisi sağlamasıdır. Değer çatışması birçok toplum çatışmasının ana nedenidir. Din bunları bir nebze önleyen bir kurumdur. Yani din esasen bir kontrol ve denetleme mekanizmasıdır. Denetlenen bir toplumda insanlar birbiri ile daha sıkı ilişki içerisindedir. Din, insanlar üzerinde birleştirici bir işleve sahiptir.

dinnnnn.png

Dinler bugüne kadar birçok düşünür tarafından kategorilere ayrılıp incelenmiştir. Bunlardan Ömer Budda, dinleri “ilkel ve ileri” olarak ikiye ayırarak incelemiştir. Ünlü din sosyoloğu Joachim Wach ise dinleri “geleneksel yani kendiliğinden ortaya çıkan ve kurucusu olan dinler” olarak ikiye ayırmıştır. İslam bilginleri arasında ve günümüzde hâlen süregelen ayrıma göre de iki tür din mevcuttur “hak dinler ve batıl dinler”. Weber ise dinleri “dünyayı reddeden dinler ve dünya dinleri” olarak ikiye ayırmaktadır.

Günümüzde dinin günlük hayattaki yeri sıkça tartışılmaktadır. Rasyonellik, sekülerizm bu tartışmaların başında gelmektedir. Dinin yok olacağı, dinin sadece birey nezninde yeri olacağını iddiaları olsa da dinin hiçbir zaman günlük hayattan soyutlanamayacağı düşünceleri de sıklıkla gündemi meşgul eder. Dinden doğan dini oluşumlar çoğu zaman insanların yanlış yönlendirilmesine ve kimi zaman insanların ölümüne neden olmaktadır (Örneğin, Heaven’s Gate tarikatının toplu intiharı)

 

4)Siyaset Kurumu

Siyaset, kamu düzenini sağlama ve genel yönetimi gerçekleştirme görevini yerine getiren temel bir kurumdur. Siyaset sosyolojisi ise siyaseti hem sosyal bir kurum olarak hem de bilimsel bir yöntem ile ele alır. Toplum siyaset ilişkisine ait düşüncelerin tarihi oldukça eskidir. Antikçağ düşünürlerinden Aristoteles’e göre insan sosyal/politik bir hayvandır.

Toplum ve siyaset ilişkisi elbette ki tek yönlü değildir. Diğer bütün kurumlarda olduğu gibi siyaset de toplumu etkileyip, toplumdan etkilenmiştir. Bu ilişkinin yanı sıra bir de siyasal olanın siyasal olana etkisi vardır.

Siyasetin ana kurum sayılmasının ana nedeni elbette kamu düzen ve yönetiminin tarihin her döneminde, her toplumda mevcut ve zorunlu olmasıdır. Bu düzen ve yönetim açıkça siyaset ile ilgilidir. Yönetim, sonunda “devlet” adı verilen organizasyonu ortaya çıkarmıştır.

Siyasal hayat her dönemde kendini göstermesine rağmen bazı farklılıklar göstermektir. Geçmişte iktidarın belirli ellerde toplanması olan oligarşik yapıdan, demokratik yani halka yayılan bir gelişme göstermiştir. Başlangıçta sadece kolektif bir olgu iken daha sonra kişisel hale gelmiş ve nihayet yine merkezi/kolektif bir hal almıştır.

Siyaset kurumu açısından bazı ana yapı ögelerini bilmek gerekmektedir. Bu yapı ögelerinden olan ülke; sosyal/siyasal etkileşimlerin gerçekleştiği coğrafi alandır. Ama bu sadece ülke sınırları ile ilgili yani maddi bir olgu değildir. Bunun kültürel yönü de vardır. Siyasal yapının ikinci ögesi olan halk ise ülkede yaşayan demografik unsurdur. Halk, pasif değildir ve tüm kurumlar ile etkileşim halindedir. Bu özelliği ile siyasetten etkilenir ve onu etkiler. Siyasal yapının bir diğer ögesi ise siyasal statülerdir. Burada kast edilen alt-üst ilişkisidir. Yönetici kesime genel olarak “seçkinler” adı verilir. Yönetilenler ise çoğu zaman alt kesim olarak adlandırılır.  Siyasal yapının son ögesi olarak devlet gösterilebilir. Devlet, bir organizasyon yapısıdır. Devlet yüzyıllardır vardır ve üzerine birçok tartışma ve sınıflama yapılmıştır.

Halk kendisini seçimler, partiler ve şahıslar aracılığıyla açıklama imkânı bulur. Yönetenlerin ve yönetilenlerin istekleri daima denk düşmez. Arada çatışmalar olur. Bu çatışmalar devletin yeniden organize edilmesine neden olabilmektedir.

siayeset.jpg

Siyasetin diğer kurumlarla ilgisini inceleyen çalışmalar aslında oldukça azdır. Halbuki siyaset diğer kurumların yapısında oldukça önemli değişikliklere neden olmaktadır. Örneğin anaerkil ya da ataerkil aile yapısı bir yönetim biçimine de denk düşer ve bu siyaset-aile kurumu ilişkisidir. Özellikle gelmişmiş devletlerde ekonomi ve siyaset artık iç içe geçmiştir.  Siyasetin din ile ilişkisi ise dört farklı şekilde kendini gösterir:

-Dinin devlete egemen olması (Tanrı yönetimi)

-Devletin dine egemen olması

-Din ve devletin birbirinden ayrılmış olması

-Din ve devletin birlikte olması

5)Eğitim Kurumu;

Eğitim; bireyin yaşadığı toplumda yeteneğini, tutumlarını ve olumlu değerdeki davranış biçimlerini geliştirdiği süreçler toplamıdır. Bireyin topluma kazandırılması her toplumda gerekli görülür ve bu eğitim yoluyla sağlanır. Bu açıdan bakıldığında eğitim ve sosyalizasyon iç içedir. Ancak eğitimin bilinçli ve planlı olması, onu sosyalizasyondan yani kültürlenme sürecinden ayırır.

Eğitimde en temel özelliklerin başında eğiten ve eğitilen ayrımı gelir. Ayrıca eğitim toplumsaldır. Eğitim bir toplumsal zemin üzerine oturur ve onun eğilim ve beklentilerine göre işler. Onun işlevi, başlangıçta tekil bir varlık olan insanı “sosyal kişi” haline getirmektir. Aile rollerinin önemli bir kısmı eğitim ile öğrenilir. İnsanların uzmanlık bilgisini artırma ve onlara meslek edindirme, yine eğitim ile mümkündür. Dini roller, davranışlar esasen tüm dini bilgiler; ailenin ya da çevrenin bireyi o yönde eğitmesi ile öğrenilir. İnsanlar boş zamanlarını bir şeyler öğrenerek değerlendirebilir.

eğitim.jpg

Eğitim her toplumda farklı şekilde verilmektedir. Özellikle formel eğitim her ülkede, kendi toplumun ihtiyaçlarına göre biçimlendirilerek verilir. Arada birçok farklılık olsa da eğitimi iki ana başlık altında inceleyebiliriz:

  1. a) Formel eğitim: Amaçlı, önceden hazırlanmış bir program çerçevesinde planlı olarak yapılan ve öğretmen aracılığıyla gerçekleştirilen eğitim biçimidir. Bunun en açık örneği okul eğitimidir. Bunun yanı sıra mesleki eğitimler, askeri eğitimler, halk eğitim kursları da formel eğitimdir.
  2. b) İnformel eğitim: Hayat içinde kendiliğinden oluşan bir süreçtir. Amaçlı, bilinçli, planlı değildir. Gözlem ve taklit asıl öğrenme yöntemidir. Kişinin kimi ya da neyi örnek olacağı, taklit edeceği bilinmediği için sonuçları her zaman olumlu olmayabilir.

Eğitim konusunda sorunlar birçok toplumda vardır. Bazen ekonomik koşullar her bireye eğitim için eşitlik sağlayamaz. Günümüzde 12 yıllık eğitim zorunlu kabul edilse de ülkemizin birçok yerinde halen okula gidemeyen ya da gönderilmeyen çocuklar vardır. Her dönem, eğitim konusunda yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Her ülke farklı bir eğitim sistemini kabul eder ve uygular. Benzer eğitim sistemleri bile ülkeler arası farklılık göstermektedir. Ancak farklılıklara rağmen her toplumda vardır ve daima var olacaktır.

 

6)Boş Zamanlar Kurumu

Boş zamanın değerlendirilmesi her toplumda olan yani evrensel, zorunlu ve önemli bir durumdur. Geçmişten beri var olan bu kurum yeterince ele alınmamıştır. Bunun asıl nedeni serbest zamanın bir dinlenme yani üretim yapmama süresi olması dolayısıyla farklı yorumlanıp değerlendirilmesidir.

Günümüzde serbest zaman ve çalışma zamanı büyük ölçüde ayrılmış olsa da şarkı dinleyerek tarlasından ekin toplayan bir insan için serbest zaman ve iş zamanı iç içedir.  Kitap okumayı seven bir öğretmen sevdiği bir kitabı hobi amaçlı okuyabilir ancak bu okumayı öğrencilere ders anlatmadan önce araştırma amacıyla yapıyorsa bu bir serbest zaman değerlendirme değildir.

Kimi insanlar boş zamanını dinlenmeye, kimi gezmeye kimi ibadet etmeye ayırır. Bazı düşünürlere göre günümüz kapitalist sisteminde boş zaman, üretim aracı sahibi olamayanın tüketmesi için bilinçli oluşturulmuş bir zamandır (Bu bilgiye daha önce rastlamıştım ancak kaynağına şu an ulaşamadım. Bulduğum zaman güncelleyeceğim)

Boş zamanını verimli kullanan bir birey topluma daha faydalı işler yapabilmektedir. Buradaki verimli değerlendirme sadece bilgi öğrenmekten ya da faydalı uğraşlar yapmaktan ibaret değildir. Boş zamanını resim yaparak geçiren bir birey de iş başı yaptığı zaman daha pozitif ve verimli bir tempo sergileyebilir.

Melike CAN

 

KAYNAKÇA

  • AYDIN, M. (2015), Kurumlar Sosyolojisi, İstanbul: Açılım.
  • KOCADAŞ, B. (2016), Toplum Toplumsal Yapı ve Kurumlar, İstanbul: Doğu Kütüphanesi.
  • FICHTER, J. (2012), Sosyoloji Nedir, (çev.: Çelebi, N.), Ankara: Anı.
  • SAYIN, Ö. (1994), Sosyolojiye Giriş, İzmir: Üniversite Kitapları
  • ERÖZ, M. (1973), İktisat Sosyolojisine Giriş, İstanbul: Filiz.
  • BOZKURT G. (1984), İnsan ve Kültür, İstanbul: Remzi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir