Ontolojik Argümanların Tarihi

Ontolojik argümanlar, dünyanın gözlemlenmesi dışında bir kaynaktan (örneğin, salt akıldan) kökenini alan öncüllerle oluşturulmuş ve Tanrı’nın var olduğu sonucunu ortaya koyan argümanlardır. Diğer bir deyişle, ontolojik argümanlar sadece analitik, a priori ve gerekli öncüllerden Tanrı’nın var olduğu sonucuna varan argümanlardır.

İlk ve en çok bilinen ontolojik argüman, 11. yüzyılda Canterburyli Aziz Anselm tarafından ileri sürülmüştür. Proslogion adlı eserinde, Aziz Anselm Tanrı’nın var olduğu sonucuna daha yücesi düşünülemeyen varlık kavramıyla ulaştığını iddia eder. Aziz Anselm, böyle bir varlığın var olmaması durumunda, daha yüce bir varlığın, yani daha yücesi düşünülemeyen ve var olan bir varlığın tasavvur edilebileceği sonucuna varır. Ancak bu durum absürttür, çünkü hiçbir şey daha yücesi düşünülemeyen varlıktan daha yüce olamaz. Öyleyse, daha yücesi düşünülemeyen varlık, yani Tanrı vardır.

17. yüzyılda, René Descartes benzer bir grup argümanı savunmuştur. Örneğin, Beşinci Meditasyon’da Descartes yücelikte kusursuz bir varlık fikriyle Tanrı’nın varlığına bir kanıt getirdiğini iddia eder. Descartes’a göre yücelikte kusursuz bir varlığın var olduğunu tasavvur edememek, iç açıları 180 derece yapmayan bir üçgen tasavvur etmek kadar çelişkilidir. Buradan yola çıkarak, yücelikte kusursuz bir varlığı tasavvur edebiliyorsak, yani yücelikte kusursuz bir varlık fikrine sahipsek, yücelikte kusursuz bir varlığın var olduğuna kanaat getirmek zorunda kalırız.

Erken 18. yüzyılda, Gottfried Leibniz Descartes’ın görüşünde bir eksiklik olarak gördüğü boşluğu doldurmaya çalışmıştır. Leibniz’e göre, Descartes’ın argümanları, ilk olarak yücelikte kusursuz bir varlık fikrinin tutarlı olduğunu ya da yücelikte kusursuz bir varlığın olabilirliğini göstermedikçe hükümsüzdür. Leibniz ayrıca, kusursuzluklar analiz edilemediği için kusursuzlukların çelişkili olduğunu kanıtlamanın imkânsızlığını da belirtir. Buradan hareketle,
Leibniz, tüm kusursuzlukların tek bir varlıkta beraberce var olabileceği sonucuna varır.

Daha yakın zamanlarda Kurt Gödel, Charles Harthshorne, Norman Malcolm ve Alvin Plantinga gibi isimler Aziz Anselm, Descartes ve Leibniz’in argümanlarıyla ilgi çekici bağlantılar kurmuşlardır ve bu ontolojik argümanlar çokça tartışma konusu olmuştur. Bunlar arasında en ilgi çekici olanlar Gödel ve Plantinga’ya ait argümanlardır; ancak Gödel ve Plantinga’nın argümanlarını Tanrı’nın varlığına birer kanıt olarak addettiklerini tam olarak söyleyememekteyiz.

Ontolojik argümanların eleştirisi, Aziz Anselm’in çağdaşı Gaunilo ile başlamaktadır. Belki de ontolojik argümanlara yöneltilen eleştirilerin en çok bilinenlerini Immanuel Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi adlı eserine borçluyuz. Kant’ın en yaygın bilinen eleştirisi şudur: ontolojik argümanlarda “var oluşun” bir yüklem olduğu üstü kapalı bir ön kabuldür ve ontolojik argümanların bu ön kabulden esas alması argümanların kendisini hükümsüz kılar. Ancak, Bertrand Russel’ın da söylediği gibi, ontolojik argümanların işe yaramaz olduğunu söylemek, onlardaki yanlışları ortaya çıkarmaktan çok daha kolaydır. Bu, ontolojik argümanların neredeyse bin yıldır filozofların dikkatini nasıl çekmekte olduğunu bize daha anlaşılır kılmaktadır.

Çeviri: Odo Prazdno

Kaynak: https://plato.stanford.edu/entries/ontological-arguments/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir