Okuyana Kutlu Olsun: Kutadgu Bilig

“Kutadgu Bilig bizim için gerçekten sonsuz övünülecek, tükenmez bir iç güç kaynağıdır.” Agop Dilaçar

Tarihte Türkleri birçok farklı dine bağlı olarak görebiliriz. Şamanizm, Hristiyanlık, Buddhacılık ve İslam dini gibi. Ve biz de Saltuk Buğra Han döneminde, 932 yılında, İslamiyet’i benimseyen Karlukların devleti olan Karahanlı Devleti döneminde yazılmış bir eserden bahsediyoruz: Kutadgu Bilig.
Kaşgarlılara sığınan Müslüman Sasanlı Prens Nasr etkisiyle benimsenen İslam’dan önce buradaki Türklerin “Burkan” adıyla da geçen Buddhacı (Burkancı) oldukları bilinmekteydi. Eserde geçen “Burkhan’ın evini yak, yık; orada mescit ve cemaat meydana getir.” cümlesi de bize bunu kanıtlar.
Karahan adının anlamı “büyük, boş han” demektir. Bu adın kökeni Uygur destanlarına kadar dayanmaktadır. Bu devletin kültür merkezleri batıda Semerkand, Buhara; doğuda ise Balasagun ile Kaşgar şehirleridir. Bilinen ilk önemli İslami Türk Edebiyatı eseri olan Kutadgu Bilig’in yazarı Balasagunlu Yusuf’tur. Balasagun dediğimiz bölge bugünkü Kırgızistan’da, vadide bir şehirdir. VII.yüzyıldan beri var olan bu şehrin isim anlamı ise Moğolcaya göre “kale, şehir” demektir. Eserin yazarı Yusuf Has Hacib (ismine “Has Hacib” eklemesini, bu eseri sunduğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han yapmıştır) şehrin İslamiyet’i kabul etmesinden 58 yıl sonra, İslam kültürünün artık yerleştiği bir zamanda doğmuştur. Meraklı bir çocuk olduğu söylenen Yusuf, diller konusuna fazla ilgiliydi. Ana dili hariç Arapça, Farsça ve Orta İran dillerinden dil, yazı bilgileri topladı. Dil dışında kültür ve felsefe okumaları yaptığını bildiğimiz yazarın özellikle Farabi ve İbni Sina okumalarını özümsediğini Kutadgu Bilig’de görürüz. Balasagunlu Yusuf hakkında bildiğimiz en ilginç şey ise yaşlanmaktan oldukça çekindiği, hatta korktuğudur. Altmışına yaklaştığı yıllarda yazdığı bu eserde “Otuzun topladığını elli geri aldı. Altmış elini değdirirse ne yapacağım?” diyen yazarın vefatı ise o yaşlardadır. “az yemek” hakkında bolca öğüt veren Yusuf’un mide hastalığı olduğu da tahmin edilmektedir.
Peki Kutadgu Bilig ne anlatır bize?
Siyasetname niteliğinde olan bu eser aslında hem bir ütopya hem pendname (öğüt kitabı) hem de büyük bir felsefi birikimdir. Bir devlet yönetme bilgisidir. Müslüman filozofları okuduğunu ve özümsediğini belirtmiştik, bunlardan ziyade kitapta batılı düşünür olarak Aristo ve Platon izleri de görülmektedir.

Kişileri her iki dünyada Kut’a (saadet) eriştirmeye yarayan bilgi. Yani Kutadgu Bilig, Türk dil ve edebiyat dünyasının görülen ve bilinen en eski İslami birikimidir. Kut dediğimiz bu saadet Türk, Altay mitolojisinde kutsal enerji, yaşam gücü olarak geçer. Türk devlet geleneğinde ise Tanrı tarafından hükümdara ülke yönetme yetkisinin verilmesidir. Üstün güçten gönderilen berekettir, anlamdır kut.
Önsöz bulunmayan bu eser öğütlerle donatılmıştır. Bünyesinde bolca atasözü bulunan eserin dili Türkçedir, zamanın Karahanlı Türkçesi.

“Örün süt bile kirse edgü kılık,
Ölüm tutmagınca evürmez yorık.”
(Eğer iyilik ananın ak sütü ile insanın özüne girerse; o, ölünceye kadar yolunu şaşırmaz.)

Bu kitabın Viyana, Kahire ve Fergana olmak üzere üç nüshası vardır. Viyana, Uygur harfleriyle yazılmış olup ilk ortaya çıkandır. Kahire ve Fergana Arap harfleriyle yazılmıştır fakat en yetkin olan nüsha Fergana’dır. Sonradan iki kez önsöz eklenmiştir ve kelime çoğunluğu Farsça olduğundan Semerkand’da eklendiği düşünülmektedir.
Kutadgu Bilig bize sunacaklarını dört kişinin diyalogları aracılığıyla sunar. Yapısı senaryoyu andırır. Bu bakımdan ilk tiyatro eserimizdir bile diyebiliriz.

Bahsettiğimiz bu dört kişi, doğruyu temsil eden Kün-Togdı (gün doğdu), kutu temsil eden vezir Ay-Toldı (dolunay), anlayışı temsil eden vezirin oğlu Ögdülmiş (övülmüş), hayatı ve ölümü temsil eden Odgurmış (uyanmış), tek amaç için bu kitapta toplanmışlardır, saadete ulaşmak. Konuşmalar hep ikili olarak bu dört kişi arasında geçer.
Yusuf önce genel görüşlerini açıklar. Yaratıcıya, peygamberine övgü yapar sonra “Bahar” şiiri ile devam eder. Ki bu şiir kitabın en lirik parçasıdır ve Hasan Buğra övgüsü için kaleme alınmıştır. Bahar şiirinde ya da diğer kısımlarda yapılan betimlemeler Yusuf’un iyi bir şair olduğunun adeta kanıtı niteliğindedir. Bu şiirden sonra gezegenleri, evreni, burçları anlatır. Kendi dünya görüşüyle devam eder. Bilgi, dil ve iyilik üzerinde çok duran Yusuf için bunlar belki de hayatta en önemli bulduğu üç yargıdır. Ona göre bilgi her şeyden üstündür; varlıktır, erdemdir, güçtür. Ve dil de bilginin aktarıcısıdır. İnsanoğluna verilen en değerli hediyedir.

“Ukuş körki til ol, bu til körki söz
Kişi körki yüz ol, bu yüz körki köz”
(Aklın süsü dildir, dilin süsü söz. İnsanın süsü yüzdür, yüzün süsü göz.)

Yusuf’a göre “Uzanıp iki dünyayı, burasını ve ahireti, elinde tutan bir yapıttır. Kişi yeryüzünde iken bu iki dünyayı elinde tutarsa kuta erişir.” Bunların sonrasında ise kitabı, karakterleri takdim ederek devam eden yaşlılıktan haz etmeyen şair şunu da eklemeyi unutmaz: ‘Ey genç, gençliğini boş geçirme, faydalan, çabuk geçer, doğruluk yolundan şaşma.’
Ve asıl hikaye başlar.
Kün-Togdı adında bir bey kendisini doğru yasa adamı olarak görür, öyledir de. İyiye hizmet eden iyi bir devlet adamıdır fakat tek başına çalışır. Uzak diyardan onun ününü duymuş olan akıllı ve bilgili Ay-Toldı, yurdunu bırakıp yardım etme isteğiyle Kün-Togdı’ya gelir. Ve saraya vezir olarak atanır. Burada bize sabrın ve nazik davranışın öğüdü verilmektedir. Hizmet etmeyi erdem olarak gören Ay-Toldı kutu temsil ettiğini söyler. Ve saadeti (kut) aya benzetir. Nasıl ayın sabit bir şekli yoksa saadetin de yoktur, sürekli şekil değiştir. Sabırlı ve azimli olmayı öğüt olarak gösteren vezir, adını işte bu benzerlikten almıştır.
Ve vezir hastalanır, yatağa düşer. Oğlu Ögdülmiş’i çağırır, onu bir vasiyetle Kün-Togdı’ya emanet eder.
“Ben sana babalık edeyim, sen de bana oğul ol.” diyen Kün-Togdı, onu yanına alır ve eğitir. Sorduğu sorulara verdiği cevaplardan oldukça etkilenen bey Ögdülmiş’i vezir yapar.
KÜN-TOGDI: İnsan anadan mı bilgin doğar, yoksa yaşı ilerledikçe mi öğrenir?
ÖGDÜLMİŞ:İnsan bilgisiz doğar ve yaşlandıkça öğrenir. Çalışmakla elde edilemeyen şey akıldır; tanrı onu insanın hamuruna katar. İnsan akıldan başka bütün erdemleri öğrenir ve böylece bilgisi gelişir.
İkisi arasında geçen diyaloglarda “Devlet nasıl yönetilmelidir?”sorusuna da bolca cevap vardır. “Devlet-halk” ilişkisi üzerinde oldukça çok durulmuştur.
Olaylar böyle devam ederken Bey, vezirine yardımcı olacak birini çağırmasını söyler. Vezir de akrabası Odgurmış’ı ister fakat o, kendini ibadete vermiş bir zahittir. Dağda inzivaya çekilmiş olan Odgurmış’a beyin mektubunu götürür Ödgülmiş. Bilgisiz ibadet olmaz gel ve bilgilen diyerek onu şehre çağırırlar. Fakat ona göre, dünya işleriyle uğraşan kimse ahiret ve ibadet görevini yerine getiremez. Yine ona göre kulun kula kulluk etmesi yakışmaz. Ve bu can emanettir, emanet başkasına bırakılmaz. İki kere beyden mektup getirir Ödgülmiş ama o hep geri çevirir.
Bir gün beyi görmek için saraya gelir Odgurmış. Ondan öğüt isteyen beye, ibretle düşünmesini, ruhunu temizlemesini ve halkına iyi bakmasını öğütler.
Odgurmış rüyasında ölümünü görür ve bundan iki gün sonra da ölür. Bey’e ve Ödgülmiş’e bıraktığı son öğüt ise “Ağlama, her doğan ölür. Tanrının buyruğuna aklınla, gönlünle ve dilinle bağ eğ.”dir. Yas biter, hikaye de burada biter.

“Bu edgü kılu tur ay edgü kişi,
Karımaz bolur edgü mengü yaşı.”
(İyilik yapmakta devam et ey iyi kişi, iyilik kocamaz, onun ömrü ebedidir.)

Çağla Karagöz
DİLAÇAR, Agop, Kutadgu Bilig İncelemesi, TDK, ANKARA 2016.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir