Site Loader

[…Anlern son zamanlarda iyice yaşanan gerçeklikten uzaklaşmaya başlamıştı. Kimse ulaşamıyordu ona. Ya aklı anlamlandırılamayan bir hızda idi ya da belki artık hızın bile söz konusu olmadığı bir boyutta idi.

Yoksa hızdan bile bahsetmeye gerek olmayacak kadar işlevsizleşmiş miydi?

Hiçbir yerde miydi ya da en azından herhangi bir yerde miydi?

Yoksa aynı anda her yerde miydi?

Anlern’e uygulanan analizleri ve test sürelerini rutinin iki hatta üç katına çıkarmıştı bilge kurul. Ancak her analiz her test daha çok soru üretmekten başka bir işe yaramıyordu. Zaman zaman ise analiz seansları kesintilere uğruyordu çünkü tıkanıyordu, bu şekliyle seansa devam etmenin Anlern’e sıkıntı yaşattığını ve acı çektirdiğini düşündükleri için bırakıyorlardı. Anlern kıymetliydi elbette, öncelikle bir ‘tür’ olarak kıymetliydi ayrıca bir hasta olarak kıymetliydi. Tüm doktorların ilgisini çeken bir tanısızlık durumu vardı. Ayrıca seyahati tek tecrübe eden tür olarak ondan öğrenilecek tüm o sonsuz evrene dair bilgiler vardı. Anlern’in söyleyebileceği tek bir kelime bile belki yaşanan kaotik düzen ile ilgili çok önemli bir cevap, ilerleme hatta çözüm olabilirdi ve zamanları da kısıtlıydı.

Bilge kurul o akşam yine analizleri ve test sürelerini görüşmek için toplanmıştı. Ancak o akşam farklı bir akşam farklı bir toplantı olacaktı. Çünkü toplantıya kurulun pek sevmediği, yöntemlerinin tutarlı olmadığını sonuçlarının ise şans eseri olduğunu düşündükleri, uçarı Doktor Arkas gizli bir şekilde katılabilmişti.

Toplantı her zaman olduğu gibi alışılmış sıralamasında ve hızında ilerlerken Arkas bekleneni yaptı ve ortamı bir anda hararetlendirmeyi başardı. Arka sıralardan öne fırlayıp bağıra bağıra herkesin dikkatini çekmiş ve iddialarını sıralamaya başlamıştı. Anlern’e ulaşacağını ve onu geri döndüreceğini kendinden emin bir şekilde iddia etmişti. Ona göre çözüm kendisinin ifadeleriyle şu şekildeydi:

 “Hepiniz üç yılı aşkın süredir tedaviler üretip çözüm arıyorsunuz ancak bulamazsınız. Sadece vakit kaybediyorsunuz. Bu durumda çözüm sizin gözünüzün önünde değil bu nedenle siz ulaşamadınız ve hiçbir zaman da olmayacak, hiçbir zaman ulaşamayacaksınız. Çözüm merkezdedir. İster katılın ister katılmayın ama Anlern labirente girmek zorunda. Ve şimdiden emin bir şekilde söyleyebilirim ki; bu toplantı bittiğinde beni çoğu zaman onaylamayan sizler dediğimi uygulamam için beni seçeceksiniz.”…]

TremoisI- 1La naissance du Surhomme by Pierre-Yves Trémois

 

Yukarıda okuduğumuz paragraf bir bilim kurgu öyküsünden bire bir alınmış bir kesit sadece ancak hayatımız ve labirent konusu için güzel bir giriş olabileceğini düşündüm. Labirent antik çağlardan beri aslında madde, somut olarak var olduğu gibi sembol, soyut olarak da var olmuştur ve olacaktır. Peki farklı mitolojilerde sıkça duyduğumuz labirent nereden anlam bulmuş olabilir biraz bakalım.

Hikaye yeryüzünde henüz bir hiçlik durumu hakim iken, yeryüzüne çıkan/inen tanrıya göklerden bahşedilen bir silahın adıyla başlar. Labris (Labrys/Greek: λάβρυς/ lávrys, labyris, labrus) çift taraflı bir baltadır. Bu hiçlik halinde sadece ve sadece karanlığın hüküm sürdüğü yeryüzünü Labris ile döven (dövmek, biçmek) tanrı karanlığı kesmiş, yırtmış ve aydınlığa (yaratma anlamı) ulaştırmıştır. Bunu yaparken baltanın çift taraflı olmasından dolayı hem yeryüzünü hem de kendi karanlığını baltalamıştır elbette. Yani başarıya ve aydınlığa daha doğrusu ‘yaratmaya’ kendini de döverek (vura vura temizlemek, karanlığı kese kese temizlemek) ulaşmıştır sadece yer yüzünü biçimlendirerek değil. -ki bu çok önemli bir detay- Bu detayın kendimiz için de geçerli olduğunu göreceğiz.

 

labrys wikiI- 2Labrys (Greek: λάβρυς, lábrys) Wikipedia

 

Bu mitos ile yeryüzünün balta ile kesilerek açılan yollar ve patikalardan ibaret olduğunu anlarız ve Labris ile biçilmiş bu aydınlık patikasının ismi labirent (labyrinth) olarak balta Labris’e bağlanır. Tüm bu biçme işinden sonra aydınlığa kavuşup, aynı zamanda da kendi öz karanlığından kurtulan tanrı artık labirentin merkezindedir, yüce güce (aydınlığa, ateşe, ışığa) kavuşmuştur. Böylece labirent kavramı bu hikayenin konusu olan yaratımın ya da yaratmanın ancak ve ancak merkezde iken gerçekleştiğini ve buradan da demek ki tüm labirentlerin çözümünün merkezlerinde yattığını gösterir ve açıklar.

O zaman diyebiliriz ki labirent kaçmak için değil gitmek, ilerlemek içindir. Labirentten çıkmak değil merkeze ulaşmak olmalıdır amaç. ‘Çıkış’ olarak görebileceğimiz ya da adlandırabileceğimiz ‘son’ zaten merkezde olduğu gibi burada anlamlandırdığımız haliyle çıkış, kelime anlamı olan halinden farklı bir şekilde aslında çözmek, yenmek gibidir; hatta yataylıktan dikey bir düzleme geçerek basamaksal olarak yükselmek demektir.

Kahraman Theseus’un labirent hikayesi ise kurgusal olarak daha farklıdır ancak iki mitin de ortak noktası yine çözümlerine merkezde ulaşmalarıdır. Theseus canavar Minotaurus’a (Minotauros, Minotaur, Greek: Μῑνώταυρος [miːnɔ̌ːtau̯ros]) kurban edilmek üzere seçilmiş bir grup insan ile labirente girer. Herkes korku içindedir çünkü bilinir ki bu labirente girmiş her kişi (kurban) Minotaurus tarafından öldürülmüş ve geri dönememiştir. Ancak Theseus korkmaz. O kararlıdır ve cesaretlidir, tüm bu insanları kurtaracaktır. Theseus labirentte ilerler, kendinden oldukça emindir ve tam da merkezde canavar ile karşılaşır. Korkusuz kahramanımız olağanüstü bir güç ve çeviklik ile Minotaurus’u öldürür. Ardından aşkı Ariadne’nin verdiği ip yumağı sayesinde dönüş yolunu da kolayca bulur ve dillere destan bir başarı ile labirenti yenmiş, tüm halkı kurtarmış, biricik Ariadne’nin kalbini bir kez daha kazanmış olur.

 

Theseus-and-the-Minotaur-in-the-Labyrinth-Edward-Burne-Jones-1861I- 3 – Theseus and the Minotaur in the Labyrinth – Edward Burne, Jones (1861)

 

MODERN HAYATLARIMIZIN FİGÜRÜ OLARAK LABİRENTLER

 

Bizler her geçen günümüzde yeni bir girişimi oluşturmak, yeni bir isteği var etmek ve yeni olanaklarla tanışmak gibi fikirlerle (dürtülerle) birlikte yaşıyoruz. Bir sürü değişken etrafımızı sarmış durumda. Haliyle bu değişken ve hızlı sistemin içinde işlevselliğimizi bozan bir o kadar da negatif ya da çelişkili duygu ve duyu ile iç içeyiz. Her birey bu merdiven sisteminin sonsuz kombinasyonu içerisinde bir ileri bir geri, bazen hep ileri bazen ise hep geri, belirsiz ama kendi içinde belirsiz bir düzeni olan ‘hayat’ dediğimiz aktiviteyi edimliyor/işliyor/gerçekleştiriyor.

Hepimizin hayat aktivitesinde ışıl ışıl duyguları, başarıları ve sevinçleri olduğu gibi yıkıcı duyguları, düşüşleri ve korkuları da vardır. Her zaman da var olacaktır. İşte bu karanlık durumlar bizlerin karanlık labirentleridir. Bu duygular, düşünceler güçlüdür de. Tüm anınız bulutlarla kaplanır, mutluluğa yol gösterecek tüm ışıkları kapatır. Bu durumun içindeyken hemen herkes daha kolay olarak görüp uzaklaşmayı, diğer bir deyişle hızlıca etrafındaki bulutları göndermeye çalışır. Ancak bu gerçek bir çözüm değildir. Sadece labirentin bir başka koridoruna geçmişsiniz demektir, boş bir seçiştir hatta seçim olmayandır. Hala labirenttesinizdir, yönsüz ve kararsız bir şekilde.

Oysa labirentimizin amacı onun merkezine ulaşılması idi, bunun için de gereken kararlılık ve cesaret. Bunun için ihtiyaç dolu olmak, bilgi ile kendimizi doldurmak. Şu an bahsettiğim her anlamda bilgi ve erdem. İradeli olmalıyız, umutsuzluğa düşmemek ve gereken çabayı içimizde hissedebilmek için. Emin olmalıyız, merkeze ulaşıp orada kendi karanlığımız ya da kendi canavarımız ile savaşıp galip geleceğimizden. Bu süreçte mecazen elimizdeki balta hem bizi çevreleyen o bulutsu griliği kestiği gibi kendimizde de törpülenmesi, biçilmesi gereken taraflarımızı kesecek ve bir nevi bizi ve karanlığımızı tedavi edecektir. Tıpkı büyük kahraman Theseus’un labirentte onu bekleyen canavar Minotaurus’u yenmesi gibi biz de kendi labirentimizde bizi bekleyen tüm yıkıcı karartıları yenebiliriz. Ve tam da merkezde iken bir demet güneş ışığının eşliğiyle dikey sistemde büyük bir adım atlayabiliriz.

Çoğu Mit/Mitos (Myth/Mythos) kendi içinde bunun gibi bir sürü fantastik hikaye taşır. Burada unutulmaması gereken hepsinin içeriğinde şahit olduğunuz efsanevi anlatımlar kadar gerçeklikte olması. Hepsinden renk renk ders çıkar;  bazen karanlık, bazen aydınlık, bazen rengarenk, bazen soluk ama içeriği hep zengin ve öğreticidir. Bu öykülerin üzerinden o kadar uzun zamanlar geçmiş ve bizler artık modern zamanları yaşayan gerçek insanlar olarak dilerim ki kendi psikolojik labirentlerimizin içinde kendi kahramanımız olalım. Bilgi, erdem, zeka, irade ve direniş yanımızda olsun, labirentimizde kaybolmayalım aksine amacımıza ulaşalım ve başarılı olalım…

 

 

'Stansted Maze' from_aboveI- 4 – Stansted Maze / Stansted Park, UK.

 

 

KAYNAKLAR

YENİ YÜKSEKTEPE DERGİSİ SAYI 46 – Delia Steinberg GUZMAN

MAN AND HIS SYMBOLS – Carl G. JUNG

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla