Modu Şanyü Bölüm II (Pai-Teng Kuşatması ve Sahte Prenses)

İmparatorluğunun etrafındaki bütün uluslar, Modu’nun hakimiyetini tanımışlardı. Sadece Ting-Lingler vergi vermeyi reddetmişlerdi. O zaman Modu bir defa daha yenilmez savaşçılarını topladı ve düşmanlarını dörtnala kovalayarak Sibirya’ya kadar sürdü. Yürüyüşünü Obi Irmağı kıyılarında durdurdu.

Şimdiye kadar karşısına çıkan bütün düşmanlarını yenmişti; fakat karşısında sayısız insana sahip ve büyük bir zenginliği olan, daima fethetmeyi hayal ettiği bir imparatorluk kalmıştı. Bu da Çin’di. Hayatının en büyük ülküsü olan Çin’i fethetmedikçe diğer ulusları boyunduruk altına almasının ne anlamı vardı?

Modu’nun elinde, atlarının rengiyle fark edilen dört ayrı kısma bölünmüş 300.000 kişilik bir ordu vardı.

Kuzey Ordusu – Kara Yağız Atlara

Güney Ordusu – Kula Donlu Atlara

Batı Ordusu – Kır Atlara

Doğu Ordusu – Bakla Kırı Renkli Atlara biniyorlardı.

Atların rengine göre orduyu düzenleyen ilk kişi Modu olmuştur. Çin bu atların süratini ve Modu’nun ilk defa babasına karşı denediği ıslıklı okları görecekti.

M.Ö. 200 yılında Modu Tai-Yuen’i istila etti. Daha sonra Ma-i Kalesi’ne yöneldi. Kale komutanı Prens Han Hsin, teslim olmaya mecbur kalmıştı. Çin geleneğine göre teslim olmak, hainlikle eş değerdi ve galip tarafın tebaalığını kabul etmek demekti. Hiçbir mazeret, teslim olan kişiyi masum gösteremezdi ve onun yapabileceği en iyi şey intihar etmekti. Han Hsin bunu yapmadığı gibi, ihanetini sürdürerek bütün geri dönüş yolları tıkalı olduğu için yeni efendisi olan Hunların sadık bir hizmetkârı haline geldi. Şehir son derece stratejik bir mevkide bulunduğundan Modu bütün ülkeyi istila etmekte buradan faydalandı.

Bu olaylardan haberdar olan Han Hanedanı’nın kurucusu İmparator Kao-Tsu, Hsiung-nulara (Hunlar)  karşı bizzat sefere gitmeye karar verdi. Fakat bu sefere çıkmadan önce düşmanın kuvvetleri hakkında bilgi toplaması için casuslar gönderdi. Şanyü en iyi birliklerini sakladıktan sonra karargâha ulaşan casuslar hasta çeriler ve topal atlardan başka bir şey göremediler.

Büyük bir süratle imparatora, Hunların savaşamayacak askerlere sahip olduğunu duyurdular. Buna rağmen Kao-Tsu pek güvenmedi. Bunca şanlı zaferden sonra Hunların böylesi bir sefil duruma düşmüş olmaları akla pek yatkın gelmiyordu. Bu defa casuslarının şefi kurnaz Lieu- King’i görevlendirerek adamlarının göremediklerini onun görmesini istedi.

Lie-King de Hsiung-nu karargahında aynı durumu gördü fakat bunun Şanyü tarafından hazırlanmış bir tuzak olduğunu fark etti. Karargâhın civarında 200.000 silahlı çeri bu fare kapanında macera arayacak ihtiyatsızları düşürmek için hazır bekliyordu.

Kao-Tsu bu habere de inanmadı ya da 320.000 bin kişilik ordusuyla Hunların 200.000 çerisini yenebileceğini düşündü. Onların atlarının süratini ve hedef şaşmayan oklarını tanımıyordu. Modu, alışılmış konargöçer savaş taktiğini de değiştirdi. Geri çekilmiş gibi yaparak Çin ordusunun en vurucu güçlerini kuşatma altına aldı. Daha ilk çarpışmada Çin birlikleri Hunlar önünde serçe sürüsü gibi dağıldılar. İmparatorun kendisi de hayatını kurtarmak için Pai-Teng (Baydın okunur) Dağı’na tırmanacak ve tepedeki kaleye sığınacak kadar zamanı zorlukla buldu. Modu imparatorun peşini bırakmadı ve Göğün Oğlu da kuşatmanın zilletini ve sıkıntısını tattı.

Hun kuşatması, Çin ordusundan arta kalanların sığındığı kalenin bulunduğu dağın bütün eteklerini içine alıyordu. Çinliler yedi gün boyunca, art arda yapılan Hun saldırılarını durdurmak için yemeksiz ve uykusuz direndiler. Kızgın adımlarla kalenin surlarında dolaşan Kao-Tsu; Hun çadırları içinde beyaz keçeden, renkli derilerle süslü, üstünde bir bayrak sallanan daha uzun bir çadır fark etti. Bu, Şanyü’nün çadırıydı. Bu çadırdan, Hunların kadınlarının giyinişine göre daha zengin giyinişli bir kadının çıktığını gördü. Subaylarından biri bunun Modu’nun Çin asıllı gözdelerinden biri olduğunu söyledi. İmparator boynundaki ve ellerindeki mücevherleri çıkartarak ipek bir mendile sardı ve bunları Çinli gözdeye götürmesi için subaya verdi.

Ertesi gün surların aynı noktasına geldiğinde kadının kendisine gülümsediğini gördü. Rüşvetin işe yaradığını anlamıştı. O zaman daha güzel mücevherleri topladı ve kocasını kuşatmayı kaldırmaya, Çin ile barış anlaşması yapmaya ikna ettiği takdirde dünyanın en zengin hazinelerini kendisine armağan edeceğine dair haber yolladı.

Modu, Çinli karısının hareketleri ile düşmanı ezme arzusu arasında tereddüt ediyordu. Bu arada kuşatmacıların arzusu şiddetini kaybediyor ve Çing-Ping adında bir general taze kuvvetlerle İmparatorun yardımına koşuyordu. Dağın çevresini kalın bir sis tabakasının örttüğü bir gece, Kao-Tsu kaleyi terk edebildi ve yeni ordusuna katıldı.

Bu konu hakkında bir başka rivayet ise, karısının Modu’ya Çin’i fethetse bile Hunların her halükarda orada yaşayamayacakalarını belirtmesidir. Bundan sonra Modu kuşatmanın kaldırılmasını emretmiş ve imparator kurtulmuştur.

İmparator ile Modu arasında bir barış anlaşması yapıldı. Buna göre Modu, Çin İmparatorunun kızı ile evlenecekti. Çinli aydınlar ve nazırlar önce bu fikre şiddetle karşı çıktılar. İmparatoriçe kızını Hunlara teslim edeceği için durmadan gözyaşı döküyordu. Sarayı matem kaplamıştı. Sarayın bahçesinde içlerinden hangisinin kurban edileceğini bilemeden dolaşan kederli ve soluk yüzlü prenseslere rastlanıyordu. İmparatoriçe ise sanki cenazeye hazırlanır gibi kurbanın çeyizini hazırlamakla meşguldü.

Bu evlenme yüzünden imparatorluğu saran kederli havayı gören kurnaz ve yaşlı nazırlardan biri Kao-Tsu’nun kulağına fısıldadı: “Hunlar imparatorun prenseslerini tanıyorlar mı? Hayır, değil mi? O hâlde, imparatorun debdebesine münasip bir şekilde süslenecek herhangi bir kızı onlara göndermeye kim mani olabilirdi?

Hanların sarayı, yeniden neşelendi. Prensesler eski neşelerine kavuştular. Flütlerin sesleri duyulurken bütün saray, imparatorun kızı olarak Hunlara gönderilecek güzel cariyeyi donatmaya başladı. İmparator şekle uygun olsun diye cariyeye prenses unvanı verdi. Güzel elbiseler ve mücevherlerle süslü sahte prenses, kıymetli kumaşlarla kaplı bir kervana bindirilerek Modu ile evlenmek üzere yola çıktı. Gördüğü zenginlik karşısında gözleri kamaşan Şanyü, kızı kendi zevkine uygun buldu. Hunlar, gerçekten muhteşem armağanlardan ve yeni kraliçelerinin güzelliğinden çok memnun kalmışlardı. Barış anlaşmasının devamını güzel bir kadının çekiciliğinden ziyade daha sağlam temele dayandırmak isteyen imparator, Hunlar ile olan sınırına sayısı bir milyona varan garnizon yerleştirdikten sonra iki ülke arasında uzun süren bir barış dönemi başladı. Kao Tsu, Çin İmparatorluğuna huzuru getirdiğine kani olduktan sonra öldü.

KAYNAKLAR

BRİON Marcel, Hunların Hayatı, Ötüken Neşriyat, 2018.

GÖMEÇ Saadettin, Türk-Hun Tarihi, Berikan Yayınevi, 2012.

GUMİLEV L.N., Hunlar, Selenge Yayınları, 2002.

ONAT Ayşe vd. Han Hanedanı Tarihi, Türk Tarih Kurumu, 2015.

Otkan Pulat, Tarihçinin Kayıtlarına göre (Shi Ji)Hunlar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir