Site Loader

Clifton Mark, çok çalışmanın ve yeteneğin başarıyı getirdiği inancının, yalnızca yanlış olmakla kalmayıp; aynı zamanda bencilliği ve ayrımcılığı teşvik ettiğini iddia etmektedir [1].

“Bizler, fakirliğe doğmuş küçük bir kız çocuğunun, diğer insanlarla aynı başarı şansına sahip olduğunu bilmesi gerektiğine olan inanıyoruz…”
—Barack Obama, 2013

“Amerikan şirketleri ve işçileri için eşit bir çalışma zemini yaratmalıyız.”
—Donald Trump, 2017

(Ülkemizde 29 Nisan 2017’den beri kapalı olan) Vikipedi’nin tanımıyla meritokrasi; yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir [2]. Clifton Mark’a göre meritokrasi, (günümüz Türkiye’sinde olmasa bile) Amerikan toplumu gibi birçok toplumda başı çeken sosyal idealdir. Farklı ideolojilerden politikacılar sürekli olarak hayatın ödüllerinin (para, güç, iş, üniversiteye kabul) yetenek ve emeğe göre dağıtılması gerektiğine vurgu yapmaktadırlar. En yaygın metafor, oyuncuların yeteneklerine uyan pozisyonlara yükselebilecekleri “eşit oyun alanı” olmuştur. Kavramsal olarak ve ahlaki açıdan meritokrasi, kişinin sosyal konumunun doğumla belirlendiği mirasa dayalı aristokrasi (ya da daha yakından tecrübe ettiğimiz üzere adam kayırma) gibi sistemlerin zıttı olarak sunulmuştur. Meritokraside zenginlik ve avantaj, harici olayların (yani dışsal etkenlerin) rastlantısal bir kazancı değil, liyakatın (yani layık olmanın) meşru bir getirisidir.

Birçok insan yalnızca dünyanın meritokrasiyle işlemesi gerektiğini düşünmekle kalmayıp, dünyanın meritokratik olduğuna inanıyorlar. Birleşik Krallıkta, 2009 İngiliz Sosyal Tutumu anketinin katılımcılarının yüzde seksen dördü, öne geçmek söz konusu olduğunda çok çalışmanın ya gerekli ya da çok önemli olduğunu belirtmiştir ve 2016’da Brookings Enstitüsü, Amerikanların yüzde altmış dokuzunun, insanların zekâları ve yetenekleri için ödüllendirildiğine inandıklarını ortaya koymuştur. İki ülkedeki katılımcılar da şans ve zengin bir aileden gelme gibi dış faktörlerin daha önemsiz olduğuna inanmaktadırlar. Bu fikirlerin en çok dile getirildiği iki ülke Amerika ve İngiltere olsa da aslında bu fikirler dünya genelinde de yaygındır.

Geniş ölçüde kabul görmesine rağmen şanstan ziyade liyakatın başarı ve başarısızlığı belirlediği, bariz bir şekilde yanlıştır. Bu, özellikle liyakatın kendisinin büyük ölçüde şansın sonucu olmasındandır. “Dayanıklılık” olarak adlandırılan çabalama yeteneği ve kapasitesi, büyük ölçüde doğuştan gelen yeteneğe ve yetiştirilme tarzına bağlıdır.

Yanlış olmasının yanı sıra, psikoloji ve sinir biliminde büyüyen bir araştırma topluluğu, meritokrasiye inanmanın insanları daha bencil ve kendini daha az eleştirir ve hatta ayrımcılık yapmaya yatkın yaptığını ileri sürmüştür. Bu sebepten meritokrasi, yalnızca yanlış değil, kötüdür de.

“Ültimatom oyunu”, psikoloji laboratuvarlarında bir oyuncuya para verilip, bu paranın kendi (teklif eden) ve diğer bir oyuncu arasında paylaştırılması söylenen yaygın olan bir deneydir. Diğer oyuncu teklifi kabul edebilir ya da reddebilir ki bu durumda hiçbir oyuncu para kazanamaz. Bu deney binlerce kez tekrar edilmiş olup genellikle teklif eden oyuncu parayı eşit paylaştırmaktadır. Eğer meblağ 100 dolar ise, çoğu teklif 40-50 dolar arasındadır.

Bu oyunun bir değişik versiyonu ise kişinin daha yetenekli olduğuna inanması halinde daha bencil bir davranışta bulunduğunu göstermektedir. Beijing Normal Üniversitesi’ndeki bir araştırmada katılımcılar, tekliften önce sahte bir yetenek oyunu oynamışlardır. Yanılsama içinde kazandıklarına inanan katılımcıların, kendilerine oyunu oynamayanlardan daha çok parayı ayırdığı görülmüştür. Başka çalışmalar bu bulguyu doğrulamaktadır. Minnesota Üniversitesi’nden ekonomist Aldo Rustichini ve Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi’nden Alexander Vostroknutov, ilk olarak yetenek oyunu oynayan öznelerin ödüllerin dengeli dağıtılmasını, şans oyunu oynayanlara kıyasla daha az desteklediklerini keşfetmişlerdir. Yetenek fikrini göz önünde bulundurmaları, bireylerin eşit olmayan sonuçlara daha toleranslı olmasına neden olmuştur. Bu durum bütün katılımcılar için geçerli olsa da “kazananlar” arasında daha fazla dile getirilmiştir.

Aksine minnet üzerine yapılan bir araştırma göstermiştir ki şans faktörünün farkında olmak cömertliği arttırmıştır. Amerikan ekonomisti Robert Frank, Başarı ve Şans (2016) adlı kitabında, şans ve başkalarından yardım alma gibi dış faktörlerin hatırlatıldığı öznelerin, çaba ve yetenek gibi içsel faktörlerin hatırlatıldığı öznelere kıyasla bağış yapmaya daha meyilli oldukları bir çalışmayı alıntılamıştır.

Liyakatın silinip gitmekte olduğu günümüz Türkiye’sinde, meritokrasinin neden olabileceği bencillik, ayrımcılık ve yetersiz özeleştiri tehlikesi bizler için henüz bir problem teşkil etmiyor olsa da Mark bize, meritokrasinin hüküm sürdüğü bir toplumda “güce layık olma” fikrinin aslında bireyleri dejenere edebileceğini işaret ediyor. Öyle görünüyor ki meritokrasinin bile sağlıklı işleyebilmesi için bireylerin devamlı olarak kendileri ve “güç” arasındaki mesafeyi korumaları gerekmektedir. Gücü; çok çalışma ve yeteneklerimiz sayesinde ulaşılması gereken bir nokta olarak görüp, bir amaç haline getirmek yerine onu, çalışmanın ve yeteneklerin kısmen “dikkat dağıtan” bir sonucu olarak görmek rekabet ve “başarısızlık” anlarında bizi daha adil ve rasyonel davranmaya yöneltecektir.

Çeviri ve Yorum: Canberk İrimağzı

Kaynakça: [1] Clifton Mark. A Belief In Meritocracy Is Not Only False: It’s Bad For You. https://medium.com/aeon-magazine/a-belief-in-meritocracy-is-not-only-false-its-bad-for-you-79e66319601b Erişim Tarihi: 27 Temmuz 2019

[2] https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Meritokrasi Erişim Tarihi: 27 Temmuz 2019

MozartCultures

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla