Mutsuzluğu Kucaklamak Üzerine

Ekonomik sıkıntılar, düzenli bir duygusal ve cinsel ilişkinin yokluğu, yüzeysel dostluklar, kötü aile ilişkileri, şu radyoda çalmaya başlayan hüzünlü müzik ve insanın peşini bırakmayan o, geçmişten cereyan eden güzel, hayatın şimdi ne kadar kötü olduğunu ukalaca hatırlatan, gülümsettiği kadar iç burkan anılar… Mutsuz olmak için ne çok sebep var, ne rahatsız edici ve her nefes alışımda ciğerlerime batan boğucu bir duygu bu mutsuzluk. Bazen mutlu olmak mı istiyorum yoksa sadece mutsuz olmamak mı karar veremiyorum, belki ikisini birden istiyorumdur. Mutluluk nedir ki ben ona sahip değilim, neden ben de “sonsuza dek mutlu” yaşayamıyorum? Peki neden mutsuzluğumdan utanıyorum, onu tıpkı mutlululuğumu sergilemek isteğim gibi sergileyemiyorum, ondan rahatsızlık duyduğum için belki de herkesi rahatsız edeceğini düşünüyorum. Neden insanlara karşı sürekli gülümsüyorum, acıyla çığlık atmak istiyorum oysa…

Net olarak “mutluluk şudur” diyemeyiz, hepimiz farklı şeylerden mutlu oluruz. Bizi –kendi tabirimizle- “iyi” hissettiren hemen hemen her duyguyu mutluluk olarak tanımlarız ve “iyi” hissettiren her şeyi de mutluluğumuzun kaynağı olarak görürüz. Dediğim gibi bu değişken bir durumdur: Tuttuğun takımın kazanması, kışlık ceketin cebinde bulunan para, flört etmek istediğin kişiden aldığın karşılık veya evine gittiğinde mutfaktan yayılan o en sevdiğin yemeğin kokusu…

Peki bu iyi olma hali tam olarak nedir? Her duygu gibi mutluluk da esasen birtakım hormonların salgılanması ve bu hormonların algılarımıza yansımasından ibarettir. Bize kendine güven, haz, zevk, motivasyon, tatminlik veren ve depresyonu, endişeyi, stresi, acıya duyarlılığı azaltan şeyleri “iyi” olarak tanımlarız. Bize bunları yaşatan hormonlara; dopamin, oksitosin, endorfin, serotonin, GABA (gamma aminobütirik asit), noradrenalin ve feniletilamin örnek olarak gösterilebilir.

Bu hormonlar ekstradan uyku düzenimizi sağlıklı hale getirir, bize iştah kazandırır, cinsel arzularımızı ve duygusal bağlılığımızı artırır ve çok daha dingin bir ruh haline bürünmemizi sağlar. Bazen açıklayamadığımız ani ve uç tepkilerimiz mutluluk hissi altında eriyip gider. Bu duyguların getirilerinin kişisel ve toplumsal yaşamda sağladığı kazançlar ve vahşi yaşamda sağladığı avantajlardan dolayı “iyi”, yani çıkarlarımıza uygun olarak tanımlanması gayet doğaldır ve hiç de yanlış değildir.

Peki mutsuzluk nedir? En basit haliyle bu hormonların yokluğu ve ona duyulan arzunun ta kendisidir mutsuzluk. Mutluluğa olan arzumuz, “iyi” olana sahip olma fantezimiz bizi olduğumuzdan çok daha mutsuz eder. Bu kötü müdür? Sonuçta mutsuzluk “kötü”dür o halde bir şeyleri hayal etmek, arzulamak ve peşinden koşmak da kötüdür. Hem de bir hiç uğruna.

Hiç uğruna mı? Evet, bir hiç uğruna, asla “sonsuza dek mutlu” olamayız. Mutluluk kaynağımıza sürekli maruz kalmamız bile durumu değiştirmez, hatta bu kaynak bir rutin hale geldiği için etkileri azalacak ve artık bir mutluluk kaynağı olmaktan çıkacaktır. Bir uyuşturucu bağımlısı gibi doyuma ulaşmak için alınan dozu sürekli yükseltmeye mecburuzdur. Mutluluğu elde eder ve bir anlığına dahi olsa onun o eşsiz ezgilerinde kendimizden geçeriz ama her resitalin bir sonu vardır, mutluluk anlık olmaya mahkumdur, şarkımız başlamadan öncesinde olduğu gibi tekrardan derin bir sessizlik hakim olur her yere. Ah yine o derin sessizlik, mutsuz olma hali, hem de çok daha acı, çünkü kulağım tam da alışmıştı güzel ezgilere, sessizlik daha bir katlanılmaz artık.

Sessizliğin dayanılmazlığına teslim olamayacağımızdan kendimizi umutsuzca bir üst arzuya bırakmalıyız başka nasıl kurtulunur ki bu duygudan? Sonsuz bir acı ve mutsuzluk döngüsünde hapsolduk sanırım. Neden hep mutlu kalamıyoruz ki?

Çünkü mutlu olmak anlıkken güzeldir. Bir yarışma düşünün, bu yarışmanın ödülünden daha güzeli olmasın ve bir kere kazanırsanız ömür boyu hep siz kazanmış sayılın, bir kere ödülü elde ettiğinizde bir daha kazanmaya çalışır mısınız? Elbette hayır çünkü zaten sonsuza dek kazanmışsınızdır. Mutluluk da böyledir. Mutluluk anlık olmalıdır ki sürekli onu elde etmek için hayatta ilerleyelim hatta temel içgüdüsel faaliyetlerimizi dahi yerine getirebilelim, yediğiniz yemekten, uyduğunuz uykudan, girdiğiniz cinsel ilişkiden sonsuza kadar haz ve mutluluk duyduğunuzu düşünün, bir daha tekrarlar mıydınız? Bir daha yemek yeme ihtiyacı duymaz, uyumaz ve genlerinizi gelecek nesillere aktarmaya tenezzül dahi etmezdiniz. Türümüzün bu günlere gelmesinde mutluluğumuzun anlık olup yerini derin bir mutsuzluğa bırakması önemlidir.

Mutsuzluk yani mutluluk arzusu bizim yaşamamızın olmazsa olmazıdır. Mutluluk ulaşılmayan bir ödül olarak kalmalıdır, daha üstü arzulamak bizi hep yukarı taşır. Elindekiyle yetinmek bireyi köleleştirir, yerinde saydırır ve sömürüye açık hale getirir. Gelişmenin yolu fazlasını istemekten, bir parça bencillikten geçer.

Bu yüzden mutsuzluk rahatsız edici ve dayanılmaz olmalıdır. Bu tiksinç hali, ondan kurtulmamız için göstereceğimiz çabamızı kamçılar. Acı o kadar rahatsız edici olmasa derimize etki eden fiziksel kuvvetlere verdiğimiz tepkiler yavaş ve ilgisiz olurdu, bu da bizi, bize zarar veren şeylerden çoğu sefer kurtarmaya ve korumaya yetmezdi. İlerlemek için mutsuzluk rahatsız edici ve dayanılmaz olmalı, ondan kurtulma isteğimiz mutlu olma arzumuzdan çok daha diri olmalıdır.

Mutsuzluğu bir mutluluk arzusu olarak görürsek ondan utanmaktan da vazgeçeriz belki. Çünkü üst bir mutluluğu arzulamak yaşamamız için ona ulaşmak kadar önemlidir. Asla kurtulamayacağımız bu mutsuzluklara serpiştirilmiş küçük ödüller/mutluluklar düşününce bizi daha depresif hale getirebilir ama bu duruma şöyle bakmalıyız bence: “Ya bir mutluluk anında takılı kalsaydım, o zaman asla ilerleyemezdim sıkışıp kalırdım.” Elbette arzularımızın kölesi olmamalıyız sadece arzulamalıyız eğer arzulamanın kölesi olursak arzulanan nesne önemsizleşir ve sadece arzulama eylemi kalır. İşte bu bizi içine çekecek olan gerçek bir boşluk, sonumuzu getirecek aşırı bencilliğin ta kendisidir.

Mutluluğu o kadar ön plana almışız ki ona olan arzumuza hiç yönelmiyoruz. Mutluluk kaynağı olarak gördüğümüz bir şeyi arzulama sebebimizi ön plana alırsak, nasıl hareket edeceğimiz ve gerçekten o şeyin istediğimiz mutluluk kaynağı olup olmadığını anlayabiliriz. Çünkü mutluluk kaynağı sandığımız birçok şey toplumun bize empoze ettiği, esasen bizim arzulamadığımız şeylerdir. İyi bir eş, iş ve sahip olacağımız ekonomik değeri yüksek şeylerin bizi mutlu edeceğini düşünürüz ki bir çoğumuz da bununla gerçekten mutlu olabilir. Ama bazılarımız maddiyatla veya iyi bir ilişkiyle ilgilenmiyordur aslında; bir köpeğin kafasını okşamak, ağaç sulamak, belki de yağmurlu bir havada yürürken düşünmek… Aradığımız mutluluk budur belki de ama sosyal baskı bu küçük arzularımızı küçümsememizi ve ondan uzaklaşmamıza sebep olur.

Bizi boşluğa düşüren ise asla mutsuzluk değildir. Mutsuz dahi olamamaktır, yani arzulanacak bir mutluluk kaynağının yokluğudur. Tüm mutluluk kaynaklarını sömürüp başka arzulayacak bir şey bulamamak, işte gerçek bir boşluktur bu. Bunu genel olarak “her şeyi olan” insanlar yaşar, film yıldızları, şarkıcılar, iş adamları… Hepsi tam da mutsuz olamadığı, arzulayacak bir şey bulamadığı için boşluğa düşer deneyimleyecek bir şey arayıp kötü seçeneklerin batağına düşer ya da arzulanacak bir şey kalmadığı düşüncesiyle içinde bulunduğu bu hayattan kaçar gider. Aslında onlar da kendilerini yüksekte sandıkları için küçük arzularını hor görüyorlardır sadece, mutluluk amaç olsa da nesneye yöneliş biçimimiz mutsuzluğun ta kendisidir. İçinde bulunduğumuz melankoli bizi hayattan soğutan değil ona bağlayan, ters bir etkiyle –o dayanılmaz rahatsız ediciliğiyle- ilerlememizi sağlayan şeydir.

Mutsuzluk mutluluğun eksikliği kadar ona duyulan arzudur, arzu olmadan arzulanan anlamsızdır. Mutsuzluğumuza önem vermeli, ondan kaçmaya çalışmamalıyız, kendimizi ona bırakmalı ve bizi neye yönlendirmek istediğinin ayırdına varmalıyız. Elbette bu benim düşüncem. Ben sadece mutsuzluktan kaçarak değil, mutsuzlukla birlikte hareket ederek mutlu olabileceğimizi ve bu iç burkan ruh hali sayesinde küçük anların bize ne kadar iyi hissettirdiğini, deneyimlerimi baz alarak söylüyorum. Mutsuz olmaktan çekinmeyin, mutsuzluk mutluluğa doğru ilerlediğimizi gösterir. Her ne kadar rahatsız edici olsa da mutsuzluğa ihtiyacımız var.

İyi gün doğumları dilerim ☺

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir