Nietzsche’nin Düşleri

 

Freud, büyük bir dönüşüme yol açacak olan popüler kitabı Düşlerin Yorumu’nu XX. yüzyılın henüz başında 1900 yılında yayımladığında metnin genel amacını şu şekilde belirler: “Düşleri yorumlamak için ruhbilimsel bir teknik bulunduğuna ve de eğer bu yöntem kullanılırsa, her düşün, kendini, bir anlamı olan ve uyanıklık yaşamının zihinsel etkinlikleri arasında kayda değer bir yere yerleştirebilecek ruhbilimsel bir yapı olarak ortaya koyacağına kanaat getireceğim.” [1] Onun uzun yıllar boyunca geliştirdiği düş teorisi, düşlerin görünen – ya da açık- ve gizli içerikleri arasında bir ayrıma odaklanmaktadır. Böylece özü itibariyle Freud’un düşleri yorumlama yöntemi, düşlerde görünen içerikten daha anlamlı olan bir gizli içerik bulunduğunu ortaya çıkarma amacı güden psikanalitik bir araç olarak kullanılma amacı güder.[2]  Bu sayede Freud -özellikle günlük yaşamlardan hareketle- zihnimizde oluşan izlerin düşlerimiz aracılığı ile nasıl düzenlenebildiği sorusuna yönelir. Ona göre bizler düşlerimizden daima bir şeyler öğrenmek isteriz. Bunun için yapmamız gereken ise olabildiğince fragmanı anımsayıp günlük yaşamın akışı içinde olup bitenler arasındaki bağı oluşturabilmektir. Freud bu sayede, düşlerimiz aracılığıyla kendimize dair daha çok şey öğrenebileceğimizi varsayar. Aynı zamanda psikanalitik yöntemin alışılagelmiş bilimsel teorilerinin dışında, deneyime ve yorumlamaya dayalı bu yeni teorinin uygulanabilirliğini de test etmektedir. Ancak tüm bunları öne sürerken Freud, 1914 yılında yayımladığı metni The History of the Psychoanalytic Movement’de entelektüel gelişiminde duraklamalara neden olabileceği tehlikesinden ötürü Nietzsche okumaktan kendini mahrum bıraktığından bahseder.[3] Bunun önemli bir nedeni Freud’un düş yorumlarından çok daha öncesinde Nietzsche’nin İnsanca Pek İnsanca’da uyuyanın zihni ve uyunur durumunda duyumsananlar arasındaki bağıntıdan bahsediyor olmasıdır. Nietzsche metninde şöyle bir belirlenime yer verir: “Örneğin ayaklarını iki iple bağlayan biri, düşünde iki yılanın ayaklarına dolandığını görür elbette; bu ilk önce bir hipotezdir, sonra inanç olur, görsel bir tasarım ve uydurmaca da eşlik eder buna: ‘Benim, uyuyan kişinin sahip olduğu duyumun sebebi bu yılanlar olmalı’- böyle yargıda bulunur uyuyan kişinin zihni. Böyle açıklanan yakın geçmiş uyarılmış hayal gücü aracılığıyla, uyuyan kişinin şimdiki zamanı haline gelir.” [4]

Söz konusu düşler olduğunda Nietzsche’nin sorgulamaları Freud’unkilerin öncülü gibi görünmektedir. Buna karşın Nietzsche tarihsel döngüselliği ve hakikat kavrayışını psikolojik belirlenimlerin önselliğinde arar. Nitekim Nietzsche için düşlerimiz benliğimizin gizli içeriklerine ulaşmanın bir aracı olmaktan önce, insanlığın eski yaşam biçimlerinin usumuzda yaratmış olduğu değişimlerin ya da aynılıkların göstergesi olarak kabul edilir. Düşler, eski uygarlıkları ya da ilkel insan yaşayışları hakkında bir şeyler öğrenebilme şansını elde etmemize olanak sağlar. Nietzsche bu durumu şu şekilde ifade eder: “İnsan düşünde şimdi hala nasıl sonuç çıkarıyorsa, insanlık uyanık haldeyken de binlerce yıl boyunca öyle sonuç çıkardı: Zihin açıklama gerektiren bir şeyi açıklamak için düşündüğü ilk sebebi yeterli buldu ve hakikat olarak kabul etti. İnsanlığın bu kadim parçası, düş gördüğümüzde içimizde devam etmektedir, çünkü daha yüksek aklın üzerine geliştiği ve her insanda hala geliştiği temel budur: Düş bizi insan kültürünün en eski durumlarına geri götürür ve onları daha iyi anlamak için bir araç sunar.”[5] Aslında düşler Nietzsche’nin yaşamında da önemli bir yere sahiptir. Öyle ki, Sorrento yolculuğu sırasında yakınlarına yazdığı mektuplarında sürekli olarak düşlerinde geçmişten gelen insanların ya da ölülerin onu ziyaret ettiğinden bahsetmektedir. Ayrıca 1879 yılında yayınladığı Karışık Kanılar ve Özdeyişler’de bir düş yorumuna, düşlerde ölüleri görmenin ne anlama geldiğine yer verir: “Güçlü Değişimlerin İşareti. Kişi uzun süredir unuttuklarını ya da ölüleri görünce düşünde, içinde güçlü bir değişim yaşandığının ve üzerinde yaşadığı zeminin tamamen altüst edildiğinin bir işaretidir bu: o zaman ölüler dirilir ve eski zamanlarımız, yeni zamanlar olur.”[6]

Aslında bu belirlenim Freud’un Totem ve Tabu’da tanımlamaya giriştiği ilkel insanın gelişim evrelerinin modern insandaki görünüşleri ile de benzer bir çizgidedir. Freud için, ilkel insanı ancak sanatı, dinsel ve masalsı, efsanevi ve düşsel öyküleri, yaşam üzerine düşünceleri, bizlere bugünkü geleneklerimizde artakalmış olarak varlığını sürdüren düşünce biçimleri aracılığı ile tanıyabiliriz.[7] Nietzsche ise düşlerimizde insanlığın gelişiminde akla gelen herhangi bir fantastik fikrin açıklanabilirliğinin ya da sonuca ulaşabilirliğinin kendinden önceki ussal düşünümlerden yola çıkarak yapıldığından bahseder. Fakat yine de düşlerin adeta kapısı olarak görülen bu süreç uyanık zihninde de pekala gözlemlenebilir. İnsanın anlama yetisi, hayal gücünün de etkisiyle, tıpkı düşlerinde olduğu gibi etrafında gördüğü her yansımayı belirli figürler, manzaralar ya da hareketli gruplar olarak işler. Zihin bu nedenle somut gerçeklikleri daima etkilerin nedeni olarak kabul eder. Bu gündüz düşleri, aslında hayal gücünün bir oyunudur. Bu süreçler, akıl ve anlama yetisinin farkında olmaksızın ilkel açıklama biçimlerine başvuruyor olmasından kaynaklanır.[8] Bu yönüyle Nietzsche hakikatin düş yoluyla aktarımında düşten metafiziğe doğru bir köprü kurmaktadır.

KAYNAKÇA

[1] Sigmund Freud, Düşlerin Yorumu, çev.: Emre Kapkın, Payel Kitap, İstanbul 1996, s. 56.

[2] S. Freud, Düşlerin Yorumu, s. 108.

[3] Sigmund Freud, The History of the Psychoanalytic Movement, Kessinger Publishing, LLC 2014.

[4] Friedrich Nietzsche, İnsanca Pek İnsanca- I, çev.: Mustafa Tüzel, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014, s. 10.

[5] F. Nietzsche, İnsanca Pek İnsanca- I, s. 11.

[6] Paolo D’lorio, Nietzsche’nin Sorrento Yolculuğu, çev.: Burcu Bilgiç, İş Bankası Kültür Yayınaları, İstanbul 2015, ss. 51-52.

[7] Sigmund Freud, Totem ve Tabu, çev.: Hasan İhsan, Alter Yayıncılık, İstanbul 2012, s. 3.

[8] F. Nietzsche, İnsanca Pek İnsanca- I, s. 12.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir