Site Loader

Hepimiz Nietzsche hakkında bir şeyler muhakkak işitmiş veya okumuşuzdur fakat onu anlayabilmemiz, sindirebilmemiz için okumaktan fazlasına ihtiyacımız var. O, kendi çağdaşlarından geçmişteki filozoflardan hatta gelecektekilerden çok farklı bir kulvarda yazıyordu yazılarını. Hatta moderniteye olan eleştirileri onu yanlışlıkla da olsa ilk modern filozoflar arasına sokmuştur. Belki de bu yüzden döneminde değeri bilinmedi ve bu yüzden anlaşılması bu kadar zor idi. İyi haber şu ki asla anlaşılmayı beklemedi hatta fotoğraflarında karikatürlerinde ilk ilgiyi çeken bıyıkları onun kendini gizleme biçimi bile sayılırdı (Gilles, 2005) . Bu yazı yazılırken güdülen amaç Nietzsche’nin bıyıkları ya da sert bakışları değil sanat ve tragedya hakkındaki düşünce ve eleştirileridir. Bu yüzden öncelikle ondan
bahsetmeyi doğru buldum. Öncelikle Nietzsche’nin sanat ve tragedya hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için birincil kaynak olarak Yunan Tragedyası Üzerine İki Konferans ve Tragedyanın Doğuşu ufuk açıcı olacaktır ki benim ağırlıklı olarak yararlandığım kaynaklardır.

Konuya ufaktan giriş yapmak niyetine tragedyadan bahsetmek isterim çünkü sanattan bahsetmek ufak bir giriş olmayacak. Tragedya Antik Yunan’da koronun, oyuncuların bulunduğu günümüzde operaya benzeyen bir plastik sanattır. Bu sanatı oluşturan en önemli ikili Apollon ve Dionysos’tur. Biliyoruz ki Nietzsche antikiteye hayran bir filozoftu bu yüzden tragedyaya verdiği önem büyüktü. İki kitabında da bahsettiği üzere Apollon ve Dionysos’un ayrımından çok birbirlerini tamamlayışı tragedyayı oluşturmuştur fakat antik dönemde görülen bu yüce düşünce modern çağda bambaşka bir yere evrilmiş Apollon’a duyulan aşırı düşkünlük sanatta dahil her alana bilinci ve bilgeliği getirmiştir. Bu bilinçli bilgi hali sanatı yok etmekten gram utanç duymamış, sanat dallarının bütünlüğünü parçalayıp bölük pörçük hale getirmiştir. Bölünme sonucu oluşan modern sanat bir şeylerden ayrı ayrı zevk almamıza sebep olmuş yüceliğini yitirerek bayağılaşmıştır (Nietzsche, 2005) . Tragedya üzerinden gidecek olursak, günümüzde tiyatro bu kelimeyi karşılar ve bu kelime dinlenme, zamanı güzel değerlendirmenin adeta diğer adı haline gelmiştir. Bu büyük bir yanlış anlaşılmadır tiyatro yaşadığımız hayattan uzaklaşmamıza sebep olmamalı çünkü hayatın tam içinden olmalıdır. Moderniteye olan eleştirel düşünceleri yanında Nietzsche klasik tragedya anlayışını değiştiren Yunan şairleri ve yazarlarına da sitemde bulunmuştur. En tanıdık isim olarak Sokrates’in akılcılığının en büyük temsilcilerinden olan şair ve oyun yazarı Euripides’in tragedyayı değiştirmeye çalışması çok eleştirdiği bir noktadır. Euripides tragedyanın en önemli parçası olan koroyu arka plana atmış daha çok solo oyunculuklara odaklanmıştır. Üstelik o döneme kadar hakim olan yarı-tanrı yarı-insan üslubunu büyük oranda değiştirerek orta sınıfın anlayışına uygun diyaloglara önem vermiş. Sanatı bölmenin ilk örneklerinden olan bu davranış Sophokles ile başlamış ve kendini zamanla kabul ettirmiştir. Bu değişimler tragedyayı çökertmeye yetmese bile büyük darbeler olmuştur ama en büyük darbe usçuluğun(Apollonik düşünce) ön plana çıkmasıyla olmuştur ve çöküşe sebep olmuştur. Apollon’un içindeki Dionysos’u öldürmek sanata yapılan en büyük ihanettir. Apollon’un aşırı bilge ve rasyonel kısmını yumuşatan duyguları ve hedonizmi hissettiren Dionysosçu yaşam bir tür sarhoşluk halidir ve sanatın etkisi de tam olarak bu sarhoş olma haline paralel olmalıdır. Apollonik düşüncenin ağır bastığı sanat duygudan uzaklaşır ve kendi kafesinde sıkışıp kalır, yaratmak özgür olmanın en önemli adımıdır. Bu yüzden Nietzsche sanatı ve sanatçıyı her zaman övmüş özgür olmanın koşulu olarak gördüğü yaratma işinin zorluğundan sürekli bahsetmiştir. Yaratmak için evreni bir bütünün içinde görmek kendimizi de bu bütüne dahil edebilmek gerekir ki bu düşündüğümüzden daha zor bir kendi bilincinde olma halidir.
İkinci bir kişi sayesinde -hatta evreni özne sayarsak üçüncü bir kişi sayesinde- kendi öz-bilincimizin farkına varabileceğimizi düşünen Hegel’i düşündüğümüz zaman sanat belki de kendimizi keşfedebilmemizin en yüce yoludur. Sonuçta “Bütün sanat ve bütün felsefe acı çekenler için devadır.”(Megill) . Bütün bunları topladığımız zaman antik dönem hayranı Nietzsche her fırsatta moderniteyi ve usçuluğu eleştirmekten geri durmamış, iki zıt kavram olarak görülen Apollon ve Dionysos’un bir bütün olduğunu anlatmaya çalışmaktan vazgeçmemiştir. Bu bütünün bozulmasıyla insanın ruhunu iyileştiren sanatın yakalandığı en büyük hastalık onda da büyük bir hastalığa sebep olmuş.

Kaynakça
Gilles, D. (2005). NIETZSCHE. otonom.
Megill, A. aşırılığın peygamberleri. Bilim sanat.
Nietzsche. (2005). Yunan tragedyası üzerine iki konferans.

Polen Biçer

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla